İçeriğe geç

The White Tiger

Bölüm 20 · 5 dk okuma

The White Tiger

Bölüm 20

Sabaha kadar

İyi Okumalar 🦋

_______________

~Seungmin~

Hepsi Chan'ın suçuydu...

Şu an gecenin köründe, pijamalarımın üzerine geçirdiğim kalın hırkamla evden kaçıyor olmamın tüm suçlusu o yakışıklı kaplandı.

Tüm gün o kadar alışmıştım ki onun sıcak tenine sokularak yaşamaya, gece saatlerce yatağımda oyalansam da bir türlü uykuya dalamamıştım.

Aklım sadece onun kollarının arasında, güvenli bir şekilde uyumaktı. Artık yatağım bana hiç de rahat ve yeterince sıcak gelmiyordu. Gerçekten kafayı yemiştim...

Kapıyı sessizce ardımdan kapatarak, gecenin karanlığında vücudumu soğuk havaya bıraktım. Ama sonunda sevgilime kavuştuğumda, tüm vücudumun sıcacık olacağını bildiğim için rahattım.

Kulübesine doğru ilerlerken ayaklarımın altında ezilen karın çıkardığı o hafif çıtırtı dışında etrafta hiçbir ses yoktu. Gökyüzünden düşen kar taneleri saçlarıma, omuzlarıma dokunuşunu bile hissediyordum sanki.

Hırkamı üzerime biraz daha sıkı çekip başımı öne eğdim ama soğuk olması benim için önemli değildi. Çünkü birazdan o kapının ardında sevgilime kavuşacaktım ve nedense onu düşünmek bile soğuğu birkaç saniyeliğine unutmama yetiyordu.

Tam kapının önüne geldiğimde elimi kaldırıp kapıyı çalacaktım ki kapı birdenbire benim için açıldı.

Şaşkınlıktan olduğum yerde kalırken karşımda duran kişiye baktım ve gözlerim daha da büyüdü. Chan da en az benim kadar şaşırmış görünüyordu, üzerinde kalın bir kazak vardı ve saçlarının birkaç teli dağılmıştı.

Sanki o da tüm gece yatakta dönmüş ve uyuyamadığı için dışarı çıkmak üzereymiş gibi kapının yanında duruyordu.

C: "Seungmin?"

S: "Chan..."

Sesim neredeyse fısıltı halinde çıkmıştı. Daha ne olduğunu bile anlayamadan Chan'ın kolu belime dolandı ve beni kendisine doğru çekti, ayaklarımın altındaki karın üzerinde dengemi kaybedip bir adım öne savrulurken onun göğsüne çarptım ve bir sonraki saniye sıcak kulübenin içine çekilmiş, kapının kapanmasıyla birlikte dışarıdaki soğuk geceden tamamen ayrılmıştım artık.

Chan kapıyı arkasından kapattıktan sonra birkaç saniye hiçbir şey söylemeden bana baktı. Mavi gözleri önce yüzümde, sonra karla kaplanmış saçlarımda dolaştı ve sanki karşısında gerçekten olduğuma hala inanamıyormuş gibi kaşlarını hafifçe çattı.

Ardından iki elini yüzüme doğru kaldırdı, avuçlarını yanaklarımın iki tarafına yerleştirerek soğuktan buz gibi olmuş tenimi kendi sıcaklığıyla ısıtmaya başladı.

C: "Neden buraya geldin?"

S: "Seni özledim..."

Bu iki kelimeyi söyler söylemez yüzümün nasıl hızlı kızardığını hissettim, ama Chan'ın gözlerinde beliren o yumuşak ifade bütün utancımı unutturmuştu.

Başparmaklarıyla yanaklarımı okşarken ellerinin sıcaklığı yavaş yavaş yüzüme yayılıyor, soğuktan uyuşmuş parmaklarım bile onun bileklerine dokunduğumda yeniden hayat buluyordu.

C: "Ben de senin yanına geliyordum"

S: "Gerçekten mi?"

C: "Evet. Seni özledim"

Kalbim o anda göğsümün içinde öyle sert çarptı ki Chan'ın bunu duyacağından korktum. Yanaklarımı biraz daha onun avuçlarının arasına yasladığımda gözlerimi kapattım ve birkaç saniyeliğine hiçbir şey söylemeden öylece durdum.

Onun sıcaklığının yüzüme, tüm vücuduma karışmasına izin verirken bütün gece boyunca içimde büyüyen o huzursuzluğun aslında tek bir sebebi olduğunu anladım, ben sadece onun yanında olmak istiyordum.

Chan bir süre sonra kaşlarını hafifçe kaldırarak kirpiklerime baktı ve dudaklarının kenarında küçücük bir gülümseme oluştu.

C: "Kirpiklerinde kar var"

S: "Nerede?"

Kirpiklerimdeki ağırlığı ve ıslaklığı hissettiğim için gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. Kendimi o kadar teslim etmiştim ki onun sıcaklığına, iki dakikada kardan adama döndüğümün farkında bile değildim.

C: "Burada"

İşaret etmek yerine yüzünü bana yaklaştırdı ve parmak uçlarıyla kirpiklerimin üzerinde biriken minicik kar tanelerini tek tek temizlemeye başladı.

O kadar dikkatli davranıyordu ki sanki kirpiklerime dokunursa canım acıyacakmış gibi parmaklarını neredeyse hiç bastırmıyor, her kar tanesini aldıktan sonra gözlerimin içine bakıyor, ardından diğer tarafa geçiyordu.

Ben ise onun bu kadar yakınımda olmasından dolayı nefesimi tutmuş, yalnızca yüzünün her hareketini izliyordum. O kadar yakışıklıydı ki, bu kadar yakın olmamız, onu öpme isteğimi uyandırıyordu.

C: "Bir de burada kalmış"

Parmağı burnumun ucuna dokunduğunda istemsizce burnumu kırıştırdım. Burnumun ucunda bile kar tencikleri kalmıştı...

S: "Soğuk"

C: "Burnun buz gibi olmuş"

S: "Senin yüzünden işte"

C: "Benim yüzümden mi?"

Kaşlarımı sinirle çatarak başımı salladım. Tanrım.. ben bebekleşiyordum. Sevilmek beni değiltiriyordu. Kesinlikle ben sevgi manyağı oluyordum sanırım.

S: "Evet. Tüm gün, her fırsatta beni sarıp sarmalıyorsun. Öyle ki artık sana sarılmadan yapamıyorum. Uyuyamıyorum bile. Hepsi senin suçun!"

Tek nefeste ona çıkıştığımda, Chan'ın gülümsemesi biraz daha büyüdü ve bir anda beni kollarının arasına çekti. Göğsüne yaslandığımda kalın kazağının altındaki sıcaklığı bile hissedebiliyordum.

Ellerinden biri sırtıma yerleşirken diğeri saçlarımın arasına girdi, başımı göğsüne biraz daha yaklaştırdı ve çenesini başımın üzerine bıraktı.

C: "O zaman bir daha üşümene izin vermem"

S: "Nasıl?"

C: "Böyle"

Kollarını etrafımda biraz daha sıkılaştırdı. O kadar sıcak ve güvenliydi ki bütün gece yatağımda dönüp durmamın ne kadar anlamsız olduğunu düşündüm.

Chan'ın kalp atışlarını kulağımın hemen yanında duyabiliyordum ve her vuruş, sanki içimdeki bütün düşünceleri tek tek susturuyordu. Biraz önce soğuktan titreyen bedenim onun kollarında gevşerken ellerimi yavaşça belinin çevresine doladım ve yüzümü göğsünün sıcaklığına sakladım.

C: "Kokun çok yoğun"

S: "Kızgınlığa gireceğim"

C: "Biliyorum"

Bunu duyduğumda, başımı göğsünden kaldırarak yüzüne baktım. Evet söylemiştim daha önce ama bu kadar net cevap vermesi, sanki her şeyden bilgisi varmış gibi..

C: "Çünkü sana dokunduğumda, kalbin her zamankinden daha hızlı atıyor"

Yanaklarım hemen kızarmıştı. Vücudumda olan değişikleri onun hissettiğini bilmek garip hissettiriyordu. Sanırım utanıyordum..

Chan'ın beline sıkıca sardığım kollarımı biraz daha sıkılaştırarak parmak uçlarıma yükseldim onun boyuna yetişmek adına. Gözlerinin içine bakarak, onu çıldırtacak yavaşlıkta başımı yana eğdim.

Ne yapacağımı bildiği halde beni sabırla bekliyordu. Bu haline istemsizce gülümsedim ve dudaklarımı tam onun dudaklarının dibine yaklaştırarak durdum.

S: "Kızgınlığımın yaklaştığını bu kadar iyi anlaya biliyorsan, ne istediğimi de biliyorsundur değil mi?"

Belimdeki eli daha da sıkılaşarak beni kendisine bastırdığında, parmak uçlarımda olduğum için sendeleyerek onun gövdesine daha sıkı tutundum.

C: "Buraya sadece masum bir sarılma için gelmedin sanırım"

Oyunuma ayak uydurarak biraz daha yaklaşmıştı bana ve dudaklarını dudaklarıma dokundurarak konuşmuştu. Kalbim deli gibi çırpınıyordu resmen.

Başımı hayır anlamında salladım ve istemsizce sert bir şekilde yutkundum. Kesinlikle buraya sadece Chan'ın sıcaklığını özlediğim için gelmiştim.

Ama onu görmek.. dokunuşlarını hissetmek tüm vücudumu başka isteklerle doldurmuştu.

S: "Chan.."

Sanki aramızda küçük, ince bir perde vardı dudaklarımızın dokunmasını engelleyen. Ondan onay alıncaya kadar bu perde kalkmayacakmış gibiydi.

Bu yüzden istekle ismini fısıldadım.. sadece ona seslenme tarzımdan bile ne istediğimi anladığına emindim. Ki zaten, belimdeki eli tutuşunu sertleştirmeye devam ediyordu. Biraz daha devam ederse vücutlarımız içiçe geçecekti.

C: "Seungmin ailen öğren-"

S: "İstiyor musun? İstemiyor musun? Ailemin fikrini değil, senin duygularını öğrenmek istiyorum"

Sözünü sert bir şekilde kestiğimde, alnını alnıma yaslayarak gülümsemişti. Kendim bile bu kişiliğimle ilk kez tanışıyordum.

C: "Sabaha kadar. Mızmızlanmak, geri adım atmak, durmak yok"

S: "Anlaştık"

__________________

Arkadaşlar gelecek bölüm sizin yerinizi ayırttım.

Bilet ücreti kişi başı 50 yorum söndelmdlsmdleöd

Bölüm sonu

8 yorum