İçeriğe geç

The White Tiger

Bölüm 11 · 6 dk okuma

The White Tiger

Bölüm 11

Aile sevgisi

İyi Okumalar 🦋

_______________

~Seungmin~

Tüm yolu, Chan'ın peşinde koşarak, ona yetişmeye çalışarak geçirmiştim. Yavaş adımlar atıyordu ama yine de ona yetişmem için neredeyse koşmam gerekiyordu.

Sonunda sağlık ocağının önüne geldiğimizde durmuştu. Eğilerek ellerimi dizlerime yasladım ve nefeslenmeye çalıştım. Bugün güneş biraz tepede olduğu için hava da sıcaktı.

S: "Bilerek hızlı yürüyorsun dimi!"

Nefes nefese kalmış bir şekilde çıkıştığımda arkasına dönerek sırıtmıştı. Belimi dikleştirerek ellerimi belime yasladım ve kaşlarımı çattım.

C: "Peşimden bana yetişmeye çalışan "pıt pıt" ayak seslerini duymak keyifli"

Gözlerimi devirerek onun önüne geçtim ve kulübenin kapısını açarak içeri geçtim. Sağlık ocağında yine her zamanki gibi yardıma ihtiyacı olanlardan çok, başımın belası olan ikili vardı.

IN: "Geldi ormandan kendisine yavru köpek sahiplenirmiş gibi, yetişkin, 200 kilo ağırlığında bir kaplan sahiplenen Seungmin"

Jeongin yine sivri, alaycı dilini kullandığında gözlerimi devirerek kulübeye geçtim. Çok geçmeden de Chan peşimden gelmişti.

Sanki az önce onun adımlarına yetişmek adına koşan taraf ben değilmişim gibi, şimdi benim küçük adımlarımı takip ediyordu.

Etrafta birileri olduğunda sanki başka birisine dönüşüyordu. Ama benim yanımda.. tamamen farklı oluyordu.

C: "267 kiloyum"

Chan, Jeongin'in yanlışını düzelttiğinde hepimiz gözlerimizi sonuna kadar açarak ona bakmıştık. Hiç şaka yapıyormuş gibi gözükmüyordu.

J: "Seungmin bizim kurtlarımız 70 kilo bile değil. Adam bizi ara öğün niyetine yer"

Jisung, güya bu dedikleri duyulmayacakmş gibi fısıldayarak konuşmuştu. Lakin hepimiz her şeyi duyuyorduk ve farkındaydık.

Ben, susması için ona gözlerimle işaret ettiğimde, dişlerini göstererek gergin bir şekilde gülümsemiş ve başını yukarı kaldırarak, arkamda dikilen, uzun boylu bedene bakmıştı.

J: "Şey acaba sakıncası yoksa şu an kaç kilosunuz acaba. Yani maşallah çok fit gözüküyorsunuz yanlış anlamay-"

C: "83"

Chan, yine düz ve normal bir şekilde konuşmuştu. Jisung'un bu yaptığı çok ayıptı. Ama artık çocukluktan beri onu tamıyordum. Onun için ayıp yoktu. Kafasını kurcaladıysa soracaktır o soruyu.

S: "Chan seni arkadaşlarımla tanıştırayım. Jeongin'i zaten tanıyorsun"

Elimle turuncu saçlı bedeni işaret ettiğimde Jeongin kollarını önünde birleştirerek kaşlarını çatmıştı. Kabul ediyorum ilk tanışmaları pek de hoş olmamıştı..

S: "Ve Jisung. Benim çocukluk arkadaşım. O da kurt soyundan geliyor ve bir Omega"

Bakışlarımı Chan'a doğru çevirdim onun tepkisine bakmak için. Öylece gözlerini dikmiş Jisung ve Jeongin'e bakıyordu.

S: "Felix nerede?"

Gergin ortamı yatıştırmak adına konuştuğumda sonunda herkes birbirine bakmayı kesmişti. Gelir birazdan herhalde.

Ben, Felix ve Jisung babamın yanında eğitim alıyorduk. Onun işlerine yardım ederek biraz da olsun hekimliği öğrenmeye çalışıyorduk.

Jeongin ise sürümüzün koruyucu meleği gibi bir şeydi. Yıllar önce sürümüzün panterleri habercilik ve keşif görevini yapıyorlardı.

Ama yaklaşık beş sene önce Changbin hyung, ormanda kontrol için gezerken yaralı bir tilki buluyor.

İşte o günden beri Jeongin, sürümüzün ilk ve tek tilki soyundan gelen üyesi. Ve aklı sadece kas, yemek ve strateji için çalışan Changbin hyunguma aşkı öğreten kişi.

Onların ilişkisine hep hayran kalmışımdır. Bizim sürümüzde farklı türlerin ilişki yaşaması, evlenmesi sorun değildi. Babam sürüde bunu sorun etmiyordu.

Hatta hayvan ve kurt soyundan gelen insanların hepsinin barış içinde yaşadığı ilk sürü bizim sürümüz olmuştu.

Ama bazı sürülerde farklı türlerin ilişki yaşaması kesinlikle yasaktı. Çünkü sürüyü ayakta tutan şey üremekti ve eğer farklı türler evlenirse çocukları asla olmaz. Bu da sürünün sonu demekti.

Ama neyse ki bizim sürümüz büyük bir sürü olduğu için böyle bir yasak olmadan herkes mutluluk içinde yaşıyordu. Hatta sürümüz her geçen gün büyümeye devam ediyordu.

IN: "Felix annesine yardım ediyordu. Birazdan gelir"

Başımı onaylar anlamda salladım ve tekrar arkamda dikilen bedene bakarak, bakışlarımı arkadaşlarıma çevirdim.

S: "Bugün hava güzel. Herkese haber verip yemeği meydanda yesek olur mu? Yardım eder misiniz bana?"

Gözlerimle, arkamda dikile bedeni işaret ettim konuşurken. Zaten arkadaşlarım hemen beni anlamışlardı.

Bazen tüm kasaba toplaşarak meydanda uzunca bir masa kurar ve hep birlikte yemek yerdik. Herkes evinde ne pişirdiyse getirir ve günün sonunda bir ton yiyeceğimiz ve güzel anılarımız olurdu.

Chan'ın burada ilk günü ve kasabada Sijae'den sonra ilk beyaz kaplan oydu. Bu yüzden onun da buranın ortamına ve insanlarına alışmasını istiyordum. Onun da sürü sıcaklığını hissetmesini istiyordum.

Arkadaşlarım sırıtarak beni onayladıklarında ben de kocaman gülümseyerek diyeceklerime devam ettim.

S: "Bir de bana Sijae'nin kulübesini temizlemekte yardım eder misiniz? Chan artık orada kalacak"

...

Son tabağı da eğilerek masaya yerleştirdiğimde, bana bakarak sırıtan Jisung'a göz devirdim ve arkama döndüm.

Gerçekten de yavru bir köpek sahiplenmiş gibiydim.. saatlerdir meydandaki masanın kurulmasına yardım ediyorduk ve Chan bir saniye bile peşimden ayrılmamıştı.

Attığım her adımda beni takip ediyordu. Başkalarıyla üç kelimeden fazla konuşmuyordu. Sanki peşimde hayalet varmış gibi hissediyordum.

Ona kızmak için arkamı dönmüştüm. Beni takip etmemesi için onu azarlayacaktım. Ama yüzüne baktığımda tüm sinirim uçup gitmişti.

Sinirimin geçmesine sinirlenerek tekrar ona arkamı döndüğümde Jisung hala sırıtıyordu.

F: "Hyunjin şu sandalyeleri doğru düzgün diz ya!"

Felix bağırdığında hepimiz ona doğru dönmüştük. Hyunjin hızlı olsun diye sandalyeleri, gelişigüzel diziyordu. Ama Felix düzensiz olduğu için sinirleniyordu.

Ve eminim Felix sinirlendiği için Hyunjin bilerek öyle yapmaya devam ediyordu. Onların her zamanki hali.. didişerek anlaşıyorlardı.

H: "Sakin ol kedicik. Ne bu sinir, stres. Daha mart ayına çok var"

Hyunjin'in dedikleriyle gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Benim aksime Jisung sesli bir şekilde gülmeye başlamıştı bile.

Felix, sinirli bir şekilde elindeki tabağı masaya fırlatarak pençelerini çıkarmış ve tırnaklarını sert bir şekilde Hyunjin'in göğsüne, kalbinin üzerine bastırmıştı.

Hyunjin'i bırak, ben bile gerilmiştim. Şu an Felix'in sivri tırnaklarının, Hyunjin'in etine battığına adım kadar emindim.

F: "Bir daha bana kedicik dersen, göğsünü deşer, kalbini söküp alırım! Anladın mı!"

CB: "Siz ikiniz yine mi kavga ediyorsunuz?"

M: "Bırak yesinler birbirlerini. Hyunjin'in bir kedi tarafından korkutulması hoşuma gidiyor"

F: "Minho hyung! Beni aşağılıyor musun sen!?"

Felix, boşta kalan elinin pençelerini Minho hyung'a gösterdiğinde, Minho ellerini teslim olur bir şekilde havaya kaldırarak başını sallamıştı.

Bizim için bu davranışlar komikti ve buna alışmıştık. Ama tüm bunlar Chan'a garip gele bilirdi. Bu yüzden arkamı dönerek onun tepkisine bakmak istedim.

Lakin onu orada görmeyince hemen paniklemiştim. Aslında normal olanı götümden ayrılmasıydı ama o kadar alışmıştım ki endişelenmeden edemedim.

Her tarafa bakınmama rağmen hala onu göremiyordum. Tam ismini seslenecektim ki aniden meydanın sonunda gözükmüştü iri bedeni.

Yemek kazanını taşıyan teyzelere yardım ediyordu. Bu haline gülümsemeden edemedim. Dışarıdan soğuk birine benziyordu. Hareketleri ve konuşma tarzı öyleydi. Lakin kalbi fazlasıyla temizdi.

Ama daha fazla onun ağır kaldırmasına izin veremezdim. Henüz yarası tamamen iyileşmiş değildi.

Daha fazla beklemeden onun yanına doğru koştum ve Minseo teyzeye selam vererek hızlıca elimi Chan'ın koluna sardım.

Yine azıcık dokunuşumla bile onun vücudunun sıcaklığı tüm bedenimi esir almıştı. Kolları aşırı sertdi..

S: "Ağır kaldıramazsın"

Bakışları bende değil, onun kolunu saran ellerimdeydi. Şu an ağır kaldırdığı için kolundaki kaslar daha da şişmişti. Bu yüzden kocaman kolunun üzerinde ellerim fazlasıyla küçük kalıyordu.

S: "Minseo teyze. Babam sana dinlenmeni, çok iş yapmamanı söyledi ama. Hemen bırakın size yardım etmelerini söyleyeceğim"

"Ama evladım her zaman bir araya toplanamıyoruz. Ben de birlikte yiyeceğimizi duyar duymaz bir kazan kimchi çorbası yaptım. En sevdiğinizden"

Gülümseyerek başımı salladım ve Chan'a kazanı yere bırakmasını işaret ettim. Sonunda ikisi de ağır kazanı tutmayı bıraktıklarında rahatlamıştım.

Kaoslu geçen hazırlıkların ardından sonunda herkes sofranın başına geçmişti. Sanırım bizim sürümüzü güçlü yapan şey kesinlikle duygulardı.

Kim olursak, hangi ırktan gelirsek gelelim hep tek amacımız birlikte güçlü olmaktı. Bu yüzden asla güçsüz düşmeyecektik buna emindim.

Senelerdir bu sürüde her zaman sevgiyi, sadakati hissetmiştim. Ve şimdi yanımda oturan, iştahla yemeğini yiyen kaplan da bunu hissediyordu.

Chan'ın vücudundan yayılan, bana enerji veren garip hir sıcaklık vardı. Ve bu gece yemekte bu sıcaklık daha da artmıştı.

Onun da kalbinin, seneler sonra sürü, aile sevgisiyle dolup taştığına emindim...

____________________

Bu ficde Felix ve Hyunjin çok iyi 🤭

Ama Minho Ve Jisung tamamen başka bir seviye 🤔

Bölüm sonu

4 yorum