İçeriğe geç

The White Tiger

Bölüm 23 · 5 dk okuma

The White Tiger

Bölüm 23

Yatağımıza

İyi Okumalar 🦋

________________

~Seungmin~

"Buraya senin bağını hissettiğimiz için değil, daha güçlü bir aura hissettiğimiz için geldik"

Anlamaz bir şekilde başımı yana doğru çevirerek Chan'a baktım. O da zaten çoktan bana bakıyordu. Beyaz kaplanlara ulaşmak isteyen tek kişi Chan olduğu için başka kimin aurasını almış olabilirler ki?

Sırtını acı yüzünden sert bir şekilde ağacın gövdesine bastıran kadın, tekrar acıyla inleyerek elini karnına bastırdığında, bunu düşünmeyi başka zamana erteledim.

S: "Eşinizi hemen bulacağız. Ama öncesinde bebeği kurtarmamız gerekiyor. Doğum pozisyonuna ulaştığı için nefes alması kısıtlı"

Yeterince bebeği için endişelendiğini biliyordum ama onu ikna etmek için, ona gerçekleri söylemem gerekiyordu.

"Biraz daha bekleyelim. Belki eşim döner ve beni bulamaz endişelenir"

Çaresiz bedenin gözlerinden yaşlar süzüldüğünde, kalbimin sıkıştığını hissettim. Bir an sanki sırtını acıyla ağaca yaslayan kişi benmişim gibi hissettim.

Böyle çaresiz bir anda, üstelik Chan yanımda değil.. düşündükçe daha da sıkışıyordu kalbim. Kesinlikle böyle bir şeyi yaşamak istemezdim.

S: "Babam bu sürünün lideri. Kendisi bir Thita. Sizi bebeğinize sağlıklı bir şekilde kavuşturalım, sonra eşinizi bulacağımıza söz veriyorum. Ama şu an en acil olan şeyden başlamamız gerekiyor ve sizin için de ilk sırada bebeğinizin sağlığı olduğundan eminim"

Olabildiğince sakin ve rahatlatıcı bir şekilde konuşmaya çalışmıştım. Sonunda başını onaylar anlamda salladığında, onu ikna ettiğim için kocaman gülümsedim ve elimi uzattım.

S: "Hemen kasabaya gidelim"

Bu sefer hiç tereddüt etmeden, uzattığım elimi sıkıca tutarak ayağa kalkmaya çalışmıştı. Ben ondan önce ayağa kalkarak, ona olabildiğince yardımcı olmaya çalıştım.

Anne bir kaplan böyle savunmasız bir anı bırakın, normal bi anda bile kendinden başka türe asla güvenmez.

Ama şimdi doğum yapmak üzere olmasına rağmen, bana güveniyor, hatta elimi sıkıca tutuyordu. Benim kendim hakkımda bilmediğim şeylerin olduğu açık şekilde ortadaydı.

Bana sıkıca tutunan beden ilerlemek için bir adım attığında, dizleri güçsüzlük nedeniyle aniden bükülmüştü. Elimden geldiğince onu tutmaya çalıştım, lakin acı dolu inlemeleri benim bile canımı yakıyordu.

C: "Bana bırak"

Chan, kolunu nazik bir şekilde kadının beline ve bacaklarının altına sararak, yorgun bedeni tek hamlede kucağına almıştı. Böyle hem daha hızlı varırdık, hem de bebeğe daha fazla zarar gelmesini önlerdik.

Chan, zaman kaybetmeden hızla yürümeye başladığında, ben de dizlerime kadar gelen karın arasında, mümkün olduğunca arkadan ona yetişmeye çalışıyordum.

"Dayanamıyorum..."

Kadın, Chan'ın kolları arasında kıvranarak, acıyla çığlık attığında yüzümü buruşturdum. Daha hızlı olmamız gerekiyordu.

S: "Çok canının yandığını biliyorum. Ama kısa sürelik bir acı. Bitince tamamen rahatlayacaksın"

Onu sakinleştirmek adına konuşurken, diğer taraftan da elimi Chan'ın sırtına bastırarak hızlı olması için onu belinden ittim. Benim adımlarım yavaş olduğu için bazen duraksayıp beni bekliyordu.

S: "Chan daha hızlı yürü lütfen. Ben size yetişeceğim"

Başını onaylar anlamda sallayarak adımlarını ciddi anlamda hızlandırmıştı. Koşsam bile ona yetişemeyecektim. Ben karın üzerinde yürümekte ne kadar zorlanıyorsam, onun için sanki hiçbir engel yoktu.

Hava buz gibi olmasına rağmen, ekstra çaba sarfederek yürümeye çalıştığım için boynuma kadar vücudumu sıcak basmıştı. Ama bunun aksine ellerim ve yüzüm donuyordu. Vücudum bile neye uğradığını şaşırmış durumdaydı.

Attığım adımla eş zamanlı bir şekilde ciğerlerime çektiğim hava boğazımda tıkanıp kaldığında, sanki aldığım oksijen bana yetersiz gelmiş ve kalbime ulaşamdan boğazımda dağılıp gitmişti.

Boynumda hissettiğim uyuşma yüzünden dizlerimin üzerine çökerek, yerdeki karı umursamadan orada dinlenmeye çalıştım.

C: "Seungmin, iyi misin?"

Chan, sancılar içinde kıvranan bedeni yere bırakarak bana doğru koştuğunda, kan beynime sıçramıştı panik yüzünden.

S: "Chan! Git!"

Avazım çıktığı kadarıyla bağırdığımı sanmıştım ama sesim sandığım kadar yüksek çıkamamıştı. Gece yaşadıklarımın üzerinde sadece birkaç saat uyumuştum. Bu yüzden vücudum gerçekten kapanmak üzereydi.

C: "Olmaz, önce seni götüreceğim"

Sinir, panik, yorgunluk ve vücudumu hala bırakmayan acı yüzünden dolu gözlerimi kırpıştırarak, elini endişeyle sırtımda gezindiren bedene baktım.

Şu an tükenmek üzere olan soyuna yeni bir can, bebek eklenmek üzereydi ama bunu umursamayarak hala benim yanımdaydı. Bana olan duygularının, sürü bağından daha güçlü olması kalbimi hızlandırmıştı.

İyi olduğumu ona kanıtlamak adına gülümsemeye çalışarak, ona doğru yaklaştım ve üşüyen yanağımı sıcacık yanağına bastırarak konuştum.

S: "Ben sadece yorgunum. Burada biraz dinleneceğim ve sonra kasabaya geri döneceğim. Sen onu babama götür hemen. Bebeği de anneyi de zor durumda bırakmayalım"

Yanağını, yanağımdan uzaklaştırarak, burnunu yanağıma bastırmış, ardından sıcacık dudaklarıyla oraya öpücük bırakmıştı.

C: "Ormanda seni yalnız bıraka-"

S: "Chan, benim çocukluğum burada geçti. Burayı elimin içi gibi biliyorum merak etme"

C: "O zaman hiçbir yere kıpırdama. Beni bekle tamam mı? Seni almak için geleceğim"

Aniden ortamı dolduran çığlık sesiyle ikimiz de yerde kıvranan bedene baktık. Chan da artık durumun vahim olduğunu anlamış olacak ki hızla ayağa kalkarak, kadını yeniden dikkatlice kollarının arasına almıştı.

Acı dolu sesler ve görüş açıma giren bedenleri yok olana kadar onları arkadan izledim. Sonra ise gözden kaybolduklarında sırtüstü kendimi karın üzerine bırakarak, cam gibi parlayan gökyüzüne baktım.

Aklımda o kadar çok soru vardı ki... neden? Tüm bu olanların nedeni neydi? Ben miydim? Bu bir tesadüf müydü? Yoksa gerçekten rüyamda hissetmiş miydim?

Onların dedikleri güçlü bir bağ.. ben miydim?

Düşündükçe kalp atışlarım daha da hızlandığı için gözlerimi usulca kapattım. Bilincim mi kapanıyordu, yoksa yorgun olduğum için uykum mu geliyordu bilmiyordum.

Ama gerçeklikle bağım yavaş yavaş koptuğunda, tüm uzvlarımın rahatladığını hissediyordum..

Ne kadar zaman geçmişti bilmiyordum ama, vücdum soğuk karların üzerinde yükseldiğinde, gözlerimi kısıkça açmaya çalıştım.

Görüş açım net olmasa da dokunuşlarından, kimin kollarının arasında olduğunu biliyordum. Beni iyice göğsüne bastırdığında, yanağımı oraya sürterek gözlerimi geri kapattım.

S: "Bebek.."

C: "Her şey yolunda merak etme"

Chan'ın o ses tonunu duymak, dudaklarımın kıvrılmasına neden olmuştu. Dünyanın en büyük sorunu bile olsa, onun şu bir cümlesi hepsini çözecek gibidyi.

S: "Uyumak istiyorum"

Fısıldayarak göğsüne biraz daha sokuldum. Az önce kadını kollarında gevşek tutan beden, şimdi beni kendisine o kadar sıkı bastırıyor, o kadar sıkıca sarıyordu ki kollarını bedenime, bu rahat yerden asla uzaklaşmak istemiyordum.

C: "Sıcacık yatağımıza götüreceğim seni. Bolca dinleneceksin. Ben de seni bolca öpeceğim"

Şimdiden dudaklarının sıcacık dokunuşlarını tüm yüzümde, yanaklarımda, alnımda, dudaklarımda, gözlerimin kenarında bile hissetmeye başlamıştı.

Onun sıcak dokunuşlarını hissetmek bile tüm yorgunluğumun yavaş yavaş ortadan kalkmasına neden oluyordu.

S: "Yatağımıza.."

Kulağıma hoş gelen kelimeyi tekrarladığımda, beni kollarının arasında tutan beden kıkırdayarak gülümsemişti. Bu kelimeye takılmam onun da fazlasıyla hoşuna gitmişti anlaşılan.

C: "Evet yatağımıza"

Ne kadar yorgun olsam da kollarımı kaldırarak onun boynuna sıkıca sardım ve omzunun üzerine düşen başımı boynuna yaklaştırarak buz gibi olan burnumu sıcacık boynuna bastırdım hızlıca.

S: "Burnum da üşüdü"

____________________

Götün de üşüdü mü aşko ona göre ısıtacağız da 🙂🥭

Bölüm sonu

5 yorum