İçeriğe geç

The White Tiger

Bölüm 2 · 4 dk okuma

The White Tiger

Bölüm 2

[The White Tiger]

İyi Okumalar 🦋

________________

~GİRİŞ~

Sabahın en erken, en saf saatleriydi. Evin içi henüz gecenin sessizliğini tamamen üzerinden atmış değildi. Ama mutfaktan yükselen kahve kokusu bütün eve yavaş yavaş yayılmaya başlamıştı bile.

Kavrulmuş kahve çekirdeklerinin o kendine has yoğun kokusu, yeni kaynamaya başlayan suyun sıcak buharına ve mutfağın bir köşesinde duran tarçının hafif tatlı kokusuna karışıyor, evin içindeki sıcak havayla birleşerek insana daha yataktan kalkmadan güne başlamanın huzurunu veriyordu.

Seungmin mutfağın içinde bu ana ayak uydurmak için sessizce dolaşıyordu. Bir eliyle kahve çekirdeklerini kabın içine atarken diğer eliyle onları dövüyordu. Dövdüğü kahve çekirdeklerinin üzerine kaynar su eklemek için kabı eline aldığında, mutfakta ondan başka kimse yoktu ve bu sessizlik ona rahatsız edici gelmek yerine, aksine uzun zamandır alıştığı bir huzurun parçası gibi hissettiriyordu.

Kahvenin ilk damlaları fincanın içine düşmeye başladığında Seungmin başını hafifçe eğip derin bir nefes aldı.

Sıcak kahve kokusu ciğerlerini doldururken dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu, sonra fincanlardan birini almak için elini uzattı ve üst dolabın kapağını açtı

Ancak bardakların bulunduğu raf onun boyuna göre yüksek olduğu için, oradan bir şey almaya çalıştığında ekstara çaba sarf ediyordu. Parmak uçları bardağın kenarına ulaşmak üzereyken biraz daha uzandı.

S: "Ah..."

Dudaklarının arasından çıkan küçük, acılı ses mutfağın sessizliğinde olduğu için çok daha yüksek duyulmuştu sanki.

Seungmin birkaç saniye olduğu yerde duraksamış, sonra bakışlarını yavaşça aşağıya indirdiğinde tezgahın kenarına hafifçe çarpan karnına bakmıştı.

Hemen iki elini karnının üzerine koydu, sanki istemsizce kendisini değil de içerideki küçük canı korumak istermiş gibi avuçlarını o yuvarlaklığın üzerinde gezdirdi ve birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden orada yavaşça kıpırdanan bebeğini okşadı.

S: "Tamam küçüğüm. Abartma iyisin. Bir şey yok"

Parmakları karnının üzerinde küçük, sakinleştirici hareketlerle dolaşırken, karnında durmadan kıpırdayan miniği yüzünden, yüzündeki hafif acı ifadesi de yavaş yavaş kayboluyordu.

Karnındaki miniği saniyeler içinde uykusuna geri döndüğünde, mutfağın kapısı bir anda sert bir şekilde açıldı.

C: "Seungmin!"

Chan'ın sesiyle birlikte Seungmin başını kaldırdığında, birkaç saniye önce sessiz olan mutfak bir anda telaşla dolmuştu.

Chan neredeyse koşarak içeri girmişti. Saçları dağılmıştı, üzerinde aceleyle geçirdiği bir kazak vardı ve mavi gözleri doğrudan Seungmin'in karnına kilitlenmişti, sanki birkaç saniye önce duyduğu o küçük "Ah" sesi bütün dünyadaki en korkutucu şeymiş gibi nefesi hızlanmıştı.

Seungmin'in yanına ulaşır ulaşmaz iki eliyle onun kollarını tutmuştu. Önce eşinin vücudunun her noktasını incelemişti onun iyi olup olmadığını anlamak adına.

C: "Doğum mu başlıyor?"

S: "Chan..."

C: "Sancı mı var? Karnın mı ağrıyor? İyi misin? Bebek iyi mi?"

Sorular peş peşe dökülürken Seungmin'in gözleri önce şaşkınlıkla açıldı, ardından yüzünde tutamadığı küçük bir gülümseme belirdi.

Çünkü karşısındaki koca beyaz kaplan, birkaç saniye önce en sevdiği kahvenin kokusunu bile duymadan mışıl mışıl uyuyorlen şimdi sanki dünyanın sonu gelmiş gibi küçük bir acı dolu inlemeye panikliyordu.

S: "Chan, sakin ol"

C: "Nasıl sakin olayım? Ne oldu?"

S: "Sadece karnımı tezgaha çarptım"

Chan birkaç saniye boyunca ona baktı, sonra bakışları yavaşça Seungmin'in karnına indi ve yüzündeki panik yerini hala tam olarak geçmeyen bir endişeye bıraktı.

İki eliyle Seungmin'in karnını dikkatlice kavrarken sanki camdan yapılmış bir şeye dokunuyormuş gibi yavaş hareket ediyor, avuçlarını karnının iki yanına yerleştirip başparmaklarıyla hafifçe şişliği okşuyordu.

C: "Bebeklerimin canı çok mu yandı?"

Chan da bu durumu abarttığında, Seungmin'in gülümsemesi büyüdü. Ona da "bebek" diye hitap ettiği için aniden Chan'ı öpesi gelmişti.

Lakin Seungmin bu adımı atamadan, Chan eğilip eşinin karnına biraz daha yaklaştı, alnını karnının üzerine nazikçe yaslayarak, sakin ses tonuyla konuştu.

Sanki az önce Seungmin'e soru sorarkenki telaşlı tonunun yerini, yalnızca içerideki bebeğinin duyabileceği kadar yumuşak ve sevgi dolu bir ses almıştı.

C: "Çok büyüdüğün için seni taşımak kolay değil biliyor musun? Artık yanımıza gelme kararını ne zaman alırsın tahminen?"

Seungmin'in gözleri o anda istemsizce yumuşadı. Chan fazlasıyla sabırsızdı bebeğine kavuşmak konusunda.

Chan'ın parmakları karnının üzerinde dolaşmaya devam ederken Seungmin onun saçlarının arasına parmaklarını geçirdi, birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden bu görüntüyü izledi.

Hayatında daha önce böyle bir sahneyi hayal edip etmediğini bile hatırlamıyordu ama karşısındaki adamın, daha doğmadan önce bile çocuklarına böyle şefkatle yaklaşması, içindeki bütün duyguları sessizce birbirine karıştırıyordu.

C: "Küçük kaplanım.."

Chan'ın dudakları Seungmin'in karnının üzerine küçücük bir öpücük bıraktığında Eta'nın boğazında ağır bir düğüm oluştu.

Ama onları bu mutfağa, bu eve, bu sevgiye ve henüz doğmamış küçük bir canın etrafında birleşen bu aileye getiren hikaye, aslında bundan çok daha önce başlamıştı.

Çünkü bazı hikayelerin başlaması için, iki insanın birbirlerinin hayatına hiç beklemedikleri bir anda girmesi gerekir bilirsiniz...

___________________

Bu bir girişti eheheheh ihiiggiihihihhi

Geleck bölümde asıl fic başlıyor. Ama giriş bölümüyle size çooook uzak gelecekten azıcık spoiler vereyim dedim.

Bir de Chan bir kaplan, Seung ise bir kurt yani vücut ölçülerinin ne kadar farklı olduğunu, önceki tanıtım bölümünde verdiğim bilgilerden tahmin etmeniz gerekir. Ama ben yine de aklınızda oturması için bölüm sonuna onları yansıtacak resimler ekleyeceğim 🤤🤤

Çok merak ediyorum sizce bu ikili nasıl tanışacaklar????

Bölüm sonu

4 yorum