Sessizlik bir süre daha sürdü. Mutfaktaki hafif dağınıklık, kahvaltı tabakları ve arka planda çalan müzik arasında zaman durmuş gibiydi. Umay göz ucuyla Merih’e baktı, sonra başını hafifçe yana eğip dudaklarında bir gülümsemeyle sordu: “Dans edelim mi?” Merih önce bir an duraksadı, sonra başıyla hafifçe onayladı. “Tamam…” Telefonunu çıkardı, kısa bir süre sonra o tanıdık şarkı mutfağa yayıldı: > “Sevgi anlaşmak değildir, Nedensiz de sevilir. Bazen küçük bir an için, Ömür bile verilir...” Umay bir adım attı ona doğru, Merih de karşılık verdi. Ellerini yavaşça tuttu. Parmakları birbirine karışırken gözleri de kenetlendi. Umay’ın başı hâlâ biraz dönüyordu ama Merih’in ellerinde dengedeydi. Şarkının her kelimesi, aralarında söylenmeyen duyguların sesi gibiydi. Umay başını Merih’in omzuna yasladı. Kalpleri aynı ritimde atarken, sözler içlerinde yankılandı: > “Sevgi anlaşmak değildir, Nedensiz de sevilir...” Merih’in parmakları Umay’ın sırtında hafifçe gezindi. O an, geçmişin karanlığı yoktu. Sadece mutfakta dans eden iki yaralı ruh vardı. Ve şarkı boyunca, hiçbir şey konuşmadılar. Çünkü bazı duygular konuşulmazdı. Yaşanırdı. Şarkı yavaşça sona erdiğinde Merih başını eğip gülümsedi. Umay’a baktı, ellerini hâlâ bırakmamıştı. “Tamam… hadi artık yiyelim,” dedi yumuşak bir sesle. Umay başını salladı, hafif bir gülümsemeyle masaya geçti. Kahvaltı yeniden düzenlenmişti. Merih çayı tazeledi, Umay peynirden minik bir parça aldı, bir iki lokma da yumurta… sonra durdu. Merih kaşlarını çattı. “Umay… yine az yedin.” Umay başını çevirdi. “Aç değilim, doydum ben.” Merih elini çenesine dayayıp onu dikkatle süzdü. “Sana ‘cicikuş’ boşuna demiyorum. Kuş kadar kaldın. Hem hâlâ iyileşmedin, bir şeyler yemen lazım.” Umay gözlerini devirdi, ama gülümsemesini saklayamadı. “Meriiih, gerçekten aç değilim.” Merih yavaşça çatalı eline aldı, tabağından bir parça yumurta aldı ve Umay’a uzattı. “O zaman itiraz etme. Ye.” Umay dudaklarını büktü. “Bu biraz çocukça olmuyor mu?” Merih çatalı geri çekmeden sabırla bekledi. “Senin için her halini severim ama... yemeyince minik huysuz bir kuşa dönüşüyorsun.” Umay kahkaha attı. Ardından başını hafifçe eğip çatala uzandı. “Peki, peki… sırf sen uğraşma diye.” Bir lokma, sonra bir parça daha... Derken Merih biraz daha aldı. “Bak işte... zor değilmiş.” Umay gülümsedi. “Senin elinden yemek de bir başka.” “Alışma. Her sabah yedirmem,” dedi Merih, göz kırparak. “Emin misin?” diye sordu Umay, başını yana eğip flörtözce. Merih’in yanaklarında beliren hafif gülümseme, bu küçük oyunun hiç bitmemesini istiyordu.
Bölüm 15
15. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.