İçeriğe geç

Toprak ve Yağmur

Bölüm 7 · 2 dk okuma

Toprak ve Yağmur

Bölüm 7

7. Bölüm

Umay kahvesini yudumlamaya çalıştı ama içi içini yiyordu. Sessizliği sonunda bir cümle böldü: “Ben… çıkmak istiyorum.” Merih başını kaldırdı. “Nereye?” “Bilmiyorum. Sadece... biraz hava almak. Yürümek.” Gözleri Merih’e değil, camın dışına bakıyordu. Merih’in yüzü sertleşti. “Dışarısı senin için güvenli değil.” Umay sinirle dönüp ona baktı. “Senin evin güvenli mi? Seni bile tanımıyorum. Dün gece beni kilitledin.” “Çünkü panik içinde bağırıyordun. Komşular polisi arasa, her şey daha kötüye giderdi.” “Belki de gitmeliydi!” Umay’ın sesi yükseldi. “Beni neden eve götürdün ki? Hastaneye bıraksaydın. Gidip kendim hallederdim.” Merih ayağa kalktı, sesi sertleşti. “Senin hâlini gördüm. Baygındın. Üstün ıslaktı, titriyordun! O hâlde dışarı mı bırakacaktım seni?!” “Şimdi de içeride tutsak gibiyim,” dedi Umay, dudakları titreyerek. “Ben buraya ait değilim.” Merih dişlerini sıktı. “Tamam!” diye bağırdı birden. “Çık o zaman!” Umay bir an afalladı. “Çık! Kapı orada!” Merih parmağıyla kapıyı işaret etti. “Ama bil ki… dışarısı senin sandığın gibi değil. O seni kovalayanlardan biri buradan 10 metre öteden baksa, tanır seni. Ve alırlar. Hem de ben sana yardım edemeden.” Umay, o an bocaladı. Gözleri kapıya gitti, sonra Merih’e. Sonra yere. Sessizlik çöktü. Yalnızca Umay’ın solukları kaldı odada. Hızlı ve dalgalı. Merih içini çekti. “Ben seni buraya hapsetmedim. Ama seni düşünen tek kişi de ben olabilirim şu an. Ve sen hâlâ her şeyi tek başına çözeceğini sanıyorsun.” Umay başını eğdi. Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. Ama bu kez ağlamadı. Sadece, kapının önüne gidip durdu. Ama açmadı. Arkasını döndü, gözleri nemliydi. “Ben sadece… bir yerde huzur arıyorum.” Merih daha yumuşak bir sesle yanıt verdi: “Belki biraz kalırsan... burada bir parça bulursun.”

Umay mutfağa doğru yürürken hâlâ gözleri şişmişti. Masadaki çayı almak isterken eli titredi, bardağı tam kavrayamadı. Sıcak sıvı tişörtüne döküldü. “Aah!” diye irkilip geri çekildi. “Ne oldu?” Merih hemen koştu. “Çay... üstüme döküldü,” dedi Umay, dişlerini sıkarak. “Dur, dur, bekle. Getireyim sana bir şey.” Merih hızla odasına gidip dolabından sade bir tişört aldı, geri döndü ve ona uzattı. “Al, bunu giy. Diğeri zaten ıslaktı, bu da berbat oldu.” Umay sessizce tişörtü aldı, banyoya gitti. Merih banyodan gelen sesi duyduğunda beklemeye başladı. Kapı aralandı, Umay içeriden konuştu: “Bunun içinde biraz büyük olmuş ama... teşekkür ederim.” Merih istemsizce başını eğip baktı. Gözleri Umay’ın bileğine takıldı. Bir iz. Soluk ama uzun. Eskiden kalma. Derin ve derinleşen bir yara gibi. “Bu... bu iz de ne?” dedi sessiz ama net bir sesle. Umay bir anda elini bileğinin arkasına sakladı. “N-nothing... bir şey değil.” Kaşları çatıldı. “Sadece çocukken düştüm.” “Hayır,” dedi Merih bir adım yaklaşarak. “Bu düşmekten falan değil. Bu... bu daha derin bir şey.” Umay gözlerini kaçırdı. O an titremeye başladı. “Lütfen... üstüme gelme. Zaten zar zor dayanıyorum...” Merih derin bir nefes aldı. “Tamam. Üstüne gelmeyeceğim. Ama bir gün… anlatman gerekecek. Bunu yalnız taşıyamazsın.” Umay başını salladı. Elini bileğine bastırdı, sanki iz hâlâ acıtıyormuş gibi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.