Umay, hafifçe gülümsedi, gözleri parladı. “Biliyor musun, yarın benim doğum günüm.” Merih gülümseyerek yaklaştı. “Hmm, 19 yaşına mı giriyor bu cicikuş?” Umay biraz mahcup, biraz heyecanlı: “Evet… Ama kutlama falan istemiyorum.” Merih hafifçe omzunu sıkarak: “Sen istersen ben en güzel doğum günü sürprizini hazırlarım.” Umay gözlerini ona dikti: “Gerçekten mi? Ama çok abartma ha!” Merih alaycı bir tavırla: “Abartmak mı? Daha ne olsun! Senin için her şey!” Umay hafifçe kızararak, alaylı bir tonla: “Ama sen benden 6 ay büyüksün !” Merih omuz silkti, gülümseyerek: “Yani ne olmuş ki? Altı ay ne ki, umurunda mı?” Umay gözlerini kısıp, elini Merih’in alnına koydu: “Hem yat bakalım, ateşin var Merih, kendine dikkat et!” Merih hafifçe tebessüm etti: “Senin bu hastabakıcı halin hoşuma gidiyor, devam et bakalım.” ---
Umay, Merih’in alnına bir kez daha dokundu. Hâlâ sıcaktı. Termometreyi alıp nazikçe Merih’in kol altına yerleştirdi. “Sakin dur, ateşini ölçüyorum…” Merih yorgun bir sesle kıkırdadı. “Senin bu ciddi halin beni korkutuyor, doktor hanım.” Umay gözlerini devirdi. “Merih, ciddi ol biraz. Yanıyorsun resmen.” O sırada termometre bip bip ötmeye başladı. Umay ona bakmak için eğildiği anda, Merih aniden kollarını kaldırdı ve Umay’ı yavaşça bacaklarından tutup kucağına aldı. Umay bir anlık şaşkınlıkla nefesi kesilmiş gibi oldu. “Merih! Ne yapıyorsun?!” Merih, onu kendine çekti ve alnını Umay’ın omzuna yasladı. Sesi kısık, ama içten geliyordu. “Sıcaktan bayılmak üzereyim… ama seni böyle kucağımda tutunca geçer gibi oluyor…” Umay bir an dondu. Sonra hafifçe gülümsedi, ellerini Merih’in omzuna koydu. “İyileşmen için mi yapıyorsun bunu, yoksa keyfine mi?” Merih hafifçe güldü, sesi hâlâ yorgundu. “İkisi de olabilir.” Umay, içinden taşan hissi bastırmaya çalıştı ama o an… yalnızca onunla kalmak, sadece öylece kucaklaşmak her şeyden daha kıymetliydi. Umay, Merih’in göğsüne yaslandı, kollarını boynuna doladı. Sessizce, usulca fısıldadı: “Tamam tamam… kendimi senin kollarına bırakıyorum.” Merih’in dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. Başını eğdi, göz göze geldiler. Sesi yumuşak ama içten bir şakayla karıştı: “Tamam… seni öpeyim mi?” Umay hafifçe başını kaldırdı, gözlerinde tatlı bir parıltı vardı. “İyileşeceksen… öp bakalım.” Merih gülümsedi. Başını biraz daha eğdi, ikisinin arasında kalan o minicik mesafeyi kaldırdı. Dudakları Umay’ın alnına hafifçe değdi, sonra yanağına… “İlk tedavi dozu bu,” dedi kısık sesle. Umay hafifçe güldü, hâlâ boynuna sarılmış halde. “O zaman iyileşmen için doz doz devam ederiz.”