İyi Okumalar 🦋
_______________
~Seungmin~
Kucağımda tuttuğum minik bedenin saçlarını da ılık bezle temizledikten sonra iyice battaniyesine sarıp sarmalamıştım. Ama küçük beden dünyayla daha yeni tanıştığı için o kadar heyecanlıydı ki sürekli kıpraşıyordu.
Çaktırmadan bakım odasına göz gezindirdiğimde babam, doğum yapan kadının eşiyle konuşuyordu. Ben evde mışıl mışıl dinlenirken Chan, kadının eşini de bulmuştu. Şimdi hepsinin güvende olması kalbimi enerjiyle dolduruyordu.
Kucağımda durmadan kıpırdanan bedeni hem tutup, hem de yemeğini hazırlayamayacağım için bekleme alanına geçerek yüzümdeki sırıtmayla koltukta oturan sevgilime baktım.
Chan önce kollarımın arasında tuttuğum battaniyeye anlam verememişti. Bebek o kadar minicikti ki battaniyenin içinde gözükmüyordu bile.
Sonra kucağımda tuttuğumun ne olduğunu anlamış olacak ki, dudaklarını kıvırarak gülümsemiş ve hızla ayağa kalkarak yanıma gelmişti.
Uzun boyuyla önümde dikildiğinde ben, başımı kaldırarka onun yüz ifadesine bakıyordum. O ise başını indirerek kucağımdaki minik erkek çocuğuna bakıyordu.
Kollarımın arasında hissettiğim kıpırdanmayla bakışlarımı aşağı indirdiğimde karşılaştığım şey battaniyenin arasından yaramazca kıvrılıp çıkan minik tombul parmaklardı.
Küçük beden iri gözlerini açarak geriniyormuş gibi elini uzattığında Chan o kadar kocaman ve masum bir şekilde gülümsemişti ki kalbimin eridiğine yemin edebilirim.
Chan parmaklarını minik ele doğru uzattığında gözlerimi hızlıca kırpıştırdım ağlamamak için. Bana ne oluyordu böyle. Bu kadar duygusallık bana göre değildi.
Bebeğin tombul elini kendi iki parmağıyla tuttuğunda, dudaklarının arasından kıkırdama çıkmıştı.
C: "Ne demek sen büyüyüp kocaman olacaksın? Bu nasıl mümkün?"
S: "Sen de bir zamanlar bebektin hatırlatırım"
C: "Ama bu.. çok küçük Seungmin baksana"
İşaret parmağıyla yavaşça minik bedenin tombul yanağını okşamak istediğinde, emme refleksi yüzünden küçük beden ağzını kocaman açarak Chan'ın parmağını emmeye çalışmıştı. İkimiz de onun bu obur haline kahkahalar eşliğinde gülmeden edemedik.
S: "Sen tut onu. Ben yemeğini getireyim. Anne daha kendinde olmadığı için emziremez"
Aniden gözlerini korkuyla açarak başını hayır anlamında salladı ve bebeğe dokunan parmaklarını hızlıca uzaklaştırdı.
C: "Ben tutamam çok küçük"
S: "Hadi ama kocaman elin var. Tek kolunla bile rahat tutarsın"
Suçluymuş gibi iki elini de havaya kaldırarak bir adım geri attığında ben de ona doğru biraz daha yaklaştım.
C: "Battaniyenin arasından kayıp düşerse"
S: "Chan saçmalama. Korkulacak bir şey yok. Tut hadi"
Tekrar başını salladığında onun bu korkak haliyle ilk kez tanışmak keyfimi iyice yerine getirmişti. Bebeği dikkatlice onun kollarının arasına sıkıştırdığımda, mecbur kaskatı kesilerek, donmuş bir şekilde bebeği kollarının arasında tutuyordu. Çok komik gözüküyordu.
S: "Hah oldu. Ben de yemeğini hazırlayayım"
C: "Seungmin çabuk gel"
İkiliyi orada başbaşa bırakarak bakım odasına geri döndüm ve yüzündeki kocaman sırıtmayla minicik biberonun içinde bebeğin mamasını hazırladım. Gerçekten otuz millimlik minicik mamayla doyacaktı. Çok tatlı..
Isısını ayarladığım mamayla bekleme alanına geçtiğimde kahkahalarımı tutamamıştım. Chan'ı nasıl bıraktıysam aynı o şekilde donmuş heykel gibi öylece duruyordu. Gülmekten karnıma ağrılar girmişti.
C: "Gülme Seungmin"
Onlara biraz daha yaklaşarak sevgilimin rahat kollarının arasında mışıl mışıl uyuyan bedene baktım. Oh bulmuş sıcacık, rahat yeri nasıl da uyuyor ama.
S: "Bak o kadar rahat ki, aç olmasına rağmen uyumuş"
Chan'ı cesaretlendirmek için söylemiştim ve biraz daha gevşeyen duruşuna bakılırsa başarmıştım da. Koltuğa oturarak onun da oturmasını işaret ettim.
Önce kolları arasında tutuğu bedene, sonra da eğilerek yere bakmış ve adımlarını dikkatle atarak koltuğa oturmuştu. Şimdi oturduğu için daha rahattı.
S: "Al bakalım"
Biberonu ona uzattığımda mimikleri yine komik bir hal almıştı. Onunla uğraşmak çok güzeldi.
C: "Seungmin.."
S: "Hadi Chan. Ben yorgunum. Bebek aç"
Yorgunluk silahımı kullandığım için bir şey demeden miniği tek kolunda tutmuş ve diğer eline biberonu almıştı. Eli o kadar büyüktü ki, biberon parmakları arasında kaybolmuştu.
C: "Tutacağım ve kendisi yiyecek mi? Ama uyuyor?"
S: "Sen biberonu dudaklarına değdir. Bak nasıl uyanıyor"
Başını onaylar anlamda sallayarak biberonu dikkatlice bebeğe doğru uzatmıştı. Tek amacı uyumak ve karnını doyurmak olan beden ise hızlıca dudaklarını kocaman araladığında Chan'ın yüzündeki gülümsemede kaybettim kendimi.
Ben onun gülüşüne dalıp giderken, kulağıma dolan şapırtı ve yutkunma sesleri içimi huzurla dolduruyordu.
C: "Çok hızlı yiyor. Boğulmaz dimi?"
S: "Hayır merak etme. Annesinin karnında biraz fazla beklemek zorunda kladığı için acıkmış"
Artık yavaş yavaş doyduğu için gözleri tekrar kapanan bedenden bakışlarımı alarak tekrar Chan'a baktım. Az önce bebeği tutmak konusunda tereddüt ediyordu ama şimdi de hiç bırakacakmış gibi değildi.
C: "Doydu mu? Çok azdı ama. Biraz daha verelim mi?"
Sevgilim bana endişeyle bakarken elimi onun saçlarına attım ve yumuşacık saçlarını okşayarak başımı hayır anlamında salladım.
S: "Fazla bile oldu. Doydu merak etme. Hem bir buçuk saat aralıklarla yemek yiyecek zaten"
Hissettiğim kıpırdanmayla hızla elimi Chan'ın saçlarından uzaklaştırarak bize yaklaşan bedene baktım. Bebeğin babası, yüzündeki kocaman gülümsemeyle bize yaklaşıyordu.
Artık ne yapmamız gerektiğini bildiğimiz için ikimiz de ayağa kalktık. Adam kollarını Chan'a doğru uzattığında, Chan yavaşça bebeği babasının kollarının arasına bırakmıştı. Ama bakışları hala onun üzerindeydi.
"Thita burada kalıp, sürünün bir parçası olabileceğimizi söyledi. Biraz konuşabilir miyiz?"
Adam Chan ile özel konuşmak istediğini belirttiği için yavaşça bir şey demeden oradan uzaklaşarak ilaç odasına doğru geçtim. Babam annenin durumuyla ilgilendiği için meşgul olduğunu biliyordum. Bu yüzden ilaç odasında rahatça hareket ede bilecektim.
Ezbere bildiğim dolapları açarak en üst rafta duran ilaca uzandım. Az önce bebeğin maması için ılıttığım suyu bardağa dökerek, ilacın kapağını açtım ve suyun içine beş damla damlattım.
Kaşık yardımıyla suyu karıştırdığımda, deniz dalgalarını anımsatacak bir şekilde karışan su dolu bardağa baktım.
Bir gün dolmadan ilacı içmem gerekiyordu. Yoksa etki etmeyecekti. Ama neden suyu karıştırmam bu kadar uzun sürüyordu ki?
Ve neden sürekli gözümün önüne sadece birkaç dakikalık bebekle geçirdiğimiz anılar geliyordu. Neden Chan'ın o halini tekrar görmek istiyordum ki? Tüm bunlar için çok erken olduğunun farkındaydım.
Ama bunun umrumda olmaması sinir bozucuydu. Kaşığı bardağın içinden çıkararak bardağı hızla elime aldım ve dudaklarıma doğru yaklaştırdım.
Sonra aynı hızda dudaklarıma yaklaştırdığım bardaktan bir yudum dahi almadan hepsini gidere boşaltarak bardağı fırlatırcasına tezgaha bıraktım.
Duygularıma karşı çıkmayacaktım. Bu korkaklığı yapmayacaktım. Mantığımı bir kenara bırakarak, kalbimin ne istediğini dinleyecektim.
Ve kalbim kesinlikle Chan'ın kollarındaki o bebeğin bize ait olmasını istiyordu. Chan'a aşıktım ve bundan ötesi yoktu benim için.
Aramızda mühür olmasının imkansız olması da önemli değildi. Tüm kalbimle onu seviyordum ve bu kadar yeterdi benim için.
Hem.. bir Eta olduğum için, ikimiz de farklı türler olduğumuz için bu kadar çabuk hamile kalamayacağımı da biliyordum.
Kaderimi ilaçların eline bırakmaktansa, kendi kararlarımı vermek benim için daha mantıklıydı. Bu kararımın verdiği rahatlıkla gülümseyerek, bakım odasında olan babama doğru baktım.
Artık bazı sorularımı ona sormak istiyordum. Eminim onun bana verecek cevapları vardı..
____________________
Aynen bir kereden bir şey olmaz Seung ama hatırlatayım düğümlendiniz.

