İçeriğe geç

The White Tiger

Bölüm 28 · 5 dk okuma

The White Tiger

Bölüm 28

Küçük tırtıl

İyi Okumalar 🦋

_______________

~Seungmin~

Kasım geldiği için artık havalar iyice soğumuştu. Dışarıda zaman geçirmek mümkün değildi ve her kış olduğu gibi bu kış da işimiz çoktu. Kasabalılara ilaç yetiştirmek için durmadan çalışıyorduk.

Hani diyorlardı ya zamana bırak düzelir. Bu söze asla güvenmemişimdir. Hayatımda bir problem varsa ve ben çözemiyorsam, zaman bile bunu çözemez sanmıştım.

Lakin şu an her şey tıkırında gidiyordu. Babama karşı hala tripliydim ben ve Chan'ı ayırmaya çalıştığı için. Ama en azından Chan'ın yanında kalmak için gittiğimde artık bana karşı çıkamıyordu.

Kaplanlar.. minik bebek çoktan dünyadaki bir ayını doldurmuş, hatta ilk aşısını bile olmuştu kışın hasta olmamak için. Zamanımız olduğunda bebek sevmek için kendimizi Jieun ablanın evinde buluyorduk.

Ben, Chan ve Jongsuk hyung ise durmadan diğer kaplanlara ulaşmaya çalışıyorduk. Ama şimdiye kadar başka bir kaplan gelmemişti kasabamıza. Tabii ki pes etmek yoktu.

"Seungmin yeni ilaçları dolaplara yerleştirmedin mi daha?"

Babamın sesini duyduğumda, suçlu gibi sandalyede sıçrayarak ayağa kalkmıştım. Jisung ve Felix babama ilaç yapmakta yardım ediyorlardı. Ben ise yeni ilaçların üzerlerine etiketlerini yapıştırarak dolaba yerleştiriyordum.

Aslında ilaç yapmakta onlara yatdım ediyordum ilk başta ama ilaçlaeın birbirine karışmış kokusu rahatsız ettiği için beni, ilaçları dolaba yerleştirmek için çıkmıştım.

S: "Hemen devam ediyorum"

Babamı onayladığımda başını sallayarak mutfak tarafa geçmişti. Diğerlerine ve kendisine su almak için sanırım.

İşime kaldığım yerden devam ederek, yeşil etiketli ilaç şişelerini sırayla dolaba dizmeye devam ettim. Hepsi peşpeşe dizildiğinde, alt kata kırmızı etiketlenmiş ilaç şişelerini dizmeye başladım.

Lakin parmağımda hissettiğim ıslaklıkla bakışlarımı aşağı indirdiğimde, şişeyi tutan parmaklarımın üzerindeki birkaç damla kırmızılık gördüğümde kaşlarımı çattım.

Kırmızı etiketin boyası çıktı sandığım için parmağımı etiketin üzerinde gezindirdim lakin ben bunu yaparken, tezgahın üzerine birkaç damla kırmızılık daha düşmüştü.

Ne olduğunu daha yeni anladığım için şişeyi tezgaha bırakarak elimi burnuma bastırdım. Birkaç saniye sonra geri çektiğim elim, tamamen kan olduğunda gözlerimi sonuna kadar açtım. Kesinlikle normal bir burun kanaması değildi.

"Burnunu mu çarptın?"

Babamın elini sırtımda hissettiğimde kalbime yayılan rahatlama hissiyle biraz sakinleşmiştim. Hayır anlamında başımı sağa sola sallamak istediğimde ise başım döndüğü için gözlerimi sonuna kadar kapattım.

"Otur buraya. Başını öne doğru indir"

Babamın yardımıyla sandalyeye oturur oturmaz dediklerini hemen yaptım. Elimle kapatmaya çalıştığım burnuma peçeteler bastırarak, alnıma baskı yapmaya başlamıştı.

"Burnunu mu çarptın? Başını mı?"

Babam soruyu tekrar sorduğunda, elinde tuttuğu tonla peçeteyi burnuma sıkıca bastırdığı için konuşurken sesim boğuk çıkmıştı.

S: "Çarpmadım ki. İlaçları diziyordum aniden oldu"

"Tamam endişelenecek bir şey yok kuruluktan olmuş. Kanama dursun damla damlatacağım"

Başımı bu sefer sallama girişiminde buşunmamıştım çünkü döneceğini biliyordum. Sakinleşmek adına gözlerimi usulca kapattım. Babam yanımda olduğu için rahat hissediyordum.

...

Üzerime yeterince büyük olduğu için dizlerime kadar gelen Chan'ın hırkasının içinde biraz daha küçülerek dizlerimi kendime doğru çekti.

İşte saatlerdir aradığım duyguyu bulmuş gibiydim. Chan'ın hırkası tüm vücudumu sardığında, daha şimdi kendime gelmiş ve güvende hissetmiştim.

Rahatlamanın verdiği duyguyla gülümseyerek, kollarımın içinde kaybolduğu hırkayı çeneme kadar çektim. Burnumun kanaması durduktan sonra babam dinlenmemi söylemişti.

Ben ise Sevgilimin evinde, koltuğa çökmüş, onun hırkasının içinde gelmesini bekliyordum. İşten kaytarmak baya iyi gelmişti.

Ama karanlık çökmesine rağmen sevgilimin hala evde olmaması beni sinir ediyordu. Bir zamanlar götümden ayrılmayan kaplancığım, şimdi köyün tamamına zor işlerde yardım ettiği için çok meşgul oluyordu.

Üzerimdeki hırka da artık yeterli gelmediği için sinirle ayağa kalkarak dolaba doğru adımladım. Dolabı açtığımda yüzüme çarpan kokuyla kalbim daha da hızlanıyordu. Chan'ın baskın, kendi tenine özel kokusunu hissetmek çok güzeldi.

Fazla düşünmeden kazaklardan birini alarak hırkanın üzerine geçirdim ve kendimi yumuşacık hissettiğim için memnun bir şekilde gülümsedim.

C: "Ne yapıyorsun bakalım?"

Sevdiceğimin sesini tam arkamda duyduğumda, irkilmek yerine heyecanla ona doğru döndüm. Artık onun sessiz adımlarına alışmıştım.

S: "Chan.."

Hiç beklemeden kucağa alınmayı bekleyen bebekler gibi kollarımı iki yana açarak beni kucaklamasını bekledim.

Saniyeler içinde kollarının arasına sıkıştığımda, başım güçsüz bir şekilde omzuna düşmüştü. Sanki vücudum kapanmak için onun kollarının arasında olmayı bekliyormuş gibi.

S: "Çok özledim seni"

Genelde gün boyunca birbirimizi görmediğimizde, hemen bana sırnaşıp, aşk ve özlem sözcükleri söyleyen taraf kendisiydi. Bu sefer bunu yapan ben olduğumda o da şaşırmıştı.

Sıcacık parmakları, saçlarımın arasına sokularak kafamı okşadığında dudaklarımın arasından kaçan mırıldanmaları durduramadım.

C: "Ben de küçüğümü çok özledim"

Kolları arasında beni sıkıca tutarak yatak odasına doğru adımladı yavaşça. Uyumak için bu kadar can attığımı daha önce hiç hatırlamıyordum.

C: "Üşüdü mü minik tırtıl?"

Kendi iri bedenini yatağa bırakarak beni de göğsüne çektiğinde, kaslı göğsüne başımı sıkıca yaslayarak mırıldandım.

S: "Üşümedim. Kokunu özledim"

Söylediklerimle tekrar onu şaşırtmıştım sanırım. Saniyelik olarak sırtımı ve saçlarımı okşayan parmakları duraksamıştı.

C: "Böyle terlersin ve hasta olursun ama"

Umursamaz bir şekilde omuzlarımı kaldırdım. Şu an istediğim tek şey etrafımın Chan'ın kokusuyla sarılı olmasıydı. Keşke Chan'ın kıyafetleriyle yapılmış bir yer olsaydı. Oraya sokulur, saatlerce mışıl mışıl uyurdum kendisi yanımda olmadığında.

Aniden onun sıcacık göğsünden uzaklaşarak, sırtımın yatakla temas ettiğini hissettiğimde sinirle kaşlarımı çatarak gözlerimi açtım.

Beni sırtüstü yatağa yatıran beden, önce üzerimdeki kazağı, sonra ise hırkayı çıkarmıştı. Üşümüyordum ama sanki güvenli alanımdan uzaklaşmış gibiydim.

S: "Tamam şimdi ikisini de geri giyindir"

Mızmızlanarak konuştuğumda çatık kaşlarıyla üzerimdeki kazağa bakıyordu. Eli kazağımın yakasında gezindiğinde ben de oraya bakmaya çalıştım ama uzandığım için bunu yapmak zor olmuştu.

C: "Üzerinde neden kan var? Ne oldu?"

Burnum kanadığında, kazağımın yakasına damlamış olmalıydı. O kadar yorgundum ki onu fark edip, üzerimi bile değiltirmemiştim.

Sıcacık eli şefkatle yüzümü sardığında, benim için ne kadar endişelendiği ortadaydı. Bu yüzden daha fazla onu endişelendirmek istemedim.

S: "Burnum kanadı akşam ondan"

Aniden sıcak dudaklarını burnumun üzerine bastırmıştı. Bu hareketine kıkır kıkır güldüğümde, tekrar durmadan burnuma öpücükler kondurdu.

C: "Neden kanamış güzelimin burnu?"

S: "Son zamanlar sık öpülmediği için küsmüş"

Cevabıma gülümseyerek, tekrar bunuma öpücük kondurmuştu. Aniden üzerimdeki kazağı da kaldırarak çıkardığında, soğuk yüzünden dudaklarımı büzdüm.

S: "Üşüyorum"

C: "Hemen temiz kıyafetler getireceğim bebeğime"

Üzerimden kalkmasına izin vermeyerek kollarımı sırtına sardım ve onu yatağa çekerek sırtüstü yanıma yatırdım.

Hemen heyecanlı bir şekilde kucağına çıkarak kazağını kaldırdım ve önce başımı sonra tüm vücudumu onun kazağının altına soktum.

İşte şimdi aradığım yeri bulmuştum. Çıplak tenim onun tenine temas ediyordu. Hem buram buram onun kokusunu alıyordum, hem de artık çıplak vücudum üşümüyordu.

C: "Ne yapıyorsun?"

Chan kıkırdayarak gülümsediğinde, yanağımı çıplak göğsüne bastırdım. Kıyafetinin yakasını kaldırarak bana baktığında, beni rahatsız ettiği için kaşlarımı çattım.

S: "Yah! Rahatsız etmesen beni. Sıcacık uyuyacağım"

Tekrar sesli bir şekilde güldüğünde, tişörtünü indirmiş ve elini sırtıma sararak beni okşamıştı. Bu durumda deliksiz uyumamak mümkün değildi.

C: "Uyusun küçük tırtılım"

___________________

Minicik, cep boy Seung mu dedi birisi? 🥺

Diğer kaplanlar neredekine? 🤔

Bölüm sonu

4 yorum