Merih koltuğa uzanmış, başı elleriyle sarılı şekilde oturuyordu. Gözleri kapalıydı ve alnı ter içinde, yüzü solgundu. Umay mutfakta hazırladığı sıcak çayı getirip yanına oturdu. "Merih... Merih, nasıl hissediyorsun?" diye sordu Umay, sesindeki endişeyi gizleyemeyerek. Merih, gözlerini hafifçe açtı, yavaşça başını çevirdi ve gülümsedi ama bu gülümseme bile yorgundu. "İyi hissediyorum, merak etme." dedi, ama sesi zayıftı. Umay biraz daha yaklaşarak onun yanına oturdu. Yavaşça Merih’in alnını elinin avucuyla okşadı. Birkaç saniye geçti, ama her geçen an, Merih’in ateşi daha da belirginleşti. "Merih..." dedi, sesinde korku barındırarak. "SEN YANIYORSUN!" Merih, bir an şaşkınlıkla ona baktı, ama gözleri yine kapanmaya başladı. Umay hemen elini çekip ayağa kalktı. "Bu durumu göz ardı edemem, bir şeyler yapmalıyız!" dedi, endişeli bir şekilde. Merih, zar zor gülümsedi. "Bana biraz su verir misin? O kadar da kötü değilim." Umay, yere doğru hızla ilerleyip bir bardak su aldı. Geri dönerken Merih’in halini görünce içi daha da sıkıştı. Gözleri, Merih’in bu hâlini görmekten çok rahatsız olmuştu. "Yalvarırım, kendine dikkat et," diye mırıldandı. Merih gözlerini tekrar açtı ve Umay’ın elini sıkıca tuttu. "Endişelenme. Ben iyiyim. Ama sana bir şey söylemem gerek..." "Ne?" dedi Umay, sesindeki korkuyu gizlemeye çalışarak. Merih derin bir nefes aldı, ancak sesi hâlâ zayıftı. "Sadece... bana güven, tamam mı?" Umay, Merih’in elini sıkıca tuttu. Kalbi hızlı atıyordu. Onu böyle bitkin, halsiz görmek canını yakıyordu. Hemen mutfağa gidip bir bez aldı, soğuk suyla ıslatıp Merih’in alnına koydu. “Hiç iyi değilsin. Ateşin çok yüksek… Böyle iyi olduğunu iddia etme artık.” Merih gözlerini kapamıştı, sesi iyice kısıktı. “Senin paniklemen daha kötü... Ben dayanırım.” “Saçmalama!” dedi Umay, sesi titriyordu. “Sen bana iyi ol diyorsun ama… ya senin başına bir şey gelirse ben ne yaparım?” Merih o an hafifçe gözlerini açtı. Dudaklarının kıyısında belli belirsiz bir tebessüm vardı. “Ben ölmem. Söz verdim sana... seni bırakmam.” Umay bezini tekrar soğutup alnına koyarken, iç çekti. “Bir şey mi yedin, içtin de böyle oldun? Yoksa üşüttün mü?” Merih omzunu hafifçe silkti. “Dün gece cam açıktı... galiba oradan kaptım.” Umay başını iki yana salladı. “Sen hâlâ kendini düşünmüyorsun. Sürekli beni düşünüyorsun ama sen... sen de değerlisin Merih. Lütfen kendine dikkat et.” O sırada Merih'in gözleri tekrar kapanır gibi oldu. Umay eğildi, alnını onun alnına yasladı. “Şimdi biraz dinleneceksin, tamam mı? Ben yanındayım. Gerekirse sabaha kadar başında beklerim.” Merih mırıldanır gibi konuştu, sesi uykuyla karışmıştı. “Beni... bırakma.” Umay’ın gözleri doldu. “Hiçbir yere gitmiyorum. Söz.”
Bölüm 17
17. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.