Umay yavaşça gözlerini açtı. Göz kapakları hâlâ ağırdı ama Merih’in kucağında değil, yatağında olduğunu fark edince biraz rahatladı. Gözlerini kırpıştırarak etrafına baktı, odanın loş ışığında tanıdık yüzleri aradı. Başındaki hafif ağrıya rağmen doğrulmaya çalıştı. O sırada kalbi biraz hızlandı; bir şey eksikti. “Merihhh!” diye seslendi, sesi hâlâ yorgun ama içten bir panikle. Merih mutfaktan koşarak geldi, gözleri endişeyle Umay’a odaklandı. “Ne oldu? Bi’ şey mi oldu yine?” diye sordu hızla. Umay hafifçe gülümsedi, o yorgunlukla bile içinden gelen şefkati saklayamadı. “Sana kahvaltı hazırlayayım mı?” Merih bir an şaşırdı. Kaşları kalktı, gözleri hafifçe büyüdü. Sonra yavaşça yaklaştı, başını eğdi. “İstersen hazırla…” dedi, ardından daha yumuşak bir sesle devam etti: “…ama Umay, daha yeni kendine geldin. Biraz dinlenseydin?” Umay yorganı sıyırdı, ayaklarını yere sarkıttı. “İyi hissediyorum… hem sana borçluyum. Hep sen hazırlıyorsun.” Merih karşısına oturdu, başını hafifçe eğdi. “Tamam. Ama fazla ayakta kalma. Başın hâlâ dönüyor olabilir.” Umay gözlerini kıstı, hafif bir sitemle baktı. “Sen de fazla korumacı oldun.” Merih bir kaşını kaldırdı. “Yani rafa kafa atıp bayılan sensin.” Umay hafifçe güldü, dudakları kıvrıldı. “Bir kere oldu…” Merih de gülümsedi. “Umarım son olur.” Sessizlik oldu birkaç saniye. Ardından Umay başını yana eğdi, sesi neredeyse fısıltıya döndü. “Gerçekten teşekkür ederim, Merih… dün gece… benimle ilgilendiğin için…” Merih'in gülümsemesi biraz daha derinleşti. “Sana bir şey olmasına izin veremezdim.” Umay bir an tereddüt etti, sonra öne eğilip Merih’e sımsıkı sarıldı. Kollarını bırakmadı. “Sadece... gitme, olur mu?” diye mırıldandı. Merih’in gözleri uzak bir noktaya takıldı. Ama sarılışına karşılık verdi. “Gitmeyeceğim.” Umay mutfağa geçtiğinde Merih bir gözüyle onu izliyordu. Tişörtü boldu ama hâlâ zarif görünüyordu. Dolaptan yumurta, peynir çıkarırken neşeyle mırıldandı. “Yumurta yapayım mı?” Merih kapıya yaslanmıştı. “Yap ama dikkatli ol Gülerek tavayı aldı, ocağı açtı. Yumurtaları kırarken bir tanesi tezgâhtan kaydı, refleksle tutmak isterken kolunu hafifçe çarptı ve elindeki kaseyi yere düşürdü. “Ahh—!” Cam sesiyle birlikte kase parçalandı. Umay geri çekildi ama ifadesi korkuya döndü. Gözleri büyüdü, sanki biraz önceki neşesi tamamen kaybolmuştu. Geriye adım attı, ellerini göğsüne bastırdı. Merih hemen yanında bitti. “Tamam tamam! Bir şey olmadı, kesilmedin değil mi?” Umay başını salladı ama sesi çıkmıyordu. Merih onun eline baktı, sonra göz hizasına indi. “Umay… sadece bir kase. Önemli değil. Sana bir şey olmadı ya...” Umay başını eğdi, sessizce mırıldandı: “Bağırmadın…” Merih dondu. “Ne?” “Kırıldığında… bağırmadın. Üzerime gelmedin.” Merih bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra hafifçe gülümsedi ve yumuşak bir sesle konuştu. “Senin üzerine gelmek değil… yanında olmak istiyorum.” Umay gözlerini kaçırdı. Kalbinde bir şey düğümlendi. Ardından, kıkırdamaya çalışarak başka bir konuya geçti. “Neyse… yumurta operasyonu başarısız.” “Sen otur, ben hallederim,” dedi Merih. “Hayır, yardım edeyim bari.” Beraberce yeni bir kahvaltı hazırladılar. Peynirleri keserken Umay, Merih’in eline göz ucuyla baktı. “Senin ellerin de yara içinde.” Merih eliyle geçiştirdi. “Ufak tefek şeyler.” “Bunlar... kolay geçmişler gibi değil.” Merih derin bir nefes aldı ama sustu. Umay da zorlamadı. Bir süre sessizlik oldu.
Bölüm 13
13. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.