İçeriğe geç

Toprak ve Yağmur

Bölüm 12 · 2 dk okuma

Toprak ve Yağmur

Bölüm 12

12. Bölüm

Merih tabağa çorba koyarken Umay sessizce etrafı izledi. Gözleri, mutfağın köşesindeki kitaplığa takıldı. Raflarda bir sürü kitap vardı. Aralarında bir fotoğraf çerçevesi. Elinde olmadan ayağa kalktı ve yaklaştı. Çerçevede Merih’in daha genç hâliyle bir kadın vardı. Gülümsüyorlardı ama Merih’in gülüşü sanki yorgundu. “Bu kim?” diye sordu Umay, sesi neredeyse fısıltı gibiydi. Merih duraksadı. Omuzları hafifçe gerildi. “Eskiden tanıdığım biri,” dedi kısa bir tonla. “Önemli değil.” Umay döndü, ona baktı. “Bana güven diyorsun ama sen hiçbir şey anlatmıyorsun.” Merih iç çekti, kaşığını bırakıp ona döndü. “Şu an bunun zamanı değil.” “Ne zaman olacak peki?” diye sordu Umay, sesi yükselmişti. “Ben mi her şeyimi anlatmak zorundayım sadece? Sırf beni arabanla ezmedin diye sana güvenmek zorundayım, öyle mi?” “Ezmedim çünkü seni kurtarmaya çalıştım!” dedi Merih. Sesi ilk kez sert çıkmıştı. “Ve evet, burada kalmana izin verdim. Yalnız kalmaman için elimden geleni yapıyorum!” Umay bir adım geri gitti. “Bana iyilik yapıyor gibi davranma, ben kimsenin yükü olmak istemiyorum!” “Öyle davranmıyorum!” dedi Merih. “Ama sen de ne kadar yardım etmeye çalışsam da beni sürekli duvara çarpıyorsun! Her şeyi içine atıyorsun, sonra patlıyorsun!” “Çünkü güvenemem! Çünkü—” Birden eliyle arkayı yokladı, bir adım daha attı ve sertçe başını duvardaki rafa çarptı. “Ahh—” diye inledi, sonra dengesini kaybedip yere yığıldı. Merih’in rengi soldu. “Umay! Umay!” Hemen yanına çöktü, başını kollarına aldı. Kan yoktu ama alnında kırmızı bir iz belirmişti. Soluğu kesilmiş gibiydi. “Umay, aç gözlerini... Lütfen...” Bir eliyle Umay’ın yüzünü tuttu, başparmağıyla yanağını okşadı. “Bak bana... O mavi gözlerini açmanı istiyorum, Umay... Ne olur aç gözlerini...” Cevap gelmedi. Merih kollarına aldı onu, sıkıca sarıldı. “Tamam, korkma. Buradayım...” Yavaşça ayağa kalktı, Umay’ı dikkatle kucağında taşıdı. Yatağa doğru ilerledi. Battaniyeyi açtı, onu nazikçe yerleştirdi. Üzerini örttü, alnındaki iz hâlâ silinmemişti. “Bana bir daha böyle korku yaşatma,” diye mırıldandı, başucuna oturup gözlerini Umay’dan ayırmadan beklemeye başladı. ---

Yatakta sessizlik hâkimdi. Sadece saatin tik takları ve Merih’in derin nefesleri duyuluyordu. Gözleri bir an bile Umay’dan ayrılmamıştı. Onun o başını hafif yana döndürmesiyle Merih yerinden kıpırdadı. Umay kaşlarını hafifçe çatıp göz kapaklarını kıpırttı. Sonra yavaşça gözlerini araladı. O tanıdık loş ışık, ardından Merih’in endişeli yüzü... “Umay?” diye fısıldadı Merih. Umay bir an durdu. Kafası hâlâ bulanıktı ama Merih’in sesiyle her şey yerine oturuyordu. Gözleri doldu. Hiçbir şey demeden doğruldu ve bir anda Merih’e sımsıkı sarıldı. Merih ne olduğunu anlayamadan kollarında buldu onu. Umay’ın titreyen vücudu, nefes alışındaki düzensizlik hepsini hissetti. “Umay... iyisin değil mi?” diye fısıldadı ama cevap alamadı. Umay sadece sarılmaya devam etti. Sıkı, bırakmak istemezcesine... Sanki biraz önce yaşadığı şeyin gerçek olmadığını, şu anın tek gerçek olduğunu hissediyordu. Merih bir süre hareketsiz kaldı, sonra yavaşça kollarını sardı ona. “Sana bir şey olmayacak... söz veriyorum,” dedi kısık bir sesle. Umay başını göğsüne yasladı. “Ben... çok korktum,” diye mırıldandı. “Ben de...” dedi Merih. “Ama artık buradayım.” İkisi de konuşmadı bir süre. Sadece sarıldılar. Kırık yerlerini birbirlerinde tamir etmeye çalışan iki insan gibi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.