İyi Okumalar 🦋
_______________
"Yardım edin.."
Küçük beden uykunun en derinlerinde, boğazına sarılan bir el hissetmişti sanki. Tatlı uykusunu bölen fısıltılar ve dokunuşlar onun canını yakmıyor, aksine onu uyarmaya çalışıyordu.
"Yardım edin, lütfen bebeğimi kurtarın"
Kulağına dolan ses çığlıklar değildi, yorgun düşmüş bir annenin feryat sesiydi. Sadece bebeği için yalvaran bir anne.
Seungmin bu garip rüyadan ayılmak için gözlerini açmaya çalışsa bile bunda başarısız olmuştu. Çünkü onun sandığının aksine bu bir rüya değildi.
"Yalvarıyorum.. biri yardım etsin"
Hala boğazında dokunuşlarını devam ettiren eller, aniden sıkılaşmıştı. Nefessiz kaldığı için boğulmak üzere olan Eta, ani bir hareketle yatakta sıçrayarak doğruldu.
C: "Seungmin?"
S: "Ormanda.."
Chan, endişeyle küçüğünün ismini söylediğinde, Seungmin onu duymuyordu bile. İrice açtığı gözleriyle etrafa bakınarak kendi kendine fısıldıyordu.
Büyük beden, endişeyle yatakta doğrularak, küçüğünün çıplak bedenini kendi kollarının arasına çekti sıkıca sarılmak için.
Lakin daha kendisine yeni yeni gelen Seungmin, bakışlarını sevgilisine çevirerek, korku dolu gözlerini onun gözlerine dikti.
Tüm yaşananlar yavaş yavaş gözünün önüne geliyordu ama onları düşünemeyecek kadar garip bir rüya? Görmüştü.
S: "Chan, ormanda birinin yardıma ihtiyacı var"
Chan, Seungmin'in sırtında duran elinden tekini kaldırarak onun dağılmış saçlarının arasına daldırdı ve minicik kafasını yumuşak bir şekilde okşadı.
C: "Kabus mu gördün? İyi misin? Bir yerin acıyor mu?"
Genç kaplan, Eta'nın ne demek istediğini anlamıyor, yorgun geçen gecenin ardından onun kabus gördüğünü sanıyordu. Ama her şey çok farklıydı.
Seungmin, başını hayır anlamında sallayarak, ellerini büyüğünün kaslı göğsüne yasladı ve ondan uzaklaşarak kollarının arasından sıyrılıp çıktı.
S: "Ormanda.. sanırım birisine bir şey oldu. Yardım etmeliyim"
Eta, dediklerini bitirir bitirmez, yatakta kıpırdanarak ayağa kalkmıştı. Ama beline giren sancı yüzünden olduğu yerde öylece kaldı. Bu da yetmezmiş gibi kendisini halsiz hissettiği için başı dönüyordu.
C: "Seungmin, önce dinlenmen gerekiyor"
Büyük beden, küçüğüne yaklaşarak, ellerini onun beline sarmış ve sevgilisini kucağına çekerek yatağa geri oturtmuştu. Ama Seungmin'in kafasında o sesler yankılanmaya devam ediyordu.
S: "Chan. Ormana gidelim lütfen"
Chan, Seungmin'in yüzüne gelen siyah tutamları nazikçe okşayarak onları kenara çekmiş ve hala yarı uykulu olan bebeğinin yanağına sesli bir öpücük bırakmıştı.
C: "Biraz dinlenelim, sonra istediğin yere gideceği tamam mı?"
Sevgilisinin kucağında oturan küçük beden, yorgunca gözlerini kapatarak, başını onun geniş omuzlarına yasladı.
Dün gece yaşadıkları yüzünden vücudu fazlasıyla yorgundu. Üstelik farklı bir ırkla gerçekleştirdiği düğüm sanki içinde ona ait olmayan başka hisleri ortaya çıkarmıştı.
Birkaç saniye, başını öylece sevgilisinin omzuna yaslayarak, onun şefkatli dokunuşları altında dinlendi. Her öten saniyede biraz daha kendisine geliyor, gerçekliğe dönüyordu.
Ama hala sesler kukalkarında yankılanmaya devam ediyordu...
Başını yavaşça Chan'ın çıplak omzundan kaldırarak yorgunluktan bayık bakan gözlerini büyüğüne çevirdi.
Chan, ona bakan boncuk gibi siyah gözleri fark ettiğinde, hızlıca kocaman elini, yumuşacık yanağa yaslayarak başparmağıyla yanağını okşadı.
C: "İyi misin? Ağrın var mı?"
Küçük beden, başını yavru köpek gibi yana eğerek, yanağını iyicene kocaman elin içine gömdü.
S: "Çok yorgunum.."
Dudaklarını büzerek, kısılmış sesiyle konuştuğunda, Chan sanki tüm bu olanların suçlusuymuş gibi derince nefes almıştı.
C: "Güzelce dinleneceksin ve geçecek güzelim"
Seungmin aldığı hitap şekline memnun bir şekilde gülümseyerek başını hayır anlamında salladı. Onu, sabahın bu saatinde uyandıran o rüyanın boşa olmadığını biliyordu. Ormana gitmeden rahat etmeyecekti.
S: "Artık dinlendim. Ormana gidebilir miyiz?"
C: "Seungmin kötü bir kabus mu gördün?"
S: "Ben gidiyorum, gelmek istiyorsan gelirsin"
Küçük olan, sevgilisine bolca sarıldığı için aldığı kuvvetle hızlıca ayağa kalkmıştı. Lakin Chan'ın bakışlarının onun çıplak vücudunda gezindiğini gördüğünde, kaşlarını sinirli bir şekilde çatarak yatakta duran örtüyü almış ve hızlıca vücuduna sarmıştı.
S: "Yeterince baktın. Bu kadar yeter"
...
Gece boyunca yağan kar, soğuk hava yüzünden donarak sertleşmişti. Bu yüzden Seungmin inatla attığı her adımda sendeliyor, Chan ise yeni yürümeyi öğrenen bebeği her an yere düşecekmiş gibi kollarını ona doğru açarak tutmaya çalışarak onun peşinden yürüyordu.
Ormanın en derinliklerine kadar gelmişlerdi. Öyle ki artık attıkları her adımda sanki bulundukları yer daha da soğuk oluyordu.
C: "Seungmin kimse yok, artık gidelim çok soğuk, hasta olacaksın"
Küçük beden inatla başını hayır anlamında sağa sola sallamış ve durmadan konuşan sevgilisinden uzaklaşmak için hızlı adımlar atmaya çalışmıştı.
Lakin yürümesini epey zorlaştıran kar yığıntıları yüzünden tekrar sendelediğinde bu sefer Chan kolunu sıkıca onun beline sararak inatçı küçüğünü kendisine doğru çekti.
C: "Bana tutunarak yürü"
Seungmin bir şey demeden tekrar yürümeye devam ettiğinde, beline sarılan sıcacık koldan, sert tutuştan gayet memnundu.
C: "Seungmin, yorgun bir gece geçirdiğimiz için uyurken rüyalar görmemiz gayet normal. Bu rüyaların gerçekmiş gibi gözükmesi de normal. Hadi artık eve dö-"
S: "Shhh"
Küçük olan duyduğu sesi daha net anlamak için, durmadan konuşan sevgilisine doğru dönmüş ve hemen soğuktan buz kesmiş elini onun ağzına bastırdı.
S: "Chan duyuyor musun? Biri sanki hızlı nefesler alıyor?"
Genç kaplan, sesi gayet net duymuştu. Hatta sesin tam olarak nereden geldiğini bile bulacak kadar net duymuştu. Odaklanırsa, en uzaktaki sesleri bile rahatça ayırt edebilecek içgüdülere sahipti.
Ağzının üzerinde duran buz gibi elin üzerine kendi sıcak elini yaslamış ve küçük eli avuçlarının arasına alarak ısıtmaya çalışmıştı.
C: "Bu taraftan"
Chan, şaşkın bir şekilde sesin geldiği yere doğru yürüyordu. Çünkü yakından aldığı bu auranın bir kaplana ait olduğuna emindi. Ama bunu Seungmin ondan önce hissetmişti. Hatta rüyasında görmüştü.
"Kim var orada!"
Asırlardır ayakta olan ve gövdesi yılların verdiği her ağırlıkla biraz daha büyüyüp kocaman olan çınar ağacının arkasından gelmişti ses. Her ne kadar gür ve güçlü çıksa da, yardıma ihtiyacı olduğu her halinden belliydi.
"Y-yaklaşma! Bıçak var elimde! Acımam!"
Chan, duyduğu tehdit tonlu konuşma yüzünden, elini tuttuğu bedeni arkasına çekmişti hızlıca. Seungmin ise ona inat, onun arkasında durmayı reddederek ağaca doğru yürümeye çalışıyordu.
C: "Benim de bir kaplan olduğumu hissettiğine eminim. Yardıma ihtiyacın olduğu için buradayız"
"Gerek yok! Eşim yardım çağırmak için gitti. Gelecek birazdan"
Kadının sesi sona doğru acıyla kısıldığında, Seungmin onu zorla tutan elden hızlıca kurtularak ağacın arkasına doğru geçti hızlı adımlarla.
Önce bakışları ona doğrultulan bıçağa, titreyen ellere, sonra ise o ellerin sahibinin kocaman olmuş karnına kaydı.
"Uzak dur dedim!"
Tüm içgüdüleri kendisini ve bebeğini korumak olan kadın elinde zorla tuttuğu bıçağı Seungmin'e doğru savurduğunda, Chan ondan önce davranarak, titreyen ellerin arasında duran bıçağı tek hamlede almıştı.
Kendisini korumak için eşinin ona verdiği tek şeyi de kaybeden beden, karnındaki sancılar yüzünden ağaca tutunarak karla kaplı zemine oturdu.
Seungmin de yerdeki karları ve iliklerine kadar işleyen soğuk havayı umursamadan kadının önünde dizlerinin üzerine çöktü.
S: "Sancın başlamış. Ne zamandan başladı? Kasılma sıklıkları ne kadar?"
Çaresiz beden kollarını karnına sararak bebeğini hem tehlikeden, hem de soğuktan korumaya çalıştı çaresizce.
"Çok acıyor. Dayanamıyorum. Yürüyemediğim için eşim yardım çağırmak için gitti. Ama hala gelmedi. Lütfen onu bulun"
Seungmin, yerde oturan bedene biraz daha yaklaşarak elini yavaşça kadının karnına yasladı. Elinin altında kıpırdanan miniği hissettiğinde ise derin bir nefes alarak gülümsedi.
S: "Bu ormana en yakın bizim kasaba. Eşiniz de orada yardım aramaya gidecektir. Bizimle gelmeniz gerekiyor. Doğum başlamak üzere"
Yorgun beden, acıyan karnı yüzünden, suratını buruşturarak başını hayır anlamında salladı. Eşi gelmeden hiçbir yere gitmek istemiyordu.
"Onu bekleyeceğim. Onsuz gitmem"
Seungmin çaresiz bir şekilde bakışlarını Chan'a kaldırdı yardım istemek adına. En azından Chan onu ikna ede bilirdi.
Sevgilisinin yardım isteyen gözlerini gören beden de tek dizinin üzerine çökerek konuşmaya başladı.
C: "Buraya ben çağırdım sizi. Dünyanın her yerindeki kaplanlara ulaşmaya çalışıyorum. Eşinizi de bulacağız. Ama önce bebeğinizin iyi olduğuna emin olalım"
Kadın, kaşlarını çatarak başını hayır anlamında iki yana salladı. Şişen gözaltlarından bile ne kadar yorgun olduğu belliydi ama hala inat ediyordu.
"Buraya senin bağını hissettiğimiz için değil, daha güçlü bir aura hissettiğimiz için geldik"
___________________
Kaplanların lideri olacağını sanan Chan, keenblue'nin güçlü ukeleriyle tanışmamış daha anlaşılan nihahahahahahahha


