İçeriğe geç

Tozlu Hatıralar

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Tozlu Hatıralar

Bölüm 1

Tozlu Fotoğraf Ve Hanzoo

Evde otururken çok sıkıldım ve annemin odasına girdim. Odada öyle gezinirken kitap dolabını açtım, raflarını karıştırmaya başladım. Sonra arka raflarda bir kitap elime ilişti. Ben de kitabı elime aldım. Ama kitabın arasından bir fotoğraf düştü. Onu almak için yere eğildim ve fotoğrafın arkasında Fransızca bir yazı olduğunu gördüm.

Şöyle yazıyordu:

"Votre âme est un paysage choisi."

Okuyamadım. Sonra ChatGPT'ye okuttum. Yazının anlamı şöyleydi:

"Ruhun, özenle seçilmiş bir manzarayı andırıyor."

Tam fotoğrafı çevirecekken üstü tozluydu ve net görünmüyordu. Ben de tozunu silmek için üfledim. Bir anda gözlerim kamaştı. Tozlar gözlerime kaçtı. Gözlerimdeki tozu almak için ellerimle ovuşturdum. Gözlerim hafiften açıldı ama açar açmaz üzerime doğru bir bisiklet geldi.

Tam çarpacakken biri saçlarımdan tutup beni kendine çekti. Düşmemem için beni kollarının arasına aldı. Gözlerimiz birbirine kilitlendi.

İçimden,

"Kim bu adam? Uff, çok yakışıklı... Ben cennete mi düştüm acaba?"

derken sesiyle kendime geldim.

— Bayan, iyi misiniz?

Ben de bir anda celallendim.

— İyy! Bayan mı , az önce "bayan" dediniz değil mi? Bir kadına "bayan" denilir mi? Ben kadınım bir kere! Lütfen bunu ayırt edin. 21. yüzyılda yaşıyoruz, hâlâ "bayan" diyorsunuz!

O da kaşlarını kaldırıp,

— Pardon hanımefendi. Sizi burada kurtarmışız, teşekkür edeceğinize cırlıyorsunuz. Neyse, size de iyilik yaramıyor.

deyip arkasını dönüp gitti.

Ben de arkasından avazım çıktığı kadar bağırdım.

— Cırlanma ne ya? Ayıp ayıp! Pis hanzo!

O gözden kaybolunca etrafıma afallamış şekilde bakmaya başladım.

— Burası neresi? Ben neredeyim?

diye kendi kendime konuşurken elimde hâlâ fotoğraf olduğunu fark ettim. Sonra her şey gözümün önünde canlandı ama...

Ben... Nasıl... Buraya gelebilirim ki?

Hem nasıl evime gideceğim? Burası neresi?

Bir anda aklıma geldi.

— Hah! Doğru ya, telefonum cebimde!

Hemen cebimden çıkardım ama...

Şarjı bitmişti.

— Hayııııır! Olamazzz!

diye yine avazım çıktığı kadar bağırdım.

Yürümeye başladım. Bir süre sonra üzerinde "Bakkal" yazan küçük bir dükkâna girdim. Amacım telefon jarşı istemekti.

Ama bir de ne göreyim...

Bakkal o kadar nostaljikti ki çocukluğumda özlediğim ne varsa oradaydı.

Elma şekerleri...

Altın kaplamalı çikolatalar...

Çember oyuncaklar...

O kadar heyecanlandım ki telefon jarşı istemeyi unuttum.

Tam o sırada bakkal amcanın sesiyle kendime geldim.

— Ne istiyorsun kızım?

Ben de,

— Amca, şarj aletiniz var mı?

dedim.

Amca biraz ağır işitiyormuş.

— Ne diyorsun kızım? Anlamıyorum. Bağır, bağır!

Ben de bağıra bağıra,

— Amcaaa! Cep telefonu için şarj aleti var mııı?

dedim.

Amca şaşkın şaşkın baktı.

— Ne? Cep telefonu mu? Bizde öyle bir şey yok kızım.

Bakkaldan çıktım. Biraz yürüdüm. Karşımda yine beni kurtaran o kişiyi gördüm.

Bağırarak seslendim.

— Heyyy! Hanzo bey! Bakar mısınız?

Ama hiç duymamış gibi yürümeye devam etti.

Ben de yürümekten o kadar yorulmuştum ki kaldırıma oturdum. Açlıktan midem guruldamaya başladı. Yorgunluk ve çaresizlikle ağlamaya başladım.

— Ben neredeyim? Anneee! Babaaa! Neredesiniz?

diye içli içli ağlıyordum.

Yoldan geçenler de sanki uzaylı görmüş gibi bana bakıyorlardı.

Başımı dizlerime koyup bir süre öylece kaldım.

Ağlamam bitince derin bir nefes alıp başımı kaldırdım.

Bir de ne göreyim...

Karşımda heykel gibi duran o hanzo önümde dikilmiş bana bakıyordu.

Ben yine başladım.

— Bir de utanmadan önüme geçiyorsun!

O da ellerini iki yana açtı.

— Kızım, bak bana ikidir cırlıyorsun. İnsanlıktan nasibini almamış cadı! Ne cırlıyorsun bana? İyilik de yaramıyor sana. Zaten cadı olduğun için insanlar mala bakar gibi sana bakıyor. Sokak ortasında ağlamak normal bir durum mu? İnsanlığa daha fazla korku salma diye önüne geçtik. Harbiden korkunç olmuşsun! Hâline bak. Sokak kızı mısın? Evin, anan, baban yok mu senin? Yoksa uzaylı mısın kızım sen?

Sonunda kahkaha atmaya başladı.

Ben de sinirle,

— Uzaylıyım! Var mı diyeceğin, pis hanzo? İstemeez senin iyiliğini! Sana seslendiğimde görmezden gel ama nerede acınacak biri var, sen oradasın. Oğlum, siz erkekler hep böylesiniz!

dedim.

O da derin bir nefes çekti.

— Üff kızım, amma sıktın harbi. Bak işine. Bir daha seni görüp yardım edersem ben de namerdim!

Ben de kollarımı bağlayıp,

— Etme! Senden yardım isteyen mi oldu?

dedim.

O da yürüyüp giderken arkasını dönmeden son kez bağırdı.

— Amanın! Ne hâlin varsa gör, cırlak!

Bölüm sonu

1 yorum