VIII. Bölüm
Yakınlığın Gölgesinde
Odaya gelen konağın hizmetlilerinden Elif, beni ağlarken gördüğü için dayanamamış, peşimden gelmişti. Kapının önünde birkaç saniye bekledikten sonra sessizce içeri girdi.
“Hanım ağam... İyi misiniz? Şey... Sizi ağlarken gördüm de merak ettim.”
Başımı kaldırmadan yüzümdeki yaşları sildim. Sesimin titremesini belli etmemeye çalışarak cevap verdim.
“İyiyim Elif, iyiyim. Ama lütfen beni yalnız bırakır mısın?”
Elif birkaç saniye daha yüzüme baktı. Belli ki inanmadı. Yine de ısrar etmedi.
“Peki hanımım. Bir şeye ihtiyacınız olursa seslenin.”
Başımı hafifçe salladım. Elif kapıyı kapatıp çıktığında odada yeniden sessizlik hâkim oldu.
O sessizlik, içimdeki düşünceleri daha da büyütüyordu. Yatağa uzandım ve tavana bakmaya başladım.
Ne kadar süre öyle kaldığımı bilmiyordum.
Bütün günü odada uzanarak geçirmiştim. Sanki bedenimdeki bütün güç çekilip alınmıştı. Yerimden kalkmaya, birkaç adım atmaya bile mecalim yoktu.
Başım ağrıyordu. Ama asıl ağrıyan başım değildi.
İçimde bir yerler vardı ve orası durmadan sızlıyordu. Berdan'ın söyledikleri aklımdan çıkmıyordu. Gözlerimi kapattım.
“Keşke hiç gelmeseydim bu konağa...”
Fısıltım odanın içinde kayboldu. Bir süre sonra gözlerim ağırlaşmaya başladı. Ne zaman uykuya daldığımı hatırlamıyordum.
Ani bir gümbürtüyle sıçrayarak uyandım. Kalbim korkuyla göğsümde çarparken doğruldum. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım.
Berdan...
Odanın tam karşısında, bana oldukça yakın bir mesafede duruyordu. Benim korkuyla irkilmem onu da şaşırtmış gibiydi. Kaşları hafifçe çatıldı.
“Kalk hadi. Yemek hazırmış. Akşama kadar uyumuşsun zaten. Annemi de kızdırmışsın.”
Uyku sersemliğini üzerimden atmaya çalışarak doğruldum.
“Şey... Ben uzanmıştım öyle. Başım çok ağrıyordu.”
Berdan bana birkaç saniye baktı.
“Belli.”
“Ne belli?”
“Başının ağrıdığı.”
Sesindeki o hafif alaycı ton sinirimi bozmuştu.
“Dalga geçme.”
“Geçmiyorum.”
“Geçiyorsun.”
“Sen her şeyi üzerinize alınıyorsun.”
Gözlerimi devirdim. “Çünkü sen her şeyi sinir bozucu söylemeyi başarıyorsun.”
Dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Demek konuşacak kadar iyileşmişsin.”
“Keşke konuşmasaydım.”
“Ben de onu düşünüyordum.”
Sinirle ona baktım.
Berdan ise sanki hiçbir şey olmamış gibi kapıya yöneldi.
“Tamam. Hadi. Bizi bekliyorlar. Yemeğe kalk. Üzerini değiş, bekliyorum seni.”
Banyoya geçtim. Berdan'ın işten gelip üzerini değiştirdiğini, hatta banyoya bakılırsa duş bile aldığını o an fark ettim. Bunların hiçbirini duymamıştım.
Öylesine derin uyumuştum ki konağın bütün gürültüsünden kopmuştum. Aynadaki yansımama baktım. Gözlerim ağlamaktan şişmişti.
“Toparlan Maral.” Kendime fısıldadım. “Kimseye zayıf görünmeyeceksin.”
Dolabı açıp elime gelen ilk elbiseyi üzerime geçirdim. Saçlarımı alelacele düzelttikten sonra banyodan çıktım.
Berdan kapının yanında beni bekliyordu. Bana şöyle bir baktı.
“Hazır mısın?”
“Hazırım.”
Berdanla beraber terasa çıktık. Akşamın serin havası yüzüme vurduğunda biraz olsun kendime geldiğimi hissettim.
Masada herkes yerini almıştı. Defne de Berdan'ın hemen yanına oturmuştu. Berdan'ın bir yanında ben, diğer yanında Defne vardı.
Tam o sırada Sultan Hanım'ın sesi duyuldu.
“Gelin hanım, uyanmışsınız. Güzellik uykunuzdan çıkmışsınız odanızdan.”
Başımı önüme eğdim.
“Ben özür dilerim. Yorgundum biraz. Nasıl oldu anlamadım, uyuya kalmışım.”
Sultan Hanım'ın yüzündeki ifade değişmedi.
“Koskoca Yavuzoğlu aşiretinin gelini talebe diyip de kendimize güldüremeyiz milleti. Aslan oğlum çok iyi etti izin vermemekle. Sen de buna üzülmeyi kes.”
İçimdeki sıkıntı yeniden büyüdü. Fakat bu kez Berdan'ın sesi duyuldu.
“Anne, benim karım. Benim kararım. Benim dışımda kimsenin bu konuda söz hakkı olamaz.”
Sultan Hanım'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Berdan...”
“Ne?”
“Ben annenim.”
“Biliyorum.”
“Senin iyiliğini düşünüyorum.”
“Ben de kendi karımın iyiliğini düşünüyorum.”
Bir anda masadaki herkes sustu. Kalbim hızlandı. Beni savunmuştu. Hem de annesine karşı.
Neden? Bunun cevabını bulamıyordum.
“Ben okuyacağım.” Sözler ağzımdan istemsizce çıktı.
Salim Bey hemen araya girdi. “Kızım, kocan ne derse o.”
“Ama ben...”
Berdan'ın sesi bir anda yükseldi.
“Kes artık Maral. Ye yemeğini.”
Sustum.
Gözlerimi tabağıma indirdim. İçimde bir öfke kabarıyordu. Bir dakika önce beni savunan adam şimdi beni susturuyordu. Onu anlamak imkânsızdı.
Tam o sırada Defne konuşmaya başladı.
“Berdan, nasılsın? İyi misin? Bayadır görüşemedik seninle. Hani beni yemeğe çıkartacaktın, söz vermiştin.”
Başımı kaldırdım. Defne'nin sesindeki samimiyet dikkatimi çekmişti.
Benim yanımda Berdan'a cilve mi yapıyordu?
Berdan ise sakin bir şekilde cevap verdi.
“Ben sözümü tutarım Defne. Götüreceğim elbette seni yemeğe. Teyzem nasıl? Sizinkiler iyiler mi?”
Defne gülümsedi.
“İyiler. Herkesin sana selamı var. Annem, ‘Hayırsız oğluma söyle, tez vakitte gelsin görsün beni.’ dedi.”
Berdan'ın yüzünde bir gülümseme oluştu. Onu ilk defa böyle gülümserken görüyordum. Gözlerinin bile değiştiğini fark ettim.
İçimde tuhaf bir şey kıpırdadı. Neden rahatsız oluyordum?
“Ne bakıyorsun?” Berdan'ın sesiyle irkildim.
“Hiç.”
“Az önce bana bakıyordun.”
“Bakamaz mıyım?”
“Bakabilirsin.”
Kaşlarımı çattım. “Sen gerçekten çok sinir bozucusun.." Diye mırıldandım kendi kendime.
Tabağımdaki yemeği karıştırmaya başladım. Nedense iştahım kaçmıştı.
Bir süre sonra terasta hafif bir rüzgâr çıktı. Üşüdüğümü belli etmemeye çalıştım. Kollarımı birbirine doladım.
Berdan bunu fark etmiş olacak ki hiçbir şey söylemeden sandalyesinin arkasındaki şalı alıp masanın üzerinden bana uzattı.
“Al.”
Şala baktım.
“Gerek yok.”
“Üşüyorsun.”
“Üşümüyorum.”
“Dişlerin birbirine vuracak neredeyse.”
“Abartıyorsun.”
“Maral.”
Sesindeki ton itiraz kabul etmiyordu. Şalı aldım.
“Teşekkür ederim.”
Berdan cevap vermedi. Ama dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. O küçücük hareket bile içimde garip bir sıcaklık bıraktı.
Hemen kendime kızdım. “Ne oluyor sana?” İçimden söylenip bakışlarımı masaya indirdim.
Saatlerce oturduk.
Defne'nin Berdan'a olan ilgisi, Sultan Hanım'ın bana karşı gergin tavrı ve benim Firuze Abla ile yaptığım sohbetler arasında zaman ilerledi.
Sonunda Berdan sandalyesini geriye çekti.
“Hadi Maral. Geç oldu. Uyuyalım.”
Ben de herkese iyi geceler dileyip onun peşinden kalktım.
Ama yüzümün neden ısındığını açıklayamıyordum. Odaya girdiğimizde kapı arkamızdan kapandı.
Berdan birkaç adım attıktan sonra üzerindeki tişörtü hızlıca çıkardı. İstemeden gözlerim ona kaydı. Geniş omuzları ve iri yapısı dikkat çekiyordu. Belli ki spor yapıyordu.
Baktığımı fark etti. Dudağının kenarında o sinir bozucu gülümseme belirdi.
“Ne o ? Vücudum hoşuna mı gitti?” dedi pis pis sırıtarak
Hemen bakışlarımı kaçırdım.
"Senin hiçbir şeyin benim hoşuma gitmez "
Diyerek Sinirle dolaba yöneldim. Pijamalarımı alıp banyoya geçtim. Üzerimi değiştirirken elimdeki kıyafete baktığımda olduğum yerde kaldım.
Yanlış pijamayı almıştım. Saten, kırmızı şortlu bir gecelikti. Dolaptan öfkeyle bir şeyler çekiştirirken fark etmemiştim.
Üstelik oldukça kısaydı. Dolabın içindeki diğer kıyafetler de böyleydi. Uzun bir geceliğim bile yoktu. Hepsini atmışlardı. Odada yalnızca olabildiğince kısa ve açık olan şeyleri bırakmışlardı.
Üzerimden çıkardıklarımı da kirli sepetine attığım için yeniden giyemezdim. Mecburen bu geceliği giymek zorunda kaldım. Aynada kendime baktım.
“Harika... Bir de bu eksikti.”
Şimdi nasıl çıkacaktım odadan?
Bir süre kapının önünde bekledim. Sonunda cesaretimi topladım. Hızlıca çıkıp dolaptan bir umutla düzgün bir şey bulacak, sonra banyoya geri dönecektim.
Kapıyı açtım.
Daha bir adım atamadan Berdan'la çarpıştım. Dengemi kaybedince düşmemem için beni belimden kavrayıp tuttu.
“Banyoda uyuduğunu sandım yine. ”
“Şey... Ben... Yani şey...”
Kahretsin.
Yalan söyleme konusunda hiç iyi değildim. Üstelik hemen kızarıyordum.
Berdan geri çekildi. Bakışları başımdan aşağıya doğru indi. Dudağının kenarını ısırdı.
“Ne o? Geçen gün ‘İstemiyorum.’ diye yalvaran sen değil miydin? Şimdi de giyinmemişsin.”
Sinirle yakasına yapıştım.
“Dün gece yaptıklarını unutacak değilim! Sana sinirimden alelacele yanlış pijamayı almışım!”
Tuttuğum yakalarından onu itekleyip dolaba yöneldim. Üzerime bir şeyler ayarlayıp döndüğümde Berdan kolunu dolabın üzerine dayamıştı.
Bir anda kendimi onunla dolabın arasında sıkışmış buldum.
“Ne yapıyorsun sen?”
Sesim titriyordu. Berdan yüzünü boynuma doğru yaklaştırıp koklamaha başladı. Nefesini hissettim. Omuzlarıma düşen saçlarımı geriye doğru itti.
Daha da yaklaştı. Omuzlarından tutup onu itmeye çalıştım. Ama nafileydi. Onun cüssesinin ve gücünün yanında yaptığım hiçbir hareket etkili olmuyordu.
Kulağıma doğru eğildi. “İstemediğin şey ben miyim, yoksa seks mi?”
Cevabım sert ve öfkeli çıktı.
“Sen.”
Berdan başını boynumdan çekti. Beni hızlıca yatağa fırlattı ve kendisi de yatağa girdi.
Allah'ım...Yeniden aynı şeyleri mi yaşayacaktım?
Korkuyla çırpınmaya başladım. Beni zapt edip sırtımı göğsüne yasladı ve sıkıca sarıldı.
“Debelenmeyi kes. Uyuyacağım.”
Bir an ne olduğunu anlayamadım. Sonra hareket etmeyi bıraktım. Eğer gerçekten yalnızca uyuyacaksak... Buna razıydım.
Berdan hareket etmediğimi görünce bana daha da sıkı sarıldı. Sırtımı onun göğsüne yaslanmış vaziyetteydi.
Bir eli belimi tamamen kavrayıp kendine çekerken diğer eli göğsümün üzerinden uzanmış ve resmen göğsümü avuçluyordu. Bir bacağını da bacaklarımın üzerine atmış, neredeyse hareket edemeyeceğim şekilde beni kendisine sabitlemişti.
Neden böyle davranıyordu?
Anlamıyordum.
Bütün gün beni öfkelendiren, korkutan adam şimdi hiçbir şey yapmadan arkamda yatıyordu.
Sadece uyumak istiyordu.
Ama ben onun kollarının arasında kıpırdamadan yatarken bile bedenimdeki korkuyu susturamıyordum.
Yine de artık çok yorulmuştum. Korkmuştum.
Asilik edersem olacaklardan korkuyordum. Bu yüzden debelenmeyi bıraktım.
Gözlerimi kapattım.
Berdan'ın nefesi zamanla düzene girdi. Ben ise hâlâ uyuyamıyordum.
Aklımda akşamdan kalan her şey dönüp duruyordu. Annesine karşı beni savunmuştu. Defne'ye gülümsemişti. Sonra üşüdüğümü fark edip şal vermişti. Ardından da yine beni kızdırmıştı. Bu adamı anlamak imkânsızdı.
Belki de asıl sorun, benim onu anlamaya çalışmamdı.
“Bana ne senden...”
Fısıltım dudaklarımdan döküldü. Arkamdaki beden hafifçe kıpırdadı. Nefesimi tuttum. Ama Berdan yalnızca uykusunda biraz daha yaklaştı. Gözlerimi kapattım. Kendime defalarca aynı şeyi söyledim. Bu adam benim için hiçbir şey ifade etmiyordu.
Etmemeliydi.
Etmeyecekti.
Ama kalbim, nedense bu sözlerin hiçbirine inanmak istemiyordu.
Bir süre sonra gözlerim ağırlaştı.
Korkunun, yorgunluğun ve bütün gün taşıdığım düşüncelerin ağırlığına daha fazla dayanamadım.
Ve sonunda, hâlâ Berdan'ın kollarının arasında, istemeden de olsa uykuya yenik düştüm.