Merih, Umay’ı hâlâ kucağında tutarken başını onun saçlarına yasladı. Birkaç saniye sessizlik oldu. Umay o sessizliğe dayanamadı. “Merih?” “Hı?” “Şey… bu seninle yaşadığım en güzel günlerden biri olabilir.” Merih hafifçe geri çekildi, gözlerine baktı. “Hasta halimle bile mi?” Umay gülümsedi. “Seninle olduğu sürece… hasta, sağlıklı, yorgun, uykusuz fark etmez.” Merih bir an duraksadı, sonra biraz ciddileşti. “Ben de seninle hep böyle olmak istiyorum, Umay.” Umay gözlerini kaçırdı, utangaç bir şekilde. “Merih…” Merih elini Umay’ın yanağına koydu. “Ne?” “Ben… galiba sana gerçekten… yani şey…” Sesi iyice kısıldı. “Sana çok alıştım.” Merih gülümsedi. “Ben de sana. Hatta sadece alışmakla kalmadım.” Umay’ın kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. “Yani?” “Galiba… ben sana çoktan kapıldım, Umay.” Umay’ın dudakları titredi, ama gözlerinde hem şaşkınlık hem de mutluluk vardı. “Sahi mi?” “Daha sahi nasıl olur?”
Umay gözlerini kapadı, içinden bir titreme geçti. Merih geri çekildiğinde, hafifçe gülümseyerek sordu: “Şimdi daha iyi miyim sence?” Umay kıkırdadı. “Bence psikolojik olarak gayet iyi durumdasın. Ama fiziksel olarak hâlâ yatman gerekiyor, beyefendi.” “Sen yanımdayken… iyileşmesem de olur.” Umay hafifçe yastığı alıp Merih’e vurdu. “Romantizmi bırak da dinlen artık!” İkisi de güldü. Sonra Merih yavaşça yatağa uzandı, Umay da yanına ilişti. Sessizlikte sadece kalp atışları ve yumuşak bir tebessüm vardı.
___
Gece olmuştu. Ev sessizliğe bürünmüş, sadece dışarıdan gelen hafif rüzgâr sesi duyuluyordu. Umay ve Merih ayrı odalarda uyuyordu. Her şey sakindi… ta ki gecenin o derin sessizliği Umay’ın aniden yükselen çığlığıyla bozulana kadar. “AHH!” Merih, irkilerek gözlerini açtı. Hemen yataktan fırladı, uykulu gözlerle Umay’ın odasına koştu. Kapıyı telaşla açtı, sesi hem endişeli hem hâlâ uykulu bir tondan geldi: “Umay?! Gene niye bağırıyorsun, ne oldu?!” Umay yatağında doğrulmuştu, omuzları titriyordu. Gözleri yaşla doluydu. Merih yanına geldiğinde hemen yüzünü çevirdi. “K-kabus gördüm…” dedi kısık bir sesle. “Yok bir şey… Yat sen…” Ama Merih, onun gözlerine baktığında bu sözlere inanmadı. Umay’ın elleri sıkılıydı, gözleri dolu doluydu, nefesi düzensizdi. “Yok bir şey mi?” dedi Merih, sesi yumuşadı. “Gözlerin dolu, sesin titriyor. Umay… kötü bir şey mi gördün?” Umay başını salladı ama konuşmadı. Merih yatağın kenarına oturdu, nazikçe elini tuttu. “Anlatmak ister misin? Veya sadece yanında kalayım mı?”