IX. Bölüm
Bilinmeyen Duygu..
Sabah gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey, üzerimdeki ağırlıktı.
Berdan'ın kolu hâlâ belimin üzerindeydi.
Bir an hareketsiz kaldım. Sonra gece olanlar aklıma geldi.
Beni zorla kendisine çekmesi, hareket etmeme izin vermemesi...
Sinirle kolunu üzerimden ittim.
Berdan'ın kaşları çatıldı. Gözlerini yavaşça açtı.
“Ne yapıyorsun?”
“Sen ne yaptığını sanıyorsun?”
“Ne yaptım?”
“Beni bütün gece böyle tutmak zorunda mıydın?”
Berdan doğrulup bana baktı.
“Uyumaya çalışıyordum.”
“Ben de uyumaya çalışıyordum"
Berdan yataktan çıkıp dolaba yöneldi.
“Hazırlan. Kahvaltıya ineceğiz.”
“Emir mi?”
Başını çevirip bana baktı.
“Bugün annemlere gitmek istiyorum.”
Berdan'ın yüzü anında değişti.
“Hayır.”
Şaşkınlıkla baktım.
“Neden?”
“Çünkü istemiyorum.”
“Ben ailemi görmek istiyorum.”
“Ben de o eve gitmek istemiyorum.”
“Orası benim ailemin evi.”
"Bizim hayatlarımızı mahveden abin ve kardeşimin evi"
Sesindeki öfke o kadar keskindi ki sustum.
Berdan gömleğinin düğmesini ilikledi.
“Aziz'in yaptığı yüzünden sen benim karım oldun. Ben de kardeşim yüzünden kendi hayatımdan vazgeçtim. Benim de elimden alındı her şey.”
“Benim elimden alınanları sen bilmiyorsun.”
“Sen de benimkileri bilmiyorsun.”
Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.
Berdan kapıya yönelip çıktı hemen sanki benden kaçmak ister gibiydi bende üzeirmi değişip hemen berdanın arkasından kahvaltıya indim.
Kahvaltı masasına indiğimde herkes yerini almıştı.
Firuze Abla beni görünce gülümsedi.
“Günaydın Maral.”
“Günaydın Firuze Abla.”
Bir süre sonra Firuze Abla bana dönüp,
“Bugün annenlere gidip el öpmelisiniz,” dedi.
Berdan'ın kaşları çatıldı.
“Gitmek zorunda mıyız?”
Firuze Abla şaşkınlıkla ona baktı.
“Berdan, kız yeni gelin. Ailesini ziyaret etmesi gerekir.”
“Maral isterse gider.”
Ben hemen araya girdim.
“Ben gitmek istiyorum.”
Berdan bana baktı.
“Tamam.”
Sultan Hanım'ın sesi duyuldu.
“Daha dün geldi, bugün baba evine mi koşuyor?”
Berdan başını annesine çevirdi.
“Anne, sen karışma.”
Sultan Hanım afalladı.
“Berdan!”
“Karımın ailesine ne zaman gidip gitmeyeceğine ben karar veririm.”
Sonra bana döndü.
“Hazırlan.”
Yol boyunca tek kelime etmedik.
Berdan'ın elleri direksiyonda sıkılıydı.
Yüzündeki ifade buz gibiydi.
Ben ise eve yaklaştıkça kalbimin hızlandığını hissediyordum.
Annem...
Babam...
Aziz...
Hepsini görmek istiyordum.
Ama Berdan'ın öfkesi de içimde ayrı bir tedirginlik yaratıyordu.
Evimizin önüne geldiğimizde arabadan indim.
Kapıyı annem açtı.
Beni görür görmez gözleri doldu.
“Maral'ım...”
Boynuna sarıldım.
“Anne.”
Annem saçlarımı okşadı.
“Çok özledim seni.”
Ben de gözyaşlarımı tutamadım.
Berdan birkaç adım geride bizi izliyordu.
Annem ona dönünce yüzündeki ifade değişmedi.
“Hoş geldin oğlum.”
Berdan başını hafifçe eğdi.
“Hoş bulduk.”
Babam avluya çıktı. Berdan'la göz göze geldiler. Babam elini uzattı. Berdan birkaç saniye eline baktı. Sonra sırf töre gereği elini tuttu ve öptü.
“Hoş geldin.”
“Sağ olun.”
O kadar soğuk söylemişti ki babamın yüzündeki gülümseme kayboldu.Tam o sırada Aziz göründü. Beni görünce yüzü aydınlandı.
“Ahu gözlüm...”
Kollarını açtı. Ben birkaç saniye ona baktım. Sonra dayanamayıp gidip sarıldım. Aziz beni sımsıkı sardı.
“Çok özledim seni.”
“Ben de seni abi.”
“Bana hâlâ abi diyorsun ya...”
Gözleri doldu.
“Başka ne diyeceğim?”
“Bilmiyorum.”
Kollarından ayrılıp yüzüne baktım.
“Ben sana kızgınım.”
“Biliyorum.”
“Ama senden nefret etmiyorum.”
Aziz'in gözlerinden yaş süzüldü.
“Ben de seni bu hale getirdiğim için kendimden nefret ediyorum.”
Elimi uzatıp yanağını tuttum.
“Artık geçmişi değiştiremeyiz.”
“Keşke değiştirebilseydim.”
“Biliyorum.”
Aziz alnımdan öptü.
“Sen benim hâlâ ahu gözlü bacımsın.”
Gülümsedim.
“Sen de hâlâ benim aptal abimsin.”
İkimiz de kısa bir kahkaha attık. Berdan uzaktan bizi izliyordu.Yüzünde hiçbir ifade yoktu.Ama gözleri Aziz'deydi.
Öğleye doğru herkes avluda oturmuştu. Annem yemek hazırlıyor, babam Berdan'la konuşmaya çalışıyordu. Ama Berdan'ın cevapları kısa ve soğuktu.
“İşler nasıl oğlum?”
“İyi.”
“Konak nasıl?”
“İyi.”
Babam tekrar konuşmaya çalıştı.
“Maral alışır zamanla.”
Berdan'ın çenesi gerildi.
“Alışmak zorunda.”
Babam sustu. Ben hemen araya girdim.
“Baba, başka şey konuşalım.”
Berdan bana baktı.
“Sen neden sürekli aileni savunuyorsun?”
“Çünkü onlar benim ailem.”
“Benim kardeşim de benim ailemdi.”
Sesi bir anda sertleşti.
Aziz başını kaldırdı.
“Berdan.”
“Ne?”
“Maral'ın yanında bunları konuşma.”
Berdan ona döndü.
“Sen bana ne yapacağımı söyleme.”
Aziz ayağa kalktı.
“Ben seninle kavga etmeye gelmedim.”
“Ben de seninle konuşmaya gelmedim.”
Avludaki hava bir anda gerildi.
Ben ayağa kalktım.
“Yeter!”
İkisine de baktım.
“İkiniz de benim yüzümden kavga etmeyeceksiniz.”
Berdan sertçe bana döndü.
“Senin yüzünden değil.”
“Ne?”
“Senin suçun yok.”
Bu sözleri söylerken gözleri hâlâ Aziz'deydi.
“Bu adamın yaptığı yüzünden.”
Aziz başını eğdi.
“Biliyorum.”
Berdan birkaç saniye ona baktı.
“Bildiğin iyi.”
Aziz cevap vermedi.
Bir süre sonra Asel de yanımıza geldi.Maral'a baktı.
“Beni affetmeni beklemiyorum.”
“Ben seni zaten affettim.”
Asel şaşırdı.
“Gerçekten mi?”
“Evet. Ama unutmadım.”
Asel'in gözleri doldu.
“Bu bile benim için yeter.”
Berdan konuşulanları sessizce dinliyordu.
Asel bir anda başının döndüğünü söyleyip sendeledi. Ben hemen kolundan tuttum.
“İyi misin?”
“Biraz başım döndü.”
Berdan anında ayağa kalktı.
“Asel otursun.”
Asel oturdu. Berdan anneme dönüp sert bir sesle,“Su getirin,” dedi.
Herkes sustu. Sonra bana baktı.
“Sen de otur.”
“Ben iyiyim.”
“Maral.”
Sesindeki ton tartışmaya kapalıydı.
“Otursana.”
İstemeden oturdum. Berdan yanımdaki sandalyeye geçti.Bir süre sonra Asel kendine geldi.Ama benim içimde başka bir şey vardı.
Berdan'ın Asel için endişelenmesi değil...
Benim için de aynı şekilde ayağa kalkmış olmasıydı.
Akşamüstü konağa dönme vakti geldi. Annem beni kapının önünde uzun uzun öptü.
“Yine geleceksin.”
“Geleceğim anne.”
Babam elimi tuttu.
“Kızım...”
“Baba.”
“Ne olursa olsun bize sırtını dönme.”
İçim acıdı.
“Dönmem.”
Aziz yine yanıma geldi.
“Bacım.”
“Efendim?”
“Ne olursa olsun beni ara.”
Gülümsedim.
“Ararım.”
“Berdan kızarsa da ara.”
Kahkaha attım.
“Sen gerçekten delisin.”
“Sen de benim bacımsın.”
Sarılıp onu öptüm. Sonra Berdan'a baktım. O çoktan arabaya binmişti. Yüzü taş gibiydi.Yola çıktığımızda birkaç dakika sessizlik oldu.
Sonunda Berdan konuştu.
“Aziz'i affetmişsin.”
“Evet.”
“Çok çabuk.”
“Çok çabuk değil. O benim abim.”
“Asel de benim kardeşim.”
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyorsun.”
Sesindeki öfke yeniden yükselmişti.
“Sen bugün sarılıp güldün. Ben hayatımızı mahveden adamla aynı masaya oturdum.”
“Aziz benim hayatımı da mahvetti.”
Berdan bana baktı.
“Ama sen onu hâlâ seviyorsun.”
“Evet.”
“Ben kardeşimi sevdiğim için mi bu hale geldik?”
“Hayır.”
“Peki neden?”
Cevap veremedim.Berdan direksiyona baktı.
“İşte benim öfkem de buna.”
Bir süre sonra başını bana çevirmeden konuştu.
“Ben senden nefret etmiyorum Maral.”
Kalbim hızlandı.
“Ben seni bu evliliğin sebebi olduğun için suçluyorum.”
Sözleri canımı acıttı. Ama onun da canı yanıyordu.
“Ben de seni suçluyorum.”
“Biliyorum.”
“Benden nefret ediyor musun?”
Berdan birkaç saniye sustu.
“Bu evlilikten nefret ediyorum.”
Sonra gözlerini bana çevirdi.
“Senin başına bir şey gelirse...”
Sustu.
“Ne?”
“Onu da asla affetmem.”
“Beni mi?”
“Hayır.”
Bakışları sertleşti.
“Senin ya da benim hayatıöı bir kez daha değiştirecek bir şey yaparlarsa işte o zaman benden korksun herkes.”
İçimde tuhaf bir sıcaklık oluştu ama bahsettiği şeyi tam anlamıyla anlamamıştım ne demek istemişti? Acaba Aziz ile asel boşanmak isterse berdel kalkar onu mu kast etmişti?
Ama Berdan hemen yüzünü yeniden yola çevirdi.
“Yanlış anlama.”
“Ne?”
“Seni sevdiğimi falan sanma.”
Gözlerimi devirdim.
“Merak etme. Aklımın ucundan bile geçmedi.”
“İyi.”
“İyi.”
Konağın taş duvarları görünmeye başladığında ikimiz de sustuk.
Ama bu kez sessizlik eskisi gibi değildi. Aramızda hâlâ öfke vardı. Hâlâ kırgınlık vardı. Hâlâ bu evliliğin ağırlığı vardı. Ama artık başka bir şey daha vardı. İkimizin de adını koyamadığı bir şey.
Ve ikimiz de bundan korkuyorduk.