İçeriğe geç

The White Tiger

Bölüm 17 · 7 dk okuma

The White Tiger

Bölüm 17

Seni Seviyorum

İyi Okumalar 🦋

______________

~Seungmin~

Yanağımda hissettiğim sıcak dokunuşlar beni uyandırmak içindi, lakin bu dokunuşların verdiği huzur, yastığa sokularak biraz daha uyumak istememe neden oluyordu.

C: "Seungmin"

Chan, parmak uçlarını usulca yanağımda gezindirdiğinde mırıldanarak cevap verdim ona. Uykumun en tatlı yerinde, sıcacık yorganımın altında uyuyordum.

Ve Chan, yanağımı yumuşacık bir şekilde okşuyordu. Bu durumda uyanmam gerçekten imkansızdı.

C: "Seungmin"

S: "Hmm"

Tekrar mırıldandığımda, bu sefer yanağımı okşamayı bırakarak parmağıyla dürtmüştü. Aniden soğuyan havalar yüzünden üşüyordum. Yorganla vücudumu ısıtsam da yanaklarımın soğuk olduğunun farkındaydım ve Chan'ın sıcak teni ilaç gibi geliyordu bana.

C: "Seungmin uyan"

Gözlerimi kısıkça açarak etrafa bakındım ama karanlık olduğu için yatağımın önünde dikilen Chan'ın mavi gözlerinden başka hiçbir şey gözükmüyordu.

S: "Ne oldu?"

C: "Kar yağıyor"

Chan'ın hevesli sesini duyduğumda istemeden gülümsemiştim. Normalde uykumun yarım kalmasını asla sevmezdim ama Chan ile tanıştıktan sonra onun gece hayatına ayak uydurmaya başlamıştım.

Bir şekilde, her gece farklı bahaneyle odama dalıyordu. Yorganı üzerimden kaldırarak yatakta doğruldum ve camdan dışarı baktım.

İlk karın yağmasıyla, hava parlak dolunay tarafından maviye bürünmüştü. Çok güzel gözüküyordu.

Gülümseyerek bakışlarımı aynı ay kadar parlak gözleriyle dışarıyı izleyen Chan'a çevirdim. Uzun süredir birbirimizi tanımıyorduk belki ama onu ve duygularını çok iyi anlıyordum. Hem kaplanların kış mevsimini ne kadar çok sevdiğini de biliyordum.

S: "Dışarı çıkalım mı?"

Bu sorumu bekliyormuş gibi hemen parlak bakışlarını bana çevirmiş ve başını onaylar anlamda sallamıştı. Sırf onunla dışarı çıkayım diye bu soğukta, gecenin köründe yanıma gelmişti buna emindim.

Yorganı üzerimden tamamen atarak dolaba yöneldim. En kalın kabanımı pijamamın üzerinden giyinerek eldiven ve bere de aldım.

Panda gibi her yerimi sarıp, sarmaladıktan sonra bakışlarım üzerinde sadece pijamaları olan Chan'a kaydı. Gerçekten bu şartlarda üşümemesi imkansızdı.

S: "Üzerin çok ince"

C: "Kıyafete gerek yok"

Beklemeden beni cevaplamış ve hemen eldivenle kapattığım elimi tutarak beni odanın dışına çekiştirmişti. Onun bu sabırsız haline gülümseyerek adımlarına ayak uydurdum.

İkimiz de botlarımızı olabildiğince sessiz bir şekilde giyinmiş, sonra kendimizi ilk yağan karın taneciklerinin altına bırakmıştı.

İlk kar her zaman çok fazla ve sığ yağardı. Şimdi de gökten düşen tanecikler o kadar fazlaydı ki, kar dizlerime kadar ulaşmak üzereydi.

İlk adımımı attığım anda botumun altında ezilen karın çıkardığı hafif ses, gecenin sessizliğinde olduğumuzdan çok daha belirgin duyulmuştu. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda, ay ışığının altında süzülen beyaz taneciklerin saçlarıma ve kirpiklerime konduğunu hissedebiliyordum. Soğuk, yüzümü keser gibi tenime çarpıyordu ama nedense üşüdüğümü düşünmüyordum.

Belki de yanımda Chan olduğu içindi...

Chan karın altında ilk kez gerçek anlamda özgür kalmış gibi davranıyordu. Başını gökyüzüne kaldırmış, üzerine düşen her kar tanesini büyük bir merakla izliyordu. Beyaz saçlarının arasına yerleşen karlar, ay ışığında neredeyse parlıyordu ve mavi gözleri, gökyüzündeki dolunaydan bile daha parlaktı benim gözümde.

S: "İlk kez mi kar görüyorsun?"

Chan bakışlarını gökyüzünden indirerek bana çevirdi. Mavi gözleri o kadar derin bakıyordu ki, hiçbir manzaranın, onun gözlerinin yanında şansı yoktu.

C: "Bu kadar çok ve yoğun ilk kez görüyorum."

Dudaklarının kenarında oluşan gülümseme o kadar içtendi ki, onu izlerken benim de yüzümde istemsizce bir gülümseme oluşuyordu.

S: "Kaplanlar kışı seviyor dimi?"

C: "Kışın kokusu güzel"

Bunu tekrar teyit etmek için gözlerini kapatarak burnundan derin bir nefes almış ve benim vücudumu kesen soğuk havayı ciğerlerine çekmişti.

C: "Ama senin kokun daha güzel"

Kalbim, sanki göğsümün içinde biri beni kovalıyormuş gibi hızlandı. Her şeyi alıştırmadan aniden söylüyordu ve ben gerçekten hazırlıksız yakalanıyordum.

S: "Chan... Böyle şeyleri aniden söyleme"

C: "Neden?"

S: "Çünkü..."

Ne diyeceğimi bilmiyordum. Çünkü her söylediği şey kalbimin başka bir yerini ele geçiriyordu. Ve o zehir gibi tüm vücudumu, duygularımı yavaş yavaş kendisine ait kılıyordu. Tatlı bir zehir.. Gözlerimi kaçırarak önümde biriken kara baktım.

S: "Çünkü utanıyorum"

Chan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra ağır adımlarının kar üzerinde çıkardığı sesleri duydum. Duyduğum, bana yaklaşan her adım biraz daha vücudumun gerilmesine neden oluyordu.

Kolları belimin iki yanından uzanarak beni arkadan sardığında istemsizce nefesimi tuttum. Üzerimde kalın kabanım, başımda bere, ellerimde eldivenler vardı ama Chan'ın sıcaklığı yine de bütün katmanların arasından geçip tenime ulaşmayı başarıyordu.

Çenesi yavaşça omzuma yerleştiğinde, eksilere inmiş yavaya rağmen sıcaktan terlemek üzereydim. Bana yaptığı her ufak temas, ona bağımlı olacağım kadar çok hoşuma gidiyordu.

C: "Böyle sırtına sarılarak söylesem, yüzüne bakmadan. Yine utanır mısın?"

S: "Evet"

C: "O zaman söylemeye devam edeceğim"

Kıkırdamamı engelleyemedim. Utandığımı söyleyerek onun eline, benimle eğleneceği bir koz vermiştim sanırım..

S: "Sen gerçekten çok sinir bozucusun"

Dediklerimin aksine, kollarının arasından çıkmak yerine sırtımı göğsüne biraz daha yasladım. Chan da bunu fark etmiş olacak ki beni biraz daha kendisine çekti. Kalın kabanımın üzerinden bile onun kalp atışlarını hissedebiliyordum.

Gecenin sessizliği, karın sesi ve birbirimize karışan nefeslerimiz dışında hiçbir şey yoktu. Bu anın tadını çıkarırken Chan'ın kollarından biri belimden ayrıldı.

Büyük eli yüzüme doğru yükseldiğinde gözlerimi kırpıştırarak başımı çevirip ona baktım. Eldivenli parmaklarımla kapattığım ellerimin aksine, onun çıplak parmakları kışın soğuğuna hiç aldırmıyordu.

Baş parmağını yanağımın üzerinde yavaşça gezindirdi. Sıcacık parmakları, üşüyen yüzüme o kadar iyi gelmişti ki, mayışarak gözlerimi kırpıştırdım.

C: "Burnun soğuk"

S: "Senin yüzünden gecenin bir yarısı dışarıdayım"

C: "Buna ben neden olduysam, ben de ısıtmalıyım"

Ne yapacağını anlamadığım için kaşlarımı çattığımda yüzüme biraz daha yaklaştı. Önce burnunu benim burnuma hafifçe değdirdi. Sonra dudaklarını usulca burnumun ucuna bastırdı.

Sadece küçücük, sıcak bir öpücük... ama bütün vücudumun içinden kelebekler uçuşmuş gibi hissetmeme yetmişti.

Vücudum huzurla gevşediğinde bu ana çok kapılmamak adına gözlerimi kocaman açarak ona baktım.

C: "Üşümüş küçük burnu ısıtma operasyonu"

Dudaklarımı birbirine bastırarak gülümsediğimde sanki çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi kızardığına emin olduğum burnumu süzmüş, sonra dolgun, sıcak dudaklarını tekrar burnuma bastırmıştı.

C: "Şimdi oldu artık daha sıcak."

Yanaklarımın da burnum kadar kızardığına emindim...

S: "Sen beni bilerek utandırıyorsun"

C: "Evet."

Bu kadar rahat kabul etmesi karşısında gülmemek mümkün değildi. Başımı göğsüne yasladım. İyice göğsüne, kaslı kollarının arasına sığındım. Burada uyumayı çok isterdim..

S: "Çok kötüsün"

C: "Ama yine de beni seviyorsun değil mi?"

Bu kez gülümsemem dudaklarımda dondu. Başımı yavaşça göğsünden kaldırdım ve normale dönen gözlerine baktım.

Chan'ın yüzündeki gülümseme de kaybolmuş, aniden ciddileşmiş ve mimikleri sertleşmişti.

Bir anda bütün neşesi sessizliğe dönüşmüştü sanki. Cevabım onun için, bizim için gerçekten önemliydi.

Ben ise uzun zamandır kendi içimde dönüp duran o kelimeye ilk kez bu kadar yakındım.

Seviyor muydum?

Evet. Kesinlikle..

Onun sesini duyduğumda kalbimin hızlanmasını, yanımda olmadığında sıcaklığını aramamı, elimi tuttuğunda kalbimde oluşan sıcaklığı..

S: "Seni Seviyorum Chan"

Bu cümleyi söylediğim anda içimde bir şey kalbimde bombalar patladı sanki. Sanki haftalardır adını koyamadığım bütün duygular, sonunda tek bir kelimenin içine sığmıştı.

Chan bana birkaç saniye boyunca hiç kıpırdamadan baktı. Mimikleri bile donup kalmıştı. Yüzünden mutlu mu, üzgün mü olduğunu anlayamıyordum.

Sonra yüzündeki ifade saniyeler içinde değişti.

Sanki dediklerimi şimdi anlıyormuş gibi. Öyle büyük, öyle içten bir gülümseme yayıldı ki yüzüne, kalbim yeniden hızlandı.

C: "Bir daha söyle"

Boğuk sesiyle konuştuğunda, kahkahalar eşliğinde gülerek başımı salladım.

S: "Hayır"

C: "Seungmin"

S: "Bir kere söyledim zaten"

C: "Bir kez daha duymak istiyorum"

Gülümseyerek başımı göğsüne yasladım. Öpücüklerinden uzaklaştığı için üşüyen yüzümü göğsüne bastırarak fısıltıyla konuştum.

S: "Seni seviyorum, seni çok seviyorum Chan"

Bu kez Chan hiç düşünmeden beni kollarının arasına aldı. Ayaklarım karın üzerinde hafifçe ona doğru kayarken yüzümü biraz daha göğsüne gömdüm. Kocaman kolları bedenimi tamamen sararken, başımın üzerinde hissettiğim sıcak nefesiyle birlikte yine onun sıcaklığına kapıldım.

C: "Ben de seni seviyorum, her şeyden, herkesten çok seni seviyorum Seungmin. Sadece sen"

Gözlerimi kapattım. İlk kez birinin sevgisinin içinde bu kadar güvende hissediyordum. Chan alnını başımın üzerine yasladığında gülümsedim. O kadar huzurlu hissediyordum ki..

C: "Seni bulduğum gün, sadece bir sürü bulacağımı düşünüyordum. Ama seni buldum."

Başımı kaldırarak çenemi göğsüne yasladım ve yüzüne baktım. Sırtımı okşayan dokunuşlarını hissediyordum.

C: "Ve artık başka hiçbir yerde olmak istemiyorum"

S: "Sürü kurabileceğin kaplanlarını bulsan bile mi?"

Chan hiç düşünmeden başını sallamıştı. İstemsizce gözlerim doldu. Bu duygunun, içimde bir süre sonra onu kaybetme duygusunun var olduğunu daha yeni anlıyordum.

C: "Onları bulmak istiyorum ama seninle birlikte Çünkü artık benim sürüm sadece bulacağım kaplanlardan oluşmuyor. Sen de varsın."

Boğazım öyle bir düğümlendi ki gözlerim biraz daha yaşardı. Ağlamayı sevmiyordum. Bu yüzden bu duygusal andan kendimi koparmak için parmak uçlarıma yükselerek dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım.

Sanki bunu bekliyormuş gibi belimi sıkıca sararak ayaklarımı yerden kesmiş ve dudaklarına ulaşmamı daha kolaylaştırmıştı.

Aniden alt dudağım onun dudaklarının arasına çekildiğinde, kollarımı kaldırarak sıkıca boynuna sardım ve öpücüklerine karşılık verdim.

Yine o kadar aceleci bir şekilde öpüyordu ki ona uyum sağlamak çok zordu. Alt dudağımdan sesli bir şekilde uzaklaşarak üst dudağımı kendi dudaklarının arasına aldığında, dudaklarımın arasından küçük bir mırıldanma kaçtı.

Bir anda yaz mı gelmişti.. yoksa duygularım kalbimde baharı yaşamama mı neden oluyordu...

____________________

Yok canım hepsi azgınlıktan. Boşuna edebiyat yapmaya çalışma. Kısa, öz ve net AZMIŞSIN

Bugün çok kötü bir gündü benim için.. biraz sarılın bana 🥺

Bölüm sonu

2 yorum