İçeriğe geç

Törenin Gelini

Bölüm 10 · 7 dk okuma

Törenin Gelini

Bölüm 10

10. Bölüm

X. Bölüm

Başka bir pencere..

Kız kardeşim Aselin gözlerine baktığımda içimdeki öfke yeniden kabarıyordu.

Ona kızgındım.

Hem de çok.

Ailesinin karşısına dikilmiş, arkasına bile bakmadan gitmişti.

Ama asıl mesele kaçması değildi.

Hamile olmasıydı.

O günden beri içimde iki ayrı adam vardı.

Biri kardeşini asla affetmeyecek olan Berdan.

Diğeri ise ne olursa olsun kardeşini ve karnındaki çocuğu korumaya çalışan adam.

İkisini birbirinden ayırmak kolay değildi.

Asel karşıma çıktığında yüzüne bakmak bile sinirimi bozuyordu.

“Hiç mi düşünmedin karnındaki çocuğu , kendini , beni?"

Başını eğdi.

“Abi…”

“Abi deme.”

Sustu.

“Bana bak.”

Yavaşça gözlerini kaldırdı.

“Ne yaptığının farkında mısın sen?”

“Farkındayım.”

“Hayır, değilsin.”

Sesim yükseldi.

“Kaçtın. Her şeyi arkanda bıraktın. Sonra da beni burada senin yerine hesap vermek zorunda bıraktın.”

Gözleri doldu.

Ama ağlamasına izin verecek hâlim yoktu.

“Ben mecburdum.”

“Senin mecburiyetin yüzünden herkesin başına gelecekleri biliyor musun?”

Bir şey söylemedi.

Çenesini sıktı.

Sonra karnına doğru istemsizce elini götürdü.

Gözüm o harekete takıldı.

İçimdeki öfke bir anlığına durdu.

İşte o hareket…

Bana her şeyi yeniden hatırlatıyordu.

Çocuğu.

Onu.

“Beni bir gün affedebilecek misin?”

Acı bir gülümseme çıktı yüzümden.

“Hayır.”

Gözleri düştü.

“Henüz değil.”

Bir süre sustum.

Sonra ekledim:

“Ama seni bırakmayacağım.”

Başını kaldırdı.

“Çünkü sen benim kardeşimsin.”

Elini karnından çekti.

Ben ise o an kararımı çoktan vermiştim.

Berdeli kabul edecektim.

Maral’la evlenecektim.

Ama bunu kimseye anlatamazdım eğer anlatırsam berdeli de kabul etmez üçünün de canına kıyarlardı.

“Abi…”

“Ne?”

“Maral’a ne olacak?”

İlk defa duraksadım.

Maral.

O ismi duyduğum anda yüzü gözümün önüne geldi.

İlk gördüğümdeki hâli.

Gözleri.

Saçları.

O inatçı bakışı.

Ve istemeden kabul ettiğim şey…

Onun güzelliği beni etkilemişti.

Yanımda olduğunda gözlerim ona kayıyordu.

Hepsi buydu.

En azından o gün öyle sanıyordum.

Aselin sorusuna soğukça cevap verdim.

“Maral’ın ne olacağını ben düşünürüm.”

Asel bana baktı.

“Sen ondan hoşlanıyorsun.”

Kaşlarımı çattım.

“Saçmalama.”

“Gözlerinden belli.”

“Sen kendi hayatına bak.”

“Abi…”

“Yeter.”

Sustu.

Ben de arkamı döndüm.

"Çık odamdan."

Aselin arkasından kapıyı kapatırken içimden tek bir cümle geçti:

Bu evlilik senin yüzünden olacak.

Ama bunu ona söylemedim.

Çünkü bazı fedakârlıkların adı konulmaz.

Bazı kararlar insanın üzerine kalır.

Ben de o kararı almıştım.

Azize’nin yaptığı hatanın bedelini ben ödeyecektim.

Maral ise bu işin içine girecekti.

Ve o sırada henüz bilmiyordum…

Bu evliliğe Azize için girerken, zamanla Maral yüzünden çıkamayacağımı.

Ben Berdan.

İnsanlar beni ilk gördüğünde ne düşündükleri çoğu zaman bellidir. Soğuk ,sert ve kaba benim hakkımda kararlarını çoktan vermiş olurlar.

Sertim.

Bunu inkâr edecek değilim.

Kolay güvenmem. Kolay affetmem. Hele ki bana yapılan bir şeyi unutmak… Benim için hiç mümkün değildir.

Ama Maral’ı ilk gördüğüm gün, bütün bildiğim öfkelerin arasında hiç hesaba katmadığım başka bir şey vardı.

Hayranlık.

İlk gördüğümde onu güzel bulduğumu kendime itiraf etmedim.

Çünkü o günlerde Maral benim için sadece

Bir isimdi.

Bir soyadıydı.

Bir zorunluluktu.

Benim hayatıma zorla sokulan bir kadındı.

Sonra onu gördüm.

Ve bütün hesaplarımın arasına onun yüzü girdi.

Hatırlıyorum.

Gözlerimi ondan ayırmam gerektiğini düşündüğüm hâlde ayıramamıştım.

Uzun saçları, yüzünün zarif çizgileri, bakışlarındaki o inat… İnsanların yanında kendini küçültmeyen bir hâli vardı. İncecik görünüyordu ama kırılacak biri değildi.

Bunu ilk bakışta anlamıştım.

Maral narin görünüyordu.

Ama güçsüz değildi.

Hatta belki de beni asıl öfkelendiren buydu.

Çünkü ona baktıkça, zorunda olduğum bir evlilikten çok bende merak uyandıran bir kadındı

Gözlerimi kaçırdım.

Sonra yeniden baktım.

Kendime kızdım.

“Ne yapıyorsun sen?” diye sordum içimden.

Cevap vermedim.

Vermek istemedim.

Çünkü cevabı hoşuma gitmeyecekti.

Maral güzeldi.

Hem de insanın başına bela olacak kadar.

O güzelliğin farkında olup olmadığını bilmiyordum. Bildiğim tek şey, benim farkında olduğumdu.

Ve ben bunu istemiyordum.

Konağa ilk geldiği geceyi hiç unutmadım.

Kapılar açıldı.

Maral içeri girdi.

O an evin havası değişti sanki.

Ben yıllardır aynı taş duvarların arasında yaşamıştım. Aynı koridorlar, aynı yüzler, aynı sesler…

Ama o gece ilk defa konak bana farklı geldi.

Maral'ın gözleri her şeyi inceliyordu.

Korkuyordu.

Belli ediyordu.

Ama korkusunu gururunun arkasına saklamaya çalışıyordu.

İşte o an ona ilk defa gerçekten baktım.

Sadece yüzüne değil.

Duruşuna.

Ellerini nasıl tuttuğuna.

Başını kaldırışına.

Bana bakarken gözlerinde beliren öfkeye.

Ve içimden geçen ilk şey şu oldu:

Bu kadın burada ezilmeyecek.

Sonra kendime kızdım.

Ben neden bunu düşünüyordum?

O benim zorunda olduğum bir evlilikti sadece

Üstelik bu evlilik benim seçtiğim bir şey değildi.

Ben Maral’ı istememiştim.

Onu hayatıma sokmak istememiştim.

Ama insan bazen istemediği şeyden en çok etkilenen taraf oluyor.

O gece odama çıktığımda uzun süre uyuyamadım.

Gözlerimi kapatınca onun yüzü geliyordu.

Bana bakışı.

Sesindeki titrek öfke.

Ve o inatçı gurur.

İlk kez o zaman fark ettim.

Maral beni düşündürüyordu.

Hem de hiç istemediğim kadar.

Defne meselesi ise Maral’dan çok daha eskiydi.

Defne benim teyzemin kızıydı.

Aramızda geçmişte bir şeyler olmuştu.

Aşk mıydı?

O zamanlar öyle sanmış olabiliriz.

Ama şimdi geriye dönüp baktığımda bunun gerçek bir aşk olmadığını biliyorum.

Gençlikti.

Yakınlıktı.

Birbirimizi tanıyor olmanın verdiği rahatlıktı.

Birbirimize sığınmıştık belki.

Ama ben Defne’ye hiçbir zaman bugün Maral’a baktığım gibi bakmamıştım.

Defne’yle olan şey bitmişti.

Zaten ben onu hayatımda yeniden ciddi bir yere koymamıştım.

Arada görüşür, konuşur, bazen geçmişi hatırlardık.

O kadar.

Benim için gerçekten o kadardı.

Defne için aynı olduğunu sanıyordum.

Ta ki Maral’ı tanıyana kadar.

Defne’nin Maral’a bakışını gördüğümde bazı şeyleri anladım.

O bakışta kıskançlık vardı.

Öfke vardı.

Ve Maral’a karşı saklamaya çalıştığı bir kin.

İşte o zaman Defne’ye karşı içimde kalan son iyi niyet de kırıldı.

Çünkü benden ne isterse istesin, geçmişimizle ne yaparsa yapsın, Maral’a zarar vermesine izin veremezdim.

Bunu kendime bile itiraf etmek istemiyordum.

Ama gerçek buydu.

Düğün günü Defne beni kenara çekti.

“Berdan,” dedi.

Sesini duyduğumda yüzüm bile değişmedi.

“Ne var?”

Bir süre yüzüme baktı.

Sonra acı bir gülümsemeyle,

“Gerçekten onunla evlenecek misin?” diye sordu.

“Evleneceğim.”

“Onu seviyor musun?”

Kaşlarımı çattım.

“Bu seni ilgilendirmez.”

“Beni ilgilendiriyor.”

“Hayır, ilgilendirmiyor.”

Defne yaklaşarak sesini alçalttı.

“Berdan, sen onu sevmiyorsun. Bu evliliği de istemiyorsun. Bunu ikimiz de biliyoruz.”

Haklıydı.

Ama söyleyiş biçimi canımı sıkmıştı.

“Senin ne bildiğin umurumda değil.”

“Beni onun için mi bırakıyorsun?”

İşte o cümlede sabrım tükendi.

“Ben seni bırakmadım, Defne.”

Yüzü düştü.

“Bizim aramızda zaten bir şey kalmamıştı.”

“Onun yüzünden mi?”

“Hayır.”

“Bana yalan söyleme.”

O an ilk defa sesimi yükselttim.

“Maral hakkında bir daha böyle konuşma.”

Defne sustu.

Sonra yüzünde tuhaf bir ifade belirdi.

“Demek bu kadar önemsiyorsun.”

Cevap vermeden ordan uzaklaştım.

Çünkü ben de o an fark ettim.

Evet.

Önemsiyordum.

Hem de olması gerekenden çok daha fazla.

Defne bunu fark etmişti.

Ben de.

Maral’a karşı duyduğum şeyin adını uzun süre koymadım.

Çünkü adını koyarsam gerçek olacaktı.

Ona baktığımda içimde oluşan o çekim…

Onun yanıma geldiğinde bedenimin istemsizce gerilmesi…

Saçlarını omzunun üzerinden geriye attığında gözlerimin ona kayması…

Bir tartışmanın ortasında yüzüne bakarken ne söyleyeceğimi unutacak kadar dikkatimin dağılması…

Bunların hiçbirini kabul etmek istemedim.

Çünkü ben Maral’ı istememeliydim.

Ama insan bazen en çok istememesi gereken şeyi ister.

Benim için Maral tam olarak buydu.

İstediğim.

Ama istemeye hakkım olmadığını düşündüğüm kadın.

Bu yüzden ona karşı daha sert oldum.

Sesimi yükselttim.

Mesafemi korudum.

Onun gözlerimin içine bakıp beni sorgulamasına tahammül edemedim.

Çünkü Maral yaklaştıkça kendimi kaybettiğimi hissediyordum.

Ve ben hayatım boyunca kontrolü kaybetmekten nefret etmiştim.

Düğün gecesi de tam olarak yine kontrolümü kaybedip kendimden nefret ettiğim bir andı.

Maralı aynanın karşısında gelinliğinin sıkışan fermuarını açmaya çalışırken gördüğümde yardım etmek istedim izin vermeyeceğini bildiğim için ona sormadan bir an arkasında belirdim. Fermuara dokunduğumda istemsizce elim tenine değdi. Maralın ürperdiğini hissediyordum fermuarı açarken gözüm ince kıvrımlı ve beyaz olan bebeksi tenine takıldı fermuarı indirirken yutkundum resmen ne oluyordu bana böyle ? Kalçasına kadar inen bir fermuardı hızla indirirsem kalbim duracak gibiydi.

Sıcak bastı avuçlarımın içi terledi ama burnuma onun saçlarının kokusu geldiği esnada sakinledim çok güzel kokuyordu. "Tamam bu kadar yeterli " Diyerek hızlıca önümden gitmeye yeltendi kokundan tutup yatağa atıp üzerine çıktım. Çırpınmaya başladı kafamı boynuna gömdüm kokusu beni çok etkiliyordu küçük küçük öpücükler bırakıyordum boynuna bu temasım onun daha çok çırpınmasına ve ağlamasına sebep olmuştu. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım

Korkuyordu,

Ağlıyordu,

Ardından gözlerim göğüslerine takıldı gelinlik iyice kaymıştı üzerinden bütün göğüslerini önüme sermişti yuvarlak,dik, pürüzsüz ve büyük göğüsleri vardı iki göğsünün arasına uzandım öpmeye ve koklamaya başladım bu koku başımı döndürüyordu. Kendimi kaybettim resmen ne yapıyordum ben böyle zorla birine sahip olacak kadar aşağılık bir insan değildim ben hızla kafamı çekip üzerinden kalktım ve odayı terk ettim. Arabama atlayıp gaza bastım yaptığım şey çok yanlıştı rızası olmadan ona öyle dokunamazdım öfkeyle direksiyonu yumruklamaya başladım yolun ortasında durup arabayı sağa çekip indim. Kendime olan öfkem çok büyüktü ben böyle biri değildim nasıl böyle yapabildim arabaya birkaç tane tekme savurdum Nasıl da ağlayıp korkmuştu

"Aptal berdan ,aptalll" Diyerek bağırdım kendime

Sabaha kadar mardin sokaklarında dolaştım. Konağa geçtiğimde bir daha maralın suratına bakmayacaktım onu rahatsız etmeyecektim sabahın ilk saatleri uyumuştur diye odaya girdim sessizce ama odada yoktu banyoda olabilir di hızlıca cebimdeki bıçağı çıkarıp omzuna bir kesik attım çarşafa sürdüm görünmeyen bir yerimi kesmem lazım dı yoksa annem anlardı kesinlikle. Hızlıca üzerimi değişip çıktım odadan hemen. Zaten maralın yüzüne bakacak cesaretim yoktu ben gerçekten bu kıza dayanamıyordum üstelik kendimi kaybedecek kadar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.