İçeriğe geç

The White Tiger

Bölüm 3 · 6 dk okuma

The White Tiger

Bölüm 3

Orman

İyi Okumalar 🦋

_______________

CB: "Hayır Jeongin bugün ormana gitmeni istemiyorum"

Changbin net bir şekilde, dediğinde ne kadar ciddi olduğunu kanıtlamak istercesine kalın ses tonuyla cevap vermişti. Uykusundan yeni uyandığı için turuncu saçları birbirine karışmış beden ise, en az sevgilisi kadar ciddi ve inatçıydı.

IN: "Senden Beyaz kaplanı aramak için ormana gidebilir miyim diye izin almadım. Bugün de onu aramak için ormana gideceğimi sana bildirdim sadece"

Changbin, elindeki çubukları masaya bırakarak koyu bakışlarını sevgilisinin yüzünde gezindirdi. Bir hafta önce Jeongin, kontrol için ormana gittiğinde yaralı, Beyaz bir Kaplan görmüştü.

Ona yaklaşıp yardım etmek istediğinde ise Kaplan, onu metrelerce uzağa fırlatacak kadar sesli bir şekilde kükremişti ve üzerine atlamıştı.

Casusluk ve kaçma işinde yeterince başarılı olan küçük tilki, Kaplandan kaçmayı başarmıştı ama onu aramayı durdurmuyordu. Çünkü Beyaz Kaplanların soyu bir ay önce tükenmişti.

Sadece Asya bölgesinde bulunan Beyaz Kaplanların son temsilcisi de Thita liderin sürüsündeydi. Ama ne yazık ki, yaşlılık yüzünden vefat etmişti.

Jeongin gördüğü bu bilgiyi, sürüsünün lideri olan Thita'ya bildirdiğinde ise, onu Beyaz Kaplanı bulmakla görevlendirmişti lider.

Changbin, Thita'nın ne kadar iyi bir lider olduğunu biliyordu ama bir yandan da korkuyordu. Jeongin'i bu tehlikeye atmak onun içini huzursuz ediyordu.

Beyaz Kaplanlar kontrolsüz yaratıklar oldukları için sadece tanıdıkları kişilere ılımlı davranırlardı. Ve açık konuşmak gerekirse bir haftadır yaralı bir şekilde gezen Beyaz Kaplanın hala yaşıyor olduğuna inanmıyordu Changbin.

CB: "Jeongin artık patavatsızca davranıp, kendini tehlikeye atmayı bıraksan mı?"

Jeongin, sevgilisinin onun için endişelendiğini anladığında, gözleri kaybolana kadar gülümsemişti. Sevgilisi Siyah panterlerin lideri olsa bile, onun gözünde kedicikten farkı yoktu.

IN: "Kimse bana zarar veremez. Gücümü hafife alıyorsun"

Bunu kanıtlamak istercesine Jeongin, tişörtünün kollarını biraz daha yukarı sıyırarak kaslı vücudunu gözler önüne sermişti.

Changbin onun bu haline gülümseyerek başını iki yana usulca salladı. Sevgilisine ve onun inadına karşı çıkamayacağını biliyordu.

CB: "O zaman Thita liderin yanına uğra gitmeden. Bu sefer yalnız göndermesin seni ormana"

...

"Gözlerin yanılmış olabilir mi?"

Thita lider Joon kendi elleriyle hazırladığı ağrıkesici içerikli şurubu seramik şişenin içine dikkatle dökerek konuşmuştu.

Genç, kendi güçlerine fazlasıyla güvenen, tilki soyundan gelen Jeongin ise bu gibi lafları duymayı sevmiyordu. Ama liderine karşı saygısızlık etmek istemiyordu.

IN: "Efendim! Kocaman beyaz bir kaplandı diyorum. Nasıl gözlerim yanılmış olabilir ki! Lütfen ormana gitmeme izin verin"

Sürünün lideri, aynı zamanda hekimi olan Thita, elinde odaklandığı işi bırakarak genç bedenin kızıla dönmüş irislerine baktı.

Bir tilkinin asla yanılmayacağını biliyordu. Ama onların bu küçük kasabasında, küçük sürülerinde bir kaplan ne gezerdi ki? Üstelik onların nesli tükenmek üzereyken.

Bir tarafı bu gerçeğe inanmak istemiyordu. Ama önünde dinç bir şekilde dikilen gencin ne kadar istekli olduğunu biliyordu. Jeongin, hayvan soyundan gelen insanların koruma altında tutulmasını, onlara yardım etmeyi çok seviyordu.

Bu yüzden lider Joon daha fazla onun bu istekli haline dayanamamış ve arkasına dönerek, masanın başında, elindeki şifalı bitkileri ezerek özünü çıkarmaya çalışan biricik oğluna bakmıştı.

"Seungmin sen de Jeongin'e eşlik et bugün. Ormanın çok derinliğine gitmeden ve karanlık çökmeden geri gelin. Yoksa bir daha bir yere göndermem sizi!"

Babası sert bir tonda konuştuğunda, Seungmin arkadaşına bakarak sırıtmış ve hemen başını onaylar anlamda sallayarak babasını anladığını belli etmişti.

İkili heyecanla hekim kulübesini terk ederek ormana doğru yöneldiklerinde, Thita Joon kapıdan onların gidişini izlemişti.

Bir süre önce, sürülerinde olan son beyaz kaplanı Sijae'i de kaybetmişlerdi. Yaşlı kaplan, ölmeden önce hep kendi soyundan olan birilerini arayıp durmuş, sürü bağını kullanarak onlara ulaşmaya çalışmıştı.

Yaşlı beden, ağrıyan bacaklarını umursamadan her gün kasabanın en yüksek tepesine tırmanır, orada birilerini beklerdi.

Thita Joon bu yaşlı bilgeye "peki ya süründen bir cevap alıyor musun?" Diye sorduğunda ise aldığı cevap hep aynı oluyordu; "Beyaz Kaplanlar birbirlerini her zaman hissederler"

Bu olumlu bir cevap mıydı, yoksa olumsuz mu bunu asla öğrenememişti Joon. Ama eğer Jeongin'in gördüğü şey gerçekse eğer, demek ki, yaşlı Sijae sürüden birilerine ulaşmayı başarmış olmalıydı..

...

IN: "Sürekli bana kendine dikkat et diyor. Hayır farkında yani istesem onu bile tek kolumla havaya kaldırırım. Beni hala bebek görüyor gözünde"

Jeongin, ormanda yankılanan sesiyle durmadan sevgilisi Changbin'den şikayet ediyordu. Seungmin ise onun bu haline alıştığı için dediklerini pek kale almıyordu.

Seungmin, yaşlı Sijae öldüğünde en çok üzülen kişi olmuştu. Çünkü onunla akşamları çay içerek saatlerce konuşmayı, ona bir şeyler danışmayı çok seviyordu.

Sijae de garip bir şekilde bu gence karşı fazlasıyla ılımlı ve yakın davranıyordu. Beyaz kaplanlar doğaları gereği sadece kendi türlerine karşı yakın olurlar. Ama Sijae ve Seungmin çok iyi bir şekilde anlaşıyorlardı.

Bu yüzden genç Eta, ormanda gözünü her yerde gezindirerek Beyaz kaplandan ufak da olsa bir iz bulmaya çalışıyordu. Sijae'nin tek dileğiydi kendi türünden birini bulmak ve Seungmin bunu gerçekleştirmek istiyordu.

IN: "Beni dinliyor musun sen?"

S: "Onu nerede görmüştün?"

Jeongin, sorusuna cevap almak yerine, başka bir soru aldığında arkadaşının bu umursamaz haline göz devirerek önden yürümeye başladı.

Ezbere bildiği patikaları hızlı hızlı adımlarken, Eta da arkadan ona yetişmeye çalışıyor aynı zamanda da etrafa bakınıyordu.

Sık ağaçların ve neredeyse dize kadar gelmiş çimenlerin arasında bir şey aramak zordu. Ama aradıkları şey öyle devasa bir şeydi ki onu görmemeleri mümkün değildi.

IN: "İşte bu çınar ağacının dibinde patilerinin üzerine çökmüş oturuyordu ben gördüğümde"

Seungmin, Jeongin'in parmağıyla gösterdiği yere doğru adımlayarak kocaman Çinar ağacına bakmıştı. Belki de bu ormandaki en yaşlı ağacın altında duruyordu şu an.

S: "Yarası neresindeydi tam olarak?"

IN: "Beymbeyaz tüyleri tamamen kan olmuştu. Sırtı hariç karnının her yeri kandı. Sanırım yara göğsünde"

Seungmin, bunu duymak istemez bir şekilde yüzünü buruşturarak gözlerini kısa bir süreliğine kapatmıştı. Her ne kadar Beyaz Kaplan olmuş olsa bile böyle bir yarayla bir hafta dayanmak neredeyse imkansızdı.

Çınar ağacının etrafında dönerek bakışlarını çimenlerin üzerinde gezindirdi. Ne bir kan izi vardı ne de pati izi. Umutsuz bir şekilde yanaklarını şişirerek ağacın dibine, çimenlerin üzerine oturarak sırtını ağaca yaslamıştı.

IN: "Üzülme. Bence bulacağız. Ben her gün ormanı aramaya geleceğim. Hem beyaz kaplanlar çok güçlü. Onun iyi olduğuna eminim"

Jeongin, yerde oturan arkadaşının başının üzerinde dikilerek ona moral olmaya çalışıyordu. Genç Eta ise bunun ne kadar imkansız olduğunu bilse de bakışlarını aşağı indirerek arkadaşını dinliyordu umutla.

Gözleri istemsizce dolduğunda, elinin içini usulca uzamış, yumuşacık çimenlerin üzerinde gezindirerek onları yavaşça okşamıştı.

S: "Bay Sijae bana hep hala beyaz kaplanlar olduğunu söylüyordu. Hep onların yolunu bekliyor, geleceklerine inanıyordu. Ben de inanıyordum.. Bilemiyorum Sijae bana çok güveniyordu, bana sürekli türünü anlatıyordu. Çok alışmıştım ona. Sen de gördüğünü söylediğinde umutlanmıştım birini bulduk diye. Ama.."

Küçük olan, arkadaşı onu dinliyor mu diye kontrol etmek adına başını kaldırdığında karşılaştığı boşlukla irkilerek hemen ayağa kalkmıştı.

S: "Jeongin! Şakanın sırası değil neredesin?"

Eta, bağırarak sesinin ağaçların arasında yankılanmasına izin vermişti ama ürperen tüylerinden hissediyordu bunun bir şaka olmadığını.

Durmadan etrafında dönüyor, bir arkasına, bir sağına soluna bakmaya çalışıyordu. Çevik hareketler yaparak her yerden gelebilecek tehlikeye hazırlanmaya çalışıyordu.

Lakin aniden arkasında hissettiği hırlamayla olduğu yere çivilenerek kalmıştı. Duyduğu ses gerçek miydi, yoksa arkadaşı ona şaka mı yapıyordu emin değildi.

Korkak bir şekilde başını, omzunun üzerinden arkasına çevirdiğinde karşılaştığı büyüklükle sesli bir yardım çığlığı atarak ardına bile bakmadan koşmaya başlamıştı.

___________________

İnsan gelecekteki kocasından kaçar mı qııı??

Ne olmuş devasa büyüklükte, 300kilo bir yaratık gördüysen. Burada abartılacak ne var ki aaaa

Sonunda sizi ilk bölüme kavuşturdum.. nasıldı?

Bölüm sonu

1 yorum