İyi Okumalar 🦋
________________
~Seungmin~
O gece meydandaki sofradan sonra eve döndüğümde vücudumun her zerresinde tatlı bir yorgunluk vardı. Gün boyunca koşuşturmuş, yemek hazırlamış, insanlarla ilgilenmiş, bu yetmezmiş gibi gece sonuda Sijae'nin evibi temizlemiştik.
Yatağıma uzandığım an gözlerimin kapanacağını biliyordum ama yine de zihnim susmak bilmiyordu. Gün boyunca yaşanan her şey birer, birer aklımdan geçiyordu.
Chan'ın herkesin içinde sessizce oturup yemeğini yemesi, teyzelere yardım etmesi, sürüyle kaynaşması ve en önemlisi de bütün gün beni takip etmesi...
Dudaklarım istemsizce kıvrıldığında yüzümü yastığıma gömdüm. Sanki gerçekten genç bir kaplan değil de peşimden ayrılmayan kocaman bir köpekcik sahiplenmiştim.
Ne kadar garip bir düşünce olduğunu fark ettiğimde hafifçe güldüm ve gözlerimi kapattım. Birkaç dakika içerisinde bütün düşüncelerim birbirine karışmış, sonunda da derin bir uykuya dalmıştım.
Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Lakin gecenin sessizliğini bölen garip bir sesle gözlerimi aralamıştım. Tıkırtı sesi ilk başta çok azdı ama bir süre sonra beni tatlı uykumdan kaldırmaya yetmişti.
İlk başta rüya gördüğümü düşündüğüm için gözlerimi tekrar kapatmaya çalıştım. Ama aynı ses ikinci kez duyulduğunda, uykunun ağırlığı bir anda üzerimden kalkmıştı.
Gecenin köründe aniden uyandığım için kalbim hızla çarpmaya başladığında nefesimi tutarak karanlık odaya baktım.
Ay ışığı pencereden içeri süzülerek odanın zeminine soluk bir ışık bırakıyordu. Gözlerim karanlığa alışmaya çalışırken yatağımın hemen yanında duran iri gölgeyi fark etmemle bütün bedenim gerilmişti.
Nefesim boğazımda düğümlendi. Resmen çığlık atmamak için kendimi zor tutmuştum. Chan dizlerinin üzerine çökmüş, yatağımın dibinde öylece beni izliyordu.
Maviye çalan gözleri ay ışığını sönük bırakıyordu resmen, karanlığın içinde iki küçük yıldız gibi parlıyordu. Beyaz saçları yüzünün üzerine hafifçe düşmüş, iri ellerini dizlerinin üzerine bırakmıştı. Hiç kıpırdamadan bana bakıyordu.
İrkilerek yatakta doğrulduğumda kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atmaya başlamıştı. Gerçekten çok korkmuştum.
S: "Chan?"
Herkesin uyuduğunu bildiğim için sesim istemeden fısıltıya dönüşmüştü. Chan ise başını hafifçe yana eğmişti. Sanki korkmamın nedenini anlamaya çalışıyordu. Sanki her şey normaldi de ben öylesine korkmuşum gibi.
S: "Burada ne yapıyorsun?"
C: "Sabah olmasını ve uyanmanı bekliyorum"
Bu kadar sakin söylemesi, benim daha da gerilmeme neden olmuştu. En azından geceleri peşimden ayrılması ve azıcık da olsa uyuması gerekiyordu. Onu, hayvani alışkanlıklarından uzaklaştırmam gerekiyordu.
S: "Gece yarısı insanların odasına girip onları izlemek doğru değil."
Kaşlarımı çatarken yorganı biraz daha üzerime çektim. Gece yorgana sarılıp, tatlı tatlı uyumak varken nasıl uyanık kalabiliyordu ki?
S: "Chan, burası benim odam. Senin kulübede olman gerekiyor."
Bunu söylediğimde yüzündeki ifade bir anda değişmişti. Gözleri birkaç saniyeliğine benden uzaklaşmış, yatağın kenarına doğru kaymıştı. Az önceki o sakin ve kendinden emin görüntüsü gitmiş, yerine ne yapacağını bilemeyen biri gelmişti sanki.
C: "Ama orada sen yoksun"
Kalbim bir anda tuhaf bir şekilde göğüs kafesimde patladı sanki. Birkaç saniye boyunca ne söyleyeceğimi bilemeden ona baktım. Kalbim atmıyordu küçük gümbürtüler çıkarıyordu resmen.
S: "Benim orada olmam gerekmiyor ki"
C: "Benim için gerekiyor"
Dudaklarım şokla, istemsizce aralandı. Chan'ın gözleri tekrar benimkileri bulduğunda, yüzündeki ifade o kadar açık ve savunmasızdı ki ona kızmak bir anda imkansız hale gelmişti.
C: "Bugün herkes vardı. Sesler vardı, kokuları vardı, sürü vardı."
Son kelimeyi söylerken sesi diğerlerinden daha yumuşak ve kısık çıkmıştı. Belki uzun cümleler kurarak kendisini açıklamak konusunda iyi değildi ama ben onu anlıyordum..
C: "Uzun zamandır böyle bir yerde bulunmadım"
Göğsümün içinde garip bir sıcaklık yayılmaya başladığında bakışlarımı ondan kaçırdım. Çünkü gözlerine bakmak, beni daha da çıkmaza sokuyor, büyük bir boşlukta yuvarlanmama neden oluyordu.
C: "Ama herkes gittikten sonra yine yalnız kaldım"
O an Chan'ın neden burada olduğunu anlamıştım. Sadece beni görmek için gelmemişti. Yalnız kalmaktan korktuğu için gelmişti. Tekrar yalnızlığa mahkum edilmekten korkuyordu.
Her şeyini kaybetmekten korkuyordu. Beni bir an bile gözünden bırakırsa bir daha bulamayacakmış gibi hissediyordu. Belki de hayatı boyunca o kadar çok sessizliğe maruz kalmıştı ki, artık sessizlik onu korkutuyordu. Kendimi toparlayıp, başımı kaldırdığımda hala bana bakıyordu.
C: "Senin yanında yalnız hissetmiyorum"
Kalbim bir kez daha sertçe vurdu. Sanki göğsümün içinde küçük kalbimin kanatları çıkmıştı ve durmadan birbirine çarpıyordu.
C: "Bunu açıklayamıyorum"
Gözleri yüzümde gezindi. Birkaç saniyeliğine bakışlarını aşağı indirdi ve düşünmeye çalıştı. Bu hali çok tatlıydı..
C: "Senin yanında olduğumda bedenim sakinleşiyor. Kokunu aldığımda etrafı düşünmüyorum. Uyurken bile seni arıyorum"
Nefesimi yavaşça içime çektim. Ama çektiğim nefesi bırakamıyordum sanki göğsümde sıkışıp kalmıştı. Bunları bu kadar doğrudan söylemesi beni hazırlıksız yakalamıştı.
C: "Sijae sana güvenmemi söyledi. Ben de güvendim ama artık sadece onun söylediği için yanında değilim."
O cümleyle birlikte bütün bedenim sessizleşmişti. Gerginlikten ellerim titrediği için, parmaklarımın arasındaki yorganı biraz daha sıktım.
C: "Kendim istiyorum"
Yüzümün ısındığını hissettiğimde yorganı biraz daha yukarı çektim. Sanırım yanaklarım kızarmıştı. Karanlık olduğu için görmemesini umut ettim ama kaplanların gece görüşünün fazlasıyla iyi olduğunu biliyordum.
S: "Chan..."
C: "Gitmemi istiyorsan giderim"
Bunu söylerken sesi o kadar sakindi ki içimde bir şeylerin sıkıştığını hissettim. Ben ona hayır diyemezdim. Lanet olsun ki aramızda farklı bir bağ vardı ve ben bunun çok iyi farkındaydım.
Ona mühürlenemezdim. Bir Eta olarak sadece kurtlara mühürlenebilirdim. Mühür kurtlara özel bir şey. Ya da ruh eşi olamazdık. Ama kalbimi esir alan bu duygular da neyin nesiydi böyle?
C: "Ama kalmamı istiyorsan burada kalmak istiyorum"
O an gözlerimi ondan kaçırmak istedim. Ama yapamadım. Gökyüzü kadar mavi olan gözlerinde kaybolana kadar süzülmeyi seçtim.
Mavi gözleri yine beni kendisine çekiyordu. Daha önce o gözlere baktığımda bunun yalnızca garip bir bağ olduğunu düşünmüştüm. Şimdi ise nedenini bilmediğim başka bir şey vardı.
Sanki o gözlerin içinde bana ait bir yer vardı... Ve bunu düşündüğüm anda kalbim, kendisini ele verircesine bir kez daha hızlanmıştı.
S: "Bu gece kal"
Sözler ağzımdan çıktığında ben bile şaşırmıştım. Chan'ın gözleri mutlulukla büyüdü. Sonra dudaklarının kenarları yavaşça kıvrıldı. Ve o küçücük gülümseme, nedense bütün geceyi aydınlatmaya yettimişti.
Daha fazla yatakta kalmak yerine, yorganı kaldırarak yataktan kalktım ve kapıya doğru adımladım. Chan da yine peşimden ayaklanmıştı.
S: "Salondaki dolaptan sana döşek alacağım sessiz ol tamam mı?"
Başını hemen onaylar anlamda sallamıştı. Parmak uçlarımda yürüyerek dolaba doğru adımladım olabildiğince sessiz bir şekilde.
Ben sessiz adım atmaya çalışırken, Chan rahat yürüyordu ve buna rağmen adımları sessizdi. Gerçekten bu konuda profesyoneldi.
Fazladan döşek, yastık ve yorganın bulunduğu dolabı açtım ve en üstte olan döşeği almak için parmak uçlarıma yükseldim.
Yünle doldurulmuş ağır yorganı kendime doğru çektiğimde gerçekten benden ağır olacağını hesaba katmamıştım.
İki elimle uzansaydım tutabileceğim şeyi, tek elimle kendime doğru çektiğim için ağırlığı yeterince taşıyamamıştım. Döşek düşmesin diye diğer elimi de onu tutmak için uzattığımda vücuduma yayılan sıcaklık yüzünden elim kaskatı kesilmişti.
Sırtımda hissettiğim kaslı vücudun sertliği yetmezmiş gibi bir de sıcaklığı beni gecenin soğuğunda cayır cayır yakmıştı.
Karnımdaki sıcaklığa anlam vermek adına bakışlarımı aşağı indirdiğimde belimi saran kocaman el, karnımın üzerinde duruyordu.
Sesli bir şekilde yutkunarak kendimi, sırtımdaki vücuda doğru biraz daha soktum. Düşünmek istemiyordum. Sadece bu yakınlık hoşuma gitmişti ve devam etmek istemiştim.
Sırtımı kaplayan vücudun gerildiğini hissettiğimde sırıtarak burnumdan derin bir nefes almaya çalıştım.
Chan, tek elini benim belime sararak üzerime abanıyor, diğer eliyle de düşmek üzere olan döşeği tutuyordu.
Ne kadar süre öyle kalmıştık bilmiyordum ama artık boynuma ve kulaklarıma kadar yandığımın farkındaydım.
Chan'ın bu yakınlığı bitirmeyeceğini bildiğim için elimi, karnımın üzerinde duran kocaman elin parmaklarına sarmaya çalışarak onu oradan uzaklaştırdım.
S: "Döşeği al ve odaya gel"
_________________
Accık sarışsaydınız yaaaa
Neysem az kaldı yakında si-sarışırlar 🤔😋


