İçeriğe geç

The White Tiger

Bölüm 10 · 6 dk okuma

The White Tiger

Bölüm 10

Büyük risk

İyi Okumalar 🦋

_______________

~Seungmin~

S: "İyileştikten sonra sana uygun bir iş de buluruz"

Çok sessizdi.. ona kasabayı gezdirmiştim, durmadan burayı anlatmıştım ama yaptığı tek şey dinlemek ve başını sallamaktı.

Beni takip eden adımlarını hissediyordum. Kesinlikle attığı adımların sesi duyulmuyordu. Sessiz hareket etme konusunda profesyoneldi ama ben yine de varlığını yakınımda hissediyordum.

Adımlarımı durdurarak bir adım geriye atmıştım ve onun yanına geçerek yanında adımlamaya başlamıştım. Böyle arkamdan beni takip etmesi garip hissettiriyordu.

S: "Nelerde iyisin? Ne tür bir iş uygundur senin için?"

Bakışlarını bana çevirdiğinde bu sefer irisleri mavi değildi. Gözleri çok hızlı renk değiştirdiği için hala alışamamıştım.

C: "Her şeyi yaparım"

Bu sefer başını sallayan taraf ben olmuştum. Tepeye varmak uzun sürdüğü için yol boyunca sürekli konuşmaya çalışmıştım, lakin anlaşılan o konuşmayı pek sevmiyordu.

S: "Güçlü gözüküyorsun. Köydeki ağır işlere yardım edebilirsin"

Dudaklarının arasından beni onaylar mırıltılar çıktığında, daha fazla konuşmaya çalışmadan adımlamaya devam ettim.

Yokuş çıkıyor olmak beni zorlasa da durmadan hızlı adımlar atıyordum hemen varmak için. Çünkü sessizce yürümek beni geriyordu.

Üstelik bir gün önce bir mağarada tanıştığım, beni kaçıran Kaplanla yürümek..

S: "Geldik"

Bunca yol gelmiştik asla yanımdan ayrılmamıştı ama "Geldik" lafını duyar duymaz beni geride bırakarak kayalığın üzerine çıktı ve tepenin altında kalan küçük ama huzurlu kasabamıza baktı.

Aniden, kayanın üzerine çökerek oturmuş ve bacaklarını aşağı doğru sarkıtmıştı. Buradan bakmak bile midemi ağzıma getiriyordu. Nasıl orada o kadar rahat bir şekilde oturuyordu anlamıyordum.

S: "Dikkatli ol çok yüksek"

Onun için endişelendiğimden, uyarır bir şekilde konuştum. Sesimi duyar duymaz başını bana doğru çevirerek maviye dönmüş irisleriyle bana baktı ve işaret parmağını, dolgun dudaklarına bastırarak susmamı işaret etti.

Şu sürü titreşimi mi iletişimi her neyse onu yapmaya çalışıyordu sanırım. Gözlerimi devirerek yorgunluktan kendimi çimenlerin üzerine bıraktım.

Neden bu tepe, neden burası, nasıl iletişim kuruyorlardı.. hiçbirini anlamıyordum. Anlamadığım o kadar çok şey vardı ki..

Sijae, Chan ile aramızda bir bağ olduğunu söylemişti. Onu ormanda ilk gördüğümde de garip hissetmiştim. Korkunç bir canavardan öte, tatlı yumuşak tüylü biriydi gözümde.

Ama işte bu bağın ne olduğunu çözemiyordum. Aramızdaki ilişkiye asla soy devamı olarak bakmayacaktım. Bir günde böyle bir karar almam mantıksız olur zaten.

Çocuğumuz olabilir gerçeğini bir kenara bırakarak aramızdaki bağı anlamaya çalışacaktım. Ne de olsa Chan buraya geldiğinde çocuktan haberi yoktu. İkimiz de bunun için bir araya gelmemiştik. Ama kaderin ne yazdığını zamanla görecektik.

C: "Olmuyor"

Chan'ın sesini duyduğumda, düşüncelerimden ayrılarak, ellerimi yumuşak çimenlerin üzerinden çektim ve başımı kaldırarak önümde dikilen iri bedene baktım.

S: "Sijae yıllarca yapmıştı. Nasıl bir şey bilmiyorum ama bence sen de başaracaksın. Pes edemezsin. Eğer dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan tüm beyaz kaplanlara ulaşa bilirsen, belki de sürüyü tekrar toplamayı başarırsın"

Dudakları memnun bir şekilde, ilk kez gülüyormuş gibi kıvrıldığında, gözlerim yanağında beliren çukura kaydı. Gülümsemek çok yakışıyordu ona.

Gözlerim gülüşünde takılı kalırken, yanıma çimenlere oturmuştu usulca. Sanki ondan bana ulaşan sıcak hava dalgası vardı. Yanıma yaklaştığında kalbim ısınıyordu.

Sıcak basıyormuş gibi bir duygu değil. Evindeymişsin gibi bir duygu..

C: "Sijae bile sadece 5-6 kişiye ulaşmıştı. Buradan dönüşü yok. Sanırım tarihe yazıldığımızı kabul etmenin zamanı geldi"

İlk kez bu kadar uzun cümle kuruyordu. Soyunu, sürünü kaybetmenin, tarihe karışıp, yok olmanın nasıl bir duygu olduğunu anlayamazdım.

Ama hayvani duyguları bu kadar yüksek olan bir türün, gözümün önünde bu kadar üzgün gözükmesi, ne kadar zor olduğunu anlamama yardım ediyordu.

Yanaklarımı şişirerek, bakışlarımı yanımda oturan bedenden alarak aşağıya doğru indirdim ve karnıma baktım.

Bizim sadece bir tane bebeğimiz olabilirdi. Ve sadece bir bebekle soyu kurtarmak imkansız bir şeydi.

Ama yine de umut sıfır değildi. Buna rağmen, dün gece sorduğu sorudan sonra ondan kaçtığım için bu konuyu tekrar açmıyordu.

Sanırım rahatsız olduğumu sanmıştı. Veya beni rahatsız ve sorumlu hissettirmek istememişti.

S: "Evet gerçek"

Dün sorduğu soruya şimdi cevap vermiştim. Ama anlamadığı için, benim gibi çimenlerle oynamayı bırakarak, normale dönmüş gözlerini yüzümde gezindirdi.

S: "Gece sormuştun ya bu gerçek mi diye. Gerçek. Çocuk olabilir"

Gözlerinin içindeki minik parıltıları görmek, kalbimin yüksek bir yerden düşüyormuşum gibi titremesine neden olmuştu.

Ama sonra o minik yıldızların hepsi birer birer sönüp gitmişlerdi sanki...

C: "Bu çok tehlikeli olmaz mı? Kurt soyundan gelen birisi için kaplan bir bebek dünyaya getirmek, onu aylarca karnında taşımak büyük risk olacaktır. Hem.."

Dudaklarından çıkan her sözcük, kalp ritmimi biraz daha arttırıyordu. Daha onu yakından tanımıyordum ama anladığım kadarıyla bu kadar uzun cümleler kuran birisi değildi.

Şu an kendisi de konuşurken ve bana açıklama yapmaya çalışırken zorlanıyordu. Lakin buna bakmayarak konuşmaya devam ediyordu.

C: "Hem ben bu yüzden burada değilim. En azından hayatımın geri kalanını güvendiğim birinin yanında geçirmek, bir sürüye sahip olmak için buradayım."

Konuşurken bana bakmıyordu. Öylece, uçsuz bucaksız ağaçların arasında gezindiriyordu bakışlarını. Oysa onun türünün göz teması kurmayı seven bir tür olduğunu biliyordum.

Yan profilini izlemeyi bırakarak bakışlarımı aynı onun gibi ağaçların arasında gezindirdim. Kısa bir süre sonra havalar hızlıca değişeceği için bir süreliğine bu canlı yeşilliği göremeyecektik.

S: "Ben Sijae'ye güveniyorum. Onun içgüdülerine, sürü bağına, bilgeliğine. Bizi bir araya getirdiyse bildiği bir şey vardır. Bu yüzden her şeyi zamana bırakalım. Ve.."

Omzumu yavaşça omzuna vurarak dikkatini üzerime çekmeyi becermiştim. Yan bir şekilde sırıtarak serçe parmağımı ona doğru uzattım.

S: "Ve önceliğimiz diğer kaplanlara ulaşmak olsun. Sürünü yeniden kazanmanda sana yardım edeceğime söz veriyorum"

Benim gibi gülümseyerek gazmelerinin ortaya çıkmasını sağlamıştı. Önce ona doğru uzattığım parmağıma, sonra da kendi eline baktı.

Elim uzunca bir süre havada kaldığı için söylediklerimde bir yanlış mı var diye düşünmeden edemedim. Bakışlarımı kendi elime indiridğimde ise..

Alnımda hissettiğim sıcak temasla irkilerek bakışlarımı, burnumun dibinde olan surata çıkardım. Sıcacık alnını, yumuşak bir şekilde alnıma bastırıyordu.

Onu ilk gördüğüm an gözlerimin önünden kayıp geçmişti. O gün de aynen yumuşak tüylü kafasını alnıma bastırmıştı.

C: "Bizde verilen sözler bu şekilde alınır. Sadece sözlerine güvendiğimiz kişiyle kurarız bu teması"

Kendi ırkına özel bir şekilde sözümü aldığında dudaklarım istemsizce kıvrıldı. Çok tatlı bir hareketti kalbim kıpır kıpır olmuştu resmen.

Gülümsememden cesaret alarak alnını alnıma sürttüğünde gıdıklandığım için kıkırdayarak geri çekildim. İri vücudunun altında çok tatlı bir kişilik yatıyordu.

Daha fazla kendimi kaptırmamak için zeminden destek alarak ayağa kalktım ve üzerimi temizleyerek elimi Chan'a uzattım kalkması için.

Bu sefer elimi sıkıca tutarak, maviye dönen gözlerini sinsi bir şekilde kısmış ve beni aniden yere çekerek yanına oturtmuştu.

Yere sert bir şekilde çarpan kalçam yüzünden mızmızlanarak, ayağa kalkan uzun bedene baktım. Gerçekten ayı gibiydi..

S: "Yardım eli uzatmıştım!"

Bu hareketine sesimi yükselttiğimde, yerde kalan bedenimi sırıtarak süzmüş ve arkasını dönerek yürümeye başlamıştı.

C: "Beni yerden kaldırman için 10 tane daha senden olması gerekiyor"

Tamam ağır ve iri olabilirdi ama benim yaptığım nezaket hareketiydi. Ve anlaşılan onun bundan haberi yoktu.

Arkasından gözlerimi devirerek ayağa kalktım ve tekrar üzerimde kalan tozu temizleyerek peşinden koşmaya başladım onun iri adımlarına yetişmek adına.

__________________

Hödük Chan?

Ama Seungmin ile sürekli uğraşıp onu tatlı bir şekilde kızdıran Chan çok tatlı offf 😭😭😭

Min’in babasını çok sevmişsiniz… öhm.. çok da sevmeyin 😂😂😂

Bölüm sonu

2 yorum