İçeriğe geç

Tozlu Hatıralar

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Tozlu Hatıralar

Bölüm 2

Pis Hanzoo ve Narin Annesi

O arkasını dönüp gitti.

Ben de şaşkınlıktan kendime gelmek için kendimi çimdikledim. Yaşadıklarım rüya mıydı, hayal miydi? Sonra küçük bir çığlık attım. O da arkasını dönüp bana baktı. Ben ise umursamaz bir tavırla kendi kendime söylenmeye başladım.

— Ne cırlanıyorsun kızım...

Tam o sırada sokaktan bir ses yükseldi.

— Gazeteee! Gazeteee!

Ben de çocuğa seslendim.

— Ablacığım, bakar mısın?

— Buyur abla.

— Bir gazete verir misin bana?

— Tabii abla, buyur.

Gazetenin ilk sayfasına baktım. Tarihi okumamla birlikte şok oldum.

— NEEEE?!

Küçük çocuk kaşlarını çattı.

— Abla, paramı vermeyecek misin? Almayacaksan niye istedin gazeteyi?

— Ablacığım... Gazeteyi alacak param yok ki.

— Paran yoksa ver gazetemi!

— Tamam ablacığım. Söz olsun, seni bir daha görürsem karşılığını fazlasıyla vereceğim.

Tarihin şokuyla kendime gelemiyordum. Kendi kendime konuşmaya başladım.

— Nasıl yani? Ben şimdi 2026'dan 23.03.1997'ye nasıl ışınlandım? Şaka gibi... İnanamıyorum!

Böyle söylene söylene yürümeye başladım. Bir süre sonra yorulunca bahçeli bir evin merdivenlerine oturdum. Yaşadıklarımı anlamaya çalışıyordum ki kapı bir anda açıldı. Dengemi kaybedip sırtüstü yere düştüm.

Yerde uzanırken biri bana yukarıdan bakıyordu.

— Yine mi sen? Kızım, beni mi takip ediyorsun? Evime kadar gelmişsin. Yoksa sapık mısın?

Hemen doğrulup ayağa kalktım.

— Hopp! Yavaş ol! Ne seni takip edeceğim? Sen kimsin ki seni takip edeyim, pis hanzo!

— E o zaman evimin önünde ne işin var? Sapık değilsen söyle bakalım.

— Üff... Seninle mi uğraşacağım? Zaten annemi, babamı, evimi özledim. Gidemiyorum evime...

Gözyaşlarım akmaya başlamıştı.

— Nasıl yani? Yolunu mu kaybettin koskoca kız?

— Hayır tabii ki de.

Burnumu çektim.

— O zaman niye gidemiyorsun?

— Çünkü ben 2026'dan geldim ve sanırım zamanda yolculuk yaptım.

Kahkaha attı.

— Hah! İyice saçmaladın. Acaba yere düşerken kafanı mı çarptın? Gel, polise gidelim. Onlar aileni bulur.

— Hayır, olmaz! Polis benim ailemi de beni de bulamaz. Çünkü ben bu zamanda yaşamıyorum. Hatta daha doğmamışım bile.

— Yok yok... Bence hastaneye gidelim. İyi değilsin sen. Deli misin kızım? Benim başıma iş açma.

— Sen bana inanmıyorsun ki polis bana nasıl inansın? Baksana hâlime... Kimse bana inanmıyor!

Sonra ağlayarak bağırdım.

— Anneee! Babaaa!

İç çekti.

— Tamam, tamam. Sus artık. Gel içeri geç. Sonra bir çaresine bakarız.

İçeri girer girmez seslendi.

— Anne!

— Efendim oğlum?

— Anneee!

— Ne oldu oğlum?

Kadın beni görünce şaşkınlıkla sordu.

— Oğlum, bu kız kim? Yoksa kaçırdın mı?

— Uff anne, ne kaçırması! Sabahtan beri sürekli karşıma çıkıyor. Şimdi de kapımızın önünde buldum.

Ben hemen atıldım.

— He ya! Seni takip ettim. Ne demezsin, pis hanzo!

— He he...

— Oğlum, ayıp!

— Anne...

— Neyse. Sen buna bir şeyler ver. Ben de bakkala gidip hayranıma birkaç şey alıp geleyim.

Ben dil çıkardım.

— 😛

O da bana aynı şekilde dil çıkarıp dışarı çıktı.

Kadın gülümseyerek bana döndü.

— Kızım, gel şuraya otur. Biraz soluklan. Sana soğuk bir şey getireyim.

Bir an düşündü.

— Dur, ben limonata yapıp dolaba koymuştum. Şimdi iyice soğumuştur. Getireyim de iç.

— Teşekkür ederim.

— Ne demek kızım.

Kendi kendime mırıldandım.

— Böyle narin bir anneden böyle hanzo bir çocuk nasıl çıkar, aklım almıyor.

— Bir şey mi söyledin kızım?

— Yoo... Sadece sizin gibi nazik bir anneden böyle bir çocuk çıkmasına çok şaşırdım.

Kadın hafifçe gülümsedi.

— Sen bakma ona. Aslında öyle biri değildir. Niye böyle davranıyor ben de anlamadım.

Limonata geldi. Bardağı elime alıp lıkır lıkır içtim.

Bir süre sonra kadın yeniden konuştu.

— Banyoya temiz havlu ve gerekli malzemeleri bıraktım. Güzelce sıcak bir duş al, rahatlarsın.

— Çok teşekkür ederim.

Banyoya girdim. Üzerimi çıkarıp suyun altına girdim. Evde kazan sistemi olduğu için yanlışlıkla sıcak suyu açınca küçük bir çığlık attım.

Kapının ardından sesi geldi.

— Kızım, bir şey mi oldu?

— Yok efendim. Yanlışlıkla sıcak suyu açtım.

— Ah, bir yerin yandı mı?

— Yok, yok.

— Önce soğuk suyu aç, sonra sıcak suyu yavaşça ekle. Su ılıklaşıverir.

— Tamamdır.

Gerçekten de dediği gibi yapınca su tam istediğim sıcaklığa geldi. Güzelce yıkandım, kurulandıktan sonra hanzo beyin annesi bana onun temiz ve hiç giyilmemiş tişörtüyle eşofmanını getirdi.

Üzerime giydim ama ayı gibi olduğu için kıyafetler bana kocaman geliyordu. Düşmemeleri için paçalarını ve belini birkaç kez katladım.

Banyodan çıkınca onunla göz göze geldik. Gözleri üzerimde dolaşıyordu.

Ben de kaşlarımı kaldırdım.

— Hopp! Yavaş ol. Ne dikiyorsun gözlerini?

— Üff... Sana mı bakacağım? Kıyafetlerime bakıyorum.

— Anneee!

— Efendim oğlum?

— Bunlar benim kıyafetlerim değil mi? Neden onun üstünde?

— Oğlum, benim kıyafetlerim kıza olur mu? Temiz olanlardan seninkileri verdim.

— Anne ama onları kendi biriktirdiğim parayla aldım. Hem de marka! Daha giymemiştim bile!

— Oğlum, ne yapayım? Temiz olanlar bunlardı.

Derin bir nefes aldı.

— Allah'ım, yarabbim...

Bana dönüp söylendi.

— Al şu kıyafetleri çıkar.

Ben de dudak büktüm.

— İyy... Bir de zevkin olsa anlayacağım. Dümdüz bembeyaz tişört. Marka diye tutturuyorsun.

— Al, çıkarıyorum. Yemeyeceğim ya tişörtünü.

Sırıtarak bana yaklaştı.

— Kızım, yavaş! Burada mı soyunacaksın? İstersen odama geç. Gözümün önünde rahat rahat değiştirirsin.

Ben de kollarımı bağlayıp gülümsedim.

— Annen çoktan gitti. Sen gözünü benden alamadığın için fark etmedin bile.

Pis hanzo...

O da sırıtıp cevap verdi.

— Sayemde temizlendin, mis gibi oldun. İnsana benzedin biraz. Hem senden mi gözümü alamayacağım? Senin gibi uzaylıyı kim ne yapsın? Az önceye kadar insan bile sayılmazdın. Şimdi hiç değilse biraz insana benzedin. Gerçi hâlâ uzaylı olduğunda ısrar ediyorsun. Neyse... Onu da yemekten sonra konuşuruz.

Tam o sırada mutfaktan annesinin sesi duyuldu.

— Oğlumm!

— Efendim anne!

— Didişip durma kızla. Gelip bana yardım eder misin?

Bölüm sonu

1 yorum