İçeriğe geç

The White Tiger

Bölüm 16 · 5 dk okuma

The White Tiger

Bölüm 16

Benimsin

İyi Okumalar 🦋

______________

Chan, sabah uyanır uyanmaz, yüzünü soğuk suyla yıkayıp, dağınık saçlarıyla kulübenin önünde Seungmin'i bekliyordu.

Eta'sı ona, sabah birlikte kahvaltı yapacaklarına dair söz vermişti. Bu yüzden gözlerini açar açmaz evin dışına çıkmış, orada Seungmin'i bekliyordu.

Artık güneşli havalar tamamen bitmişti. Soğuk ve kasvetli havalar, kışın çok yakın olduğunu haber ediyorlardı.

Genç Kaplan, burnuna dolan tanıdık kokuyla, bakışlarını etrafta gezindirmiş ve ona doğru gülümseyerek gelen küçüğünü gördüğünde derin bir iç geçirmişti.

Buraya geldiğinde amacı sadece yaşayabilecek bir topluluk bulmasıydı. Kesinlikle geldiği bu yerde hayatının anlamını bulacağını, bu denli derin duygular yaşayacağını hayal dahi etmemişti.

Öylece içi gider bir şekilde adım, adım ona yaklaşan tatlı surata bakıyordu. İkisi de sadece gece uyurken ayrı kalmışlardı ama, şu an birbirlerine kavuşmak için can atıyorlardı.

"Seungmin!"

Seungmin, kendi ismini duyduğunda, adımlarını durdurmuş ve arkasına bakarak, uzaktan ona el sallayan tanıdık bedene bakmıştı.

S: "Minjun hyung!"

Seungmin'in yüzündeki gülümseme, Minjun'a doğru birkaç adım daha atmasıyla büyümüştü. Minjun da Seungmin'in kendisine doğru geldiğini görünce gülümseyerek elini kaldırdı.

Üzerindeki kalın montun yakasını biraz daha boynuna çekmiş, soğuk havaya rağmen tek başına yürüyerek gelmişti. Komşu sürünün deltasının buraya kadar gelmesi artık kimseyi şaşırtmıyordu.

İki sürü arasında yıllardır süren sessiz bir anlaşma vardı. Birbirlerinin sınırlarına saygı gösteriyor, gerektiğinde birbirlerini koruyor ve ellerinde olmayan şeyleri ticaret yoluyla birbirlerinden alıyorlardı.

Bugün de Minjun'un geliş sebebi belliydi. Ama Chan için Minjun'un neden geldiğinin hiçbir önemi yoktu. Onun gördüğü tek şey, kendi Eta'sının başka bir adama gülümsemesiydi.

Genç kaplanın yüzündeki yumuşak ifade, Seungmin'in Minjun'a doğru attığı her adımla biraz daha sertleşmişti. Az önce küçüğünü uzaktan gördüğü için içinde kabaran o sıcak mutluluk, yerini anlamlandıramadığı garip bir huzursuzluğa bırakmıştı.

Burnuna dolan yabancı koku, içgüdülerinin daha da kontrolden çıkmasına neden olmuştu. Chan, kaşlarını hafifçe çatarken olduğu yerde birkaç saniye daha dikildi.

Minjun kimdi? Seungmin neden ona böyle gülümsüyordu? Ve en önemlisi de neden Seungmin onun yanına bu kadar yaklaşıyordu?

Kaplanın kalbi kıskançlıkla kabardığında, sonunda olduğu yerde duramamıştı. Hızlı adımlarla ikisinin yanına doğru ilerledi.

S: "Geleceğini bilmiyordum."

Minjun, Seungmin'in karşısında durduğunda gülümseyerek başını salladı.

"Joon hyungdan ilaç almam gerekiyor. Geçen hafta gönderdiğimiz malzemelerin karşılığında hazırlayacağını söylemişti."

S: "Aa, evet! Hatırladım. Babam dün akşam ilaçları hazırlıyordu zaten"

"O zaman yine zamanında yetişmişim."

Tam o sırada Seungmin'in arkasından gelen ağır ayak sesleri ikisinin konuşmasını bölmüştü. Seungmin, daha arkasına dönmesine bile gerek kalmadan kimin geldiğini anlamıştı.

Kendisini birkaç adım geride bekleyen kaplan, artık yanlarına ulaşmıştı. Seungmin istemsizce gülümserken Chan hiçbir şey söylemeden doğrudan onun yanına geçmişti. Öyle ki aralarında neredeyse hiç mesafe bırakmamıştı.

Seungmin'in omzu kendi koluna değiyor, sıcak bedeni soğuk sabah havasında küçüğünün yanında adeta bir duvar gibi duruyordu.

Minjun, Chan'a kısa bir bakış attı. Daha önce Joon'un sürüsünde böyle birisiyle karşılaşmadığı için ona garip bakıyordu.

Minjun, bakışlarını tanımadığı uzun bedenden alarak elini Seungmin'e doğru uzattığında ise Chan'ın bütün vücudu bir anda gerilmişti.

"Gelir gelmez iş konuştuk. Uzun zaman oldu. Nasılsın bakalım?"

Seungmin de beklemeden elini uzatmak üzereydi. Ama ondan önce Chan'ın büyük eli ikisinin arasına girmişti bile.

Minjun'un uzattığı eli kendi avucunun içine alan Chan, hiçbir açıklama yapmadan onunla tokalaşıyordu. Üstelik Minjun'un surat ifadesine bakılırsa Chan, onun elini sertçe sıkıyordu.

Seungmin'in gözleri büyümüş, Minjun ise şaşkınlıkla Chan'a bakmaya devam etmişti. Chan ise sanki dünyadaki en normal şeyi yapıyormuş gibi Seungmin'in yanına tekrar yaklaşmıştı, tuttuğu eli bıraktıktan sonra.

C: "İyiyim"

Seungmin birkaç saniye boyunca konuşmadı, daha doğrusu konuşamadı. Eğer dudaklarını aralarsa kahkahalara boğulacaktı. Chan onu bariz bir şekilde kıskanıyordu ve bu hali çok tatlıydı.

Chan'ın yaptığı şey o kadar barizdi ki. Üstelik yüzündeki ciddi ifadeyi korumaya çalışması, durumu daha da komik hale getiriyordu. Seungmin başını eğerek gizlice gülümsedi.

Minjun da olanları anlamış olacak ki hafifçe anladığını belli eder bir şekilde kaşlarını kaldırdı.

"Sanırım tanışmadık"

C: "Chan"

"Minjun"

...

S: "Kış geldiği için, babam en çok ihtiyacınız olacak ilaçları hazırlamış"

Seungmin, masanın üzerinde duran kutuyu gösterdiğinde, Chan da, Minjun da eğilerek kutuya bakmışlardı. Tüm yol boyunca, genç kaplan, eta'nın dibinden ayrılmamıştı.

Seungmin, Chan'ın bu yönünü ilk kez görüyordu. Onun ne kadar kıskanç birisi olduğunu daha yeni anlamıştı.

"Neler olduğunu anlatabilir misin. Her zamanki gibi ezberlemeye çalışacağım"

Eta, başını onaylar anlamda salladığında, Minjun ona doğru biraz daha yaklaşmıştı. Hem kolinin içindeki ilaçları daha rahat görebilmek için, hem de dikkatle anlatılanları dinlemek için.

Ama onun bu hareketini gören kıskanç kaplan da Seungmin'e biraz daha yaklaşmış ve neredeyse göğsünün onun sırtına çarpmasına neden olmuştu.

Minjun da Chan'ın kıskançlığının farkındaydı ve Seungmin bu yüzden daha da utanıyordu. Chan kendi halinde, hiçbir şey fark ettirmediğini sansa da net hareketleri onu ele veriyordu.

S: "Üzerine kırmızı bant yapıştırdıklarımız ateş için, yeşil olanlar öksürük, mavi olanlar ise çocuklar için vitamin"

Seungmin, sırtındaki sıcaklığı düşünmemeye çalışarak hızlıca her şeyi anlatmıştı. Delta, anladığını belli eder bir şekilde başını sallayarak, deminden beri gözüne kestirdiği ilacı aldı eline.

Elinde tuttuğu sarı bantlı ilaç kutusunu Seungmin'e uzatarak, önce onun dibine giren Chan'a sonra ise Seungmin'e dikti bakışlarını.

"Bu ne için?"

Eta, ilaç şişesinin üzerini okumak için elini deltanın eline uzatmıştı şişeyi almak için. Lakin belinde hissettiği dıcak dokunuşlarla saniyelik olarak eli havada duraksadı.

Bakışlarını indirerek beline sıkıca sarılan, gerginlikten damarları belli olan ele baktı. Sonra ise fazla oyalanmadan hemen ilacı alarak babasının yazdığı içeriği okudu.

S: "Bu ilacı babam eşiniz için yaptı. Sabah bulantılarını durdurmaya yardım edecektir"

"Gerçekten baban harika bir insan"

Minjun mutlulukla, hamile eşi için hazırlanmış ilacı alarak gülümsemişti. Seungmin ise aslında bunu bilerek vurgulamıştı.

Kıskanç kaplanı biraz da olsun sakinleşsin diye..

Ama bu kaplanların doğasında vardı. Bir kişiyi sevdilerse onları herkesten, her şeyden kıskanırlardı. Sürekli temas etmek, sürekli onun yanında olmak isterler. En önemlisi de kimseyle paylaşamazlardı.

S: "Başka bir şey ihtiyacınız olursa iletmeniz yeterli"

Delta memnun bir şekilde gülümseyerek başını sallamış ve yüzündeki sırıtmayı indirmeden, Seungmin'in beline, korumacı bir şekilde sarılı olan ele bakmıştı.

"Teşekkürler. Bizler de yardım için hep yanınızda olacağız. Bay Joon'a selam söylersin"

Minjun ilaç kutusunu kaparak, kapıya doğru adımladığında Seungmin da harekete geçmişti onu yolcu etmek için.

Attığı her adımda, onu takip eden adımlar ve beline sıkıca sarılan kol ile birlikte tabii ki.

Delta, mutlu bir şekilde el sallayarak sağlık ocağından uzaklaştığında Seungmin hızla kapıyı kapatarak Chan'a doğru dönmüş ve sinirle kaşlarını çatmıştı.

S: "Beni ne kadar utandırdığının farkında mısın?!"

Chan ise umursamaz bir şekilde omuzlarını kaldırarak sırıtmış ve ince beli biraz daha sıkı sararak sert bir şekilde küçüğünü kendisine doğru çekerek göğsüne çarpmasını sağlamıştı.

C: "Artık benimsin"

_________________

Dark CEO mafya Chan: Benimsin!

Pink uke, fakir, mal ama gururlu Seungmin: BEN KİMSENİN DEĞİLİM. HELE SENİN HİÇ DEĞİLİM!

İyi değilim arkideşlar 😔📦🐥

Bölüm sonu

4 yorum