İçeriğe geç

Toprak ve Yağmur

Bölüm 6 · 3 dk okuma

Toprak ve Yağmur

Bölüm 6

6. Bölüm

Merih, Umay’ın titreyen ellerine baktı. Ter içinde kalmıştı. Bir şey demedi önce, sadece odadan çıkıp birkaç saniye sonra elinde ince bir battaniyeyle geri döndü. Yavaşça yanına oturdu. “Al, bunu üstüne al. Titriyorsun…” Umay ses etmeden battaniyeyi aldı. Köşeye kıvrıldı. Merih de hemen karşısına, yere oturdu. Göz hizasındaydılar şimdi. Merih gözlerini kısmıştı, onun yüzünü dikkatle inceliyordu. “Sadece bir kâbus değil bu… Daha önce de görmüş gibisin.” Umay başını eğdi, sessiz kaldı. “Umay…” Sesi yumuşaktı bu kez. Gerçekten samimi. “Bak, sana kötü davranmak istemiyorum. Seni zorla tutmuyorum. Ama böyle sabaha kadar korkuyla titremen beni de rahatsız ediyor.” Gözleri hafifçe kısıldı. “Bu kâbus... gerçek bir şey mi? Geçmişinle mi ilgili?” Umay bir an başını kaldırdı. Gözleri doluydu. “Her gece aynı şey oluyor. Hep aynı koku, aynı sesler… Ve hep o köpekler.” Merih, dudaklarını ısırdı. “Peki neden köpekler? Bir şey mi oldu onlarla ilgili?” Umay hafifçe başını salladı. “Bir gece… çocukken. Sokakta yürüyordum. Evden kaçmıştım o zaman da. Bir grup sokak köpeği vardı. Saldırmadılar ama… biri bağırdı, kaçmaya başladım. Onlar da peşimden koştu. Aslında belki oyun sanmışlardı ama… ben çok korktum. Sonra bir binaya girdim, asansöre. O da arıza verdi. Saatlerce orada kaldım. Karanlıkta, sıkışmış, yalnız. O günden beri...” Kelimeler boğazına düğümlendi. Merih hiçbir şey demedi. Sadece yavaşça başını salladı. “Şimdi her şey daha anlamlı...” Bir an sessizlik oldu. Sonra Merih eğilip battaniyeyi biraz daha Umay’ın omzuna sardı. “Seni burada güvende tutacağım. O köpeklerden de o karanlıktan da geride kalan her şeyden de. Ama bir şartım var.” Umay şaşkınlıkla baktı. “Neymiş?” “Bir daha gecenin bir yarısı çığlık atarsan… seni çay yapmadan rahat bırakmam.” İlk kez, Umay’ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. ___ Güneş, perdelerin arasından süzülerek odayı aydınlatmaya başlamıştı. Havanın serinliği hâlâ camın kenarındaydı ama içerde bir huzur vardı. Umay, battaniyenin altında kıvrılmış, yorgun bir beden gibi değil de korunmaya alınmış bir sır gibi duruyordu. Merih, yerde kıvrılarak uyuyakaldığı yerden kalktı. Belki biraz uykusuzdu ama ilk defa sabaha kadar yanında biriyle geçirdiği bir gece, ona boş gelmemişti. Kalkıp mutfağa geçti. Kahve makinesini çalıştırırken gözleri arada odaya kayıyordu. Umay hâlâ uyanmamıştı. Ama yüzünde o geceki kabusun izleri yoktu artık. Uyurken bile huzurlu görünüyordu. Kahve kokusu evi sarmaya başlayınca, Merih bir fincan kendine aldı. İkinci fincanı da hazırlayıp masaya koydu. Ardından kapıya yaslanıp Umay’a seslendi: “Uyanma vakti. Kâbuslar gitti, gerçek dünya seni bekliyor.” Umay gözlerini araladı. Göz kapakları hâlâ ağırdı ama Merih’in sesi kulağına dolmuştu. Başını hafifçe kaldırdı. “Günaydın...” dedi Merih hafif alaycı bir tonda. “Hâlâ hayattasın, korkacak bir şey kalmadı.” Umay doğrulurken saçları yüzüne düştü. “Ne kadar oldu… uyuyalı?” “Bayağı. Birkaç saat en az.” Merih başıyla mutfağı işaret etti. “Kahve ister misin?” Umay başını salladı, sonra boğuk bir sesle fısıldadı: “Merih...” Merih irkildi. “Ne?” “Dün gece... teşekkür ederim.” Merih’in yüzünde bir anlığına gerçek bir şaşkınlık belirdi. Sonra omzunu silkti. “Pek alışkın değilim teşekkür almaya ama... rica ederim. Hadi gel, biraz kahve seni kendine getirir.” Umay ayağa kalktı, ama gözlerinde hâlâ bir kırıklık vardı. Masaya oturduğunda fincana uzanmadı. Sessizdi. Merih onu inceledi. “Dün gece söylediklerin… asansör, köpekler… başka da bir şey var değil mi? O kadar kolay ağlayan biri gibi durmuyorsun.” Umay derin bir nefes aldı. “Bazı şeyler… içten çürütüyor insanı. Anlatınca da geçmiyor. Ama susunca da boğuluyorsun.” Merih hafifçe gülümsedi. “O zaman... ne zaman boğulacak gibi olursan, sadece söyle. Bir çay yaparım, seni konuştururum.” Umay ilk kez kahvesine uzandı. Ve ilk kez Merih’e biraz daha az mesafeli bir bakış attı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.