İçeriğe geç

Törenin Gelini

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Törenin Gelini

Bölüm 7

7. Bölüm

VII. Bölüm

Kırık Hayaller..

Ertesi sabah gözlerimi banyonun soğuk zemininde açtım.

Bir süre nerede olduğumu anlamaya çalışarak tavana baktım. Başım zonkluyordu. Vücudumun her yanı ağrıyor, dün gece yaşananların ağırlığı hâlâ üzerimde duruyordu. Yavaşça doğruldum. Dizlerimin üzerine oturup ellerimi yüzüme kapattım.

Sonra her şey bir anda aklıma geldi.

Berdan...

Dün gece...

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Hatırlamak istemediğim şeyleri zihnimden uzaklaştırmaya çalışarak ayağa kalktım. Ellerimi ve yüzümü yıkayıp aynanın karşısına geçtim.

Karşımda gördüğüm kadın, dün sabahki Maral değildi. Gözlerimin altı çökmüş, yüzüm solmuştu. Saçlarım birbirine karışmış, dudaklarım kurumuştu. Bir gecede yıllarca yaşlanmış gibiydim.

Üzerimi hızlıca giyinip banyodan çıktım. Odanın kapısını açmadan önce bir an durdum.

Saat kaç olmuştu?

Berdan'ın ailesi gelmiş miydi?

Daha önemlisi...Berdan neredeydi?

Odaya göz gezdirdim. Dün gecenin sessizliği hâlâ duvarlara sinmiş gibiydi. Perdeler yarı açıktı. Yatağın üzerindeki örtü dağılmış, odanın içerisinde ağır bir hava oluşmuştu.

Sonra gözüm yatağa takıldı. Bir şey vardı. Yavaşça yatağa doğru ilerledim. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Çarşafın üzerinde küçük bir kan lekesi vardı. Olduğum yerde donup kaldım.

Berdan odaya tekrar mı gelmişti? Ben bunu nasıl duymamıştım?

Elimi çarşafa götürmek üzereyken kapı çalındı. Hemen geri çekildim. Kapı açıldı. İçeri on yedi, on sekiz yaşlarında genç bir kız girdi. Başını hafifçe eğerek bana baktı.

"Hanım ağam, günaydın. Sultan Hanım gönderdi. Herkes yavaş yavaş kahvaltı masasına geçiyor. Siz de geç kalmayın diye..." Dedi.

"Tamam, geliyorum şimdi." Dedim.

Kız başını sallayıp odadan çıktı.

Kapı kapanır kapanmaz yeniden yatağa döndüm. Çarşafın üzerindeki lekeye baktım. Bunu Berdan yapmış olmalıydı.

Ailesi ilk geceden sonra kanlı çarşafı görmek istemişti. Belki de bütün bu evlilik onlar için bundan ibaretti. Bir gelenek, bir kanıt, bir namus meselesi...

Çarşafa bakarken mideme bir ağrı saplandı. Bana yapılanları düşünmek istemiyordum. Hızla yatağı düzelttim ve odadan çıktım. Avluya indiğimde uzun kahvaltı masasında bütün aile toplanmıştı. İlk dikkatimi çeken Berdan oldu. Masada, babasının yanında oturuyordu.

Sanki dün gece hiçbir şey yaşanmamış gibi sakindi. Beni gördüğü anda gözlerimiz kesişti. Yeşil gözleri bir an üzerimde kaldı. Sonra bakışlarını kaçırdı. Firuze abla beni görünce gülümseyerek elini yanındaki sandalyeye vurdu. "Maral, günaydın canım. Hadi gel, kocanın yanına otur."

Bir anda bütün gözler üzerime çevrildi. Yüzümün ısındığını hissettim. "Herkese günaydın. Kusura bakmayın, biraz geciktim."

Daha fazla konuşmadan Berdan'ın yanındaki sandalyeye oturdum. Sultan Hanım'ın bakışları üzerimdeydi.

"Daha ilk günden gelin hanım kahvaltıya gecikiyor. Bir de bizi bekletiyor. Hiç saygı kalmamış."

Başımı önüme eğdim. Tam o sırada masanın diğer ucundan Salim Bey'in sesi yükseldi. "Hanım, daha ilk günden karışma benim güzel gelinime."

Başımı kaldırdım. Salim Bey bana sevecen bir ifadeyle bakıyordu. "Otur kızım, çekinme. Burası artık senin de evin."

Bu cümleyi duyduğumda içimde garip bir his oluştu. Burası benim evim değildi. Ben bu eve isteyerek gelmemiştim. Ama bunu söyleyebilecek cesaretim yoktu. Sessizce kahvaltıya devam ettik.

Berdan'ın yanında oturmak bile beni huzursuz ediyordu. Omuzlarımız neredeyse birbirine değiyordu ama aramızda kilometrelerce mesafe varmış gibiydi.Bir süre sonra Berdan sandalyesini geriye itti.

"Ben şirkete geçiyorum baba. Orada görüşürüz."

Salim Bey hemen karşı çıktı. "Oğlum, otur hele. Maral kızım bize kahve yapsın, terasta içelim önce."

Berdan'ın kaşları hafifçe çatıldı. Sonra babasına baktı. "Baba..."

"Ne var oğlum? Gelinin sana kahve yapacak diye şirket mi batacak?"

Masada birkaç kişi gülümsedi. Berdan bana baktı. Ben ise ne diyeceğimi bilemeden Salim Bey'e döndüm. "Elbette. Nasıl içersiniz kahvenizi?"

"Ben sade içerim kızım."

Berdan birkaç saniye sustu. "Ben de sade." Dedi sonunda.

Ayağa kalktım. Mutfağa girdiğimde sabah beni uyandıran genç kız ve orta yaşlarda iki kadın vardı. Beni görünce hemen ayağa kalktılar.

"Gelin hanım, bir şey mi istediniz? Biz yapalım."

Gülümsedim. "Yok, kahve yapacağım. Sizinle tanışma fırsatımız olmadı. Ben Maral."

Genç kız hemen cevap verdi. "Tekrardan hoş geldiniz gelin ağam. Ben Elif, bu da kızım Cemile."

Yanındaki kadın da gülümseyerek başını eğdi. "Ben de Selvi, gelin hanım."

"Tanıştığımıza çok memnun oldum. Ben kahve yapacaktım da malzemeler nerede?"

Elif hemen tezgâhın üzerini gösterdi. "Burada gelin hanım, siz bırakın biz yapalım."

"Yok, ben yaparım. Siz zaten bütün sabah koşturuyorsunuz."

Cemile şaşkınlıkla bana baktı. "Siz kendiniz mi yapacaksınız?"

"Evet." Kahveleri hazırlarken kadınların bakışlarını üzerimde hissediyordum. Sanki beni anlamaya çalışıyorlardı.

Bir ara Cemile sessizce yaklaşıp fısıldadı. "Hanım ağam..."

"Efendim?"

"Dün gece... iyi misiniz?"

Elim bir an havada kaldı. Kahve kaşığı parmaklarımın arasında dondu. Cemile hemen başını eğdi.

"Kusura bakmayın. Sormamalıydım."

"Yok... iyiyim." İyi değildim.

Ama bu evde kimse gerçekten iyi olup olmadığımı sormuyordu. Kahveleri hazırlayıp terasa çıktım.

Salim Bey ve Berdan yan yana oturuyordu. Kahveleri önlerine bıraktım. Sonra boş sandalyeye oturdum. Salim Bey bir süre beni inceledi. "Kızım, anlat bakalım. Okul okudun mu?"

"Salim Bey, ben.." Elini kaldırarak sözümü kesti.

"Şşşt... Bey yok bundan sonra. Baba diyeceksin."

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. "Peki efendim... Yani... baba."

Salim Bey memnuniyetle gülümsedi. "Aferin kızıma."

Başımı eğip kahvemden bir yudum aldım. "Mardin Üniversitesi'nde üçüncü sınıftayım. İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyorum." Dedim.

Berdan'ın başı bir anda bana döndü. Şaşırmıştı. Salim Bey'in yüzünde ise büyük bir gurur oluştu. "Maşallah! Maşallah kızıma. Demek üniversite okuyorsun."

"Evet. Dillere de yatkınımdır. İleri seviyede İngilizce biliyorum. Biraz da İtalyanca.."

"Ooo! Valla çok mutlu oldum. Ben torunlarımın eğitimli bir annesi olsun isterdim. Sen tam istediğim gibisin."

Elimdeki fincan havada kaldı. Torunlarım mı? Kahve bir anda boğazıma kaçtı. Öksürmeye başladım. Berdan hiç düşünmeden yerinden kalktı. Elini sırtıma koyup birkaç kez vurdu.

"Yavaş..."

Ardından masadaki suyu alıp bana uzattı.

"İç."

Bardağı titreyen ellerimle aldım. Bir yudum su içtim. Berdan birkaç saniye daha bana baktıktan sonra sanki dün gece hiçbir şey yaşanmamış gibi yerine oturdu.

Ama ben unutmamıştım.

Dün gece bana bir yabancı gibi davranan adam, şimdi herkesin içinde sırtımı sıvazlıyordu. Onun bu çelişkili hâli beni daha da huzursuz ediyordu.

Salim Bey hiçbir şey fark etmemiş gibi devam etti. "Peki kızım, okumaya devam edecek misin?"

Bir an duraksadım. "Evet baba. Eğitimimi tamamlamak istiyorum. Sonra belki yüksek lisans bile..."

"Öyle bir şey olmayacak." Ses, terastaki havayı bir anda değiştirdi.

Berdan'a baktım. Yüzü sertleşmişti.

"Maral Hanım, okul yok. Bitti."

Ne? Sanki yanlış duymuştum. "Ama..."

"Duydun beni."

"Ben üçüncü sınıftayım. İki yılımı verdim. Sadece bir yılım kaldı."

Berdan sandalyesinden kalktı. "Bu konuyu daha fazla uzatma."

"Neden? Neden bırakmak zorundayım?!" Sesim titriyordu.

Berdan'ın çenesi kasıldı. "Çünkü artık evlisin."

Bu iki kelime göğsümün ortasına saplandı. "Evlendim diye okumayı bırakmak zorunda mıyım?"

"Evet."

Gözlerim doldu. "Peki ya benim hayallerim?"

Berdan bir an sustu. Gözlerinde ilk kez bir tereddüt gördüm. Ama hemen yüzünü sertleştirdi. "Hayallerinin ne olduğunu düşünmek için artık çok geç."

Sonra arkasını dönüp terastan çıktı. Ben olduğum yerde kaldım. Salim Bey'in sesi bile artık kulağıma ulaşmıyordu. Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Ardından bir tane daha.

Ayağa kalktım ve kimseye bakmadan içeri girdim. Merdivenleri koşar adım çıktım. Odaya girer girmez kapıyı kapattım. Yatağın kenarına oturup ellerimi yüzüme kapattım. Sessizce ağlamaya başladım.

Benden önce özgürlüğümü almışlardı.

Sonra hayatımı.

Şimdi sıra hayallerimdeydi.

Ama içimde bir yer, bütün bunların böyle bitmeyeceğini söylüyordu.

Çünkü Berdan'ın gözlerinde az önce gördüğüm o kısa tereddüt...Bana bir şey anlatıyordu. Belki o da bu evliliğin göründüğü kadar basit olmadığını biliyordu. Ve belki de bilmediğim çok daha büyük bir sır vardı.

Kapının dışından ayak sesleri geldi.

Birisi durmuştu.

Nefesimi tuttum.

Kapının kolu yavaşça aşağı indi.

Bölüm sonu

1 yorum