İçeriğe geç

Toprak ve Yağmur

Bölüm 11 · 3 dk okuma

Toprak ve Yağmur

Bölüm 11

11. Bölüm

Umay gülümsemeye devam ederken bir anda yüzü gerildi. Gözleri büyüdü, bir eli hızla karnına gitti. Omuzları titredi, nefesi kesildi sanki. Aniden öne doğru eğildi. Merih hemen fark etti. “Umay?” dedi, sesi endişeliydi. Kızdan cevap gelmedi. Umay, gözlerini kapamıştı. Dişlerini sıktı, sol eli hâlâ karnındaydı. “Umay iyi misin?” Sandalyesinden kalktı, yanına diz çökerek baktı ona. “Umay… ne oluyor? Umay!” Kız hâlâ cevap vermeyince, Merih panikledi. Ellerini Umay’ın omuzlarına koydu, hafifçe sarstı. “Bak bana! Umay, yüzüme bak. Lütfen!” Sesi çatlamıştı. Umay sonunda gözlerini açtı ama donuk, acı dolu bir bakışla… Yavaşça fısıldadı: “Acıyor…” Merih tereddüt etmeden Umay’ın sandalyesine yaklaştı, dikkatlice kollarının altından tuttu. “Tamam, tamam… seni yatırıyorum, dayan,” dedi, sesi hem yumuşak hem endişeliydi. Umay, istemsizce Merih’in omzuna yaslandı. Ayakta duracak hâli yoktu. Nefesi hâlâ düzensizdi, yüzü bembeyazdı. Merih onu odasına götürüp yatağa yatırdı. Yavaşça yastığa yaslarken, alnı kırıştı. “Neresi acıyor? Karnın mı? Daha önce oldu mu bu?” Umay sadece başını salladı. “Bazen…” diye fısıldadı, sesi neredeyse duyulmayacak kadar hafifti. “Çok streslenince... böyle oluyor…” Merih hemen battaniyeyi üzerine örttü. “Tamam, korkma. Şimdi güvendesin. Geçmesini bekleyeceğiz.” Yataktaki kızın saçlarını hafifçe geriye itti, alnına baktı: terlemişti. “Dinlen. Yanındayım, bir yere gitmiyorum.” Bir sandalye çekip yatağın yanına oturdu. Gözleri hâlâ Umay’ın üzerindeydi. Merih kendi kendine fısıldadı: “Bu kıza kim ne yaptıysa… bunun hesabını verecek.”

Umay'ın gözleri ağır ağır kapandı. Nefesi hâlâ düzensizdi ama önceki kadar keskin değildi. Merih, onun başucunda sessizce oturuyordu. Gözleri hâlâ kıza kilitlenmişti. Sağ elini başının altına koydu, diğer eliyle çenesini ovuşturdu. Kendi içinde bir şeyleri bastırıyordu. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra odanın içini sadece duvardaki saat sesi doldurdu. Tik-tak… tik-tak… Merih gözlerini cama çevirdi. Yağmur durmuştu. Sokak lambalarının ışığı cama vuruyor, içeri sarı bir gölge düşüyordu. Usulca kalktı, yataktaki Umay’a son kez baktı. İçinden geçirdi: "Kimsin sen? Bu kadar acıyı nasıl bu kadar küçük bir vücutta taşıyorsun?" Battaniyeyi biraz daha düzeltti. Sonra odayı terk etti. Salona geçti. Üzerini değiştirmemişti hâlâ, saçları ıslaktı. Ama umurunda değildi. Koltukta otururken, gözlerini kapattı. Bir an için... sadece bir an için, kendi geçmişi geldi gözünün önüne. Biri vardı… tıpkı Umay gibi… Ama onun sonu farklıydı. Gözlerini hızla açtı, çenesini sıktı. "Bu sefer izin vermeyeceğim..." diye fısıldadı. ___ Sabah güneşi ince bir perde gibi odaya sızmıştı. Kuş sesleri hafifçe camın dışından duyuluyordu. Umay gözlerini yavaşça araladı. Başta nerede olduğunu anlamadı. Yumuşak yastık, üzerindeki battaniye ve etrafa yayılan hafif sabun kokusu… Bunlar tanıdık değildi. Birden geceyi hatırladı. Karnındaki ağrıyı, Merih’in endişeli bakışlarını, “Umay yüzüme bak!” deyişini… Hızla doğrulmak istedi ama hâlâ hafif bir halsizlik vardı. Başını yavaşça yana çevirdi, kapı aralığından Merih’in sesi geldi. Mutfaktan bir tabak sesi, ardından su sesi… Bir süre sessizce yattı. Sonra ağır adımlarla odadan çıktı. Merih sırtı dönük şekilde tezgahta bir şeyler hazırlıyordu. Umay içeri girdiğinde başını çevirdi, onu ayakta görünce hemen yaklaştı. “Uyandın,” dedi hafif gülümseyerek. “Karnın nasıl?” Umay başını eğdi. Gözlerini kaçırarak mırıldandı. “İyi… daha iyi…” Sonra utangaçça ekledi: “Teşekkür ederim… dün gece için… her şey için…” Merih bir an sustu, sonra başını hafifçe salladı. “Bir şey yapmadım.” “Yaptın,” dedi Umay, daha net bir sesle. “Yalnız değildim. O yeterliydi.” Aralarına kısa bir sessizlik girdi. Sonra Merih mutfağa döndü. “Gel, bir şeyler ye. Çorba yaptım. Sıcak.” Umay hafifçe başını sallayıp mutfağa geçti. Masaya otururken hâlâ biraz tedirgindi ama içinde bir yerde ilk kez bir huzur kıpırtısı hissetti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.