İyi Okumalar 🦋
_____________
İgnis Sarayı'nın dışındaki eğitim alanı, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hala sessizdi. Hyunjin bugün özel olarak eğitim alanının boş bırakılmasını, kimsenin gelmemesini emretmişti.
Geniş taş zemin, ısıyı emen koyu renkli toprakla kaplıydı. Hafif rüzgar, gökyüzünde kıvılcımlar gibi uçuşan volkanik kül tanelerini savuruyordu.
Bu, İgnis alev savaşçılarının eğitim alanıydı... ama bugün sadece bir Omega için hazırlanmıştı.
Felix ellerini iki yana açtı, gözlerini kısmıştı.
Parmak uçları titriyordu. İçinde bir şey... sanki göğsünün altında kaynıyor, kalbine sığmıyordu.
Hyunjin ise karşısında sessizce duruyordu.
Geniş omuzları güneşte parlıyor, gözleri dikkatle Felix'in hareketlerini izliyordu.
O sadece bir prens değildi, ateşi avuçlarıyla konuşturan, elementine hükmeden bir Alfa'ydı.
H: "Odaklanmaya çalışma,"
dedi Hyunjin yumuşak ama otoriter bir sesle. Bugün fazlasıyla tekrarlamıştı bu kelimeyi ama omega hala çok fazla kasıyordu kendisini.
H: "Sadece hisset. Gücün korkunla yarışmasın. Onu sevmen gerekiyor, kabullenmen"
Felix kaşlarını çattı. Yorulmuş ve azıcık sinirli bir şekilde dudaklarını büzerek konuştu.
F: "Ama... o şey... içimde hareket ediyor gibi. Bazen kalbimle birlikte atıyor, bazen de boğazıma kadar geliyor. Ama sadece orada duruyor. Nasıl kullanacağımı bilmiyorum ki."
Tam o sırada, ellerinden bir anda beyaz bir enerji yayıldı. Işık, dalga gibi genişleyerek zemine çarptı ve toprağın bir kısmını çatlatıp kristal gibi donuk bir hale gelmesini sağladı.
Omega gözlerini irice açarak geri adım attı. Nefesi göğsünü parçalayacak kadar hızlandı.
F: "Ne... neydi bu?"
Hyunjin hızla küçüğünün yanına gitti, korkuyla sarsılan bedenin kolunu tuttu zarifçe.
H: "Korkma. Sadece içindekinin dışarı sızmasına izin verdin. Henüz yönlendirmedin"
Felix'in gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.
Korku, yavaş yavaş yerini hayranlığa bırakıyordu. Çünkü tüm dikkati şimdi Hyunjin'in avuçlarında çıkan ateş kıvılcımlarına kaymıştı.
Alfa, parmaklarını yavaşça oynattığında alev sanki onun bir uzvuymuş gibi dans etmeye başladı.
H: "Senin gücün.."
dedi Hyunjin, Felix'in avuç içine uzun parmaklarıyla hafifçe dokunarak.
H: "saf ve kutsal. O ne bir element ne de bir silah. O... duygunun kendisi. Eğer onu yönlendirmek istiyorsan, önce kendi kalbini dinlemelisin."
Felix, gözlerini Hyunjin'in alevle oynayan parmaklarına kilitledi. Küçük bir gülümseme belirdi dudaklarında.
F: "Senin ateşin vücudunun bir parçası gibi"
Hyunjin gözlerini ona hayranlıkla bakan Felix'e dikti.
H: "Çünkü ben onu kontrol etmiyorum. Ona güveniyorum. Ateş, benimle birlikte yanıyor. Senin gücün de seninle birlikte çiçek açacak, Felix"
Felix, derin bir nefes aldı. Tekrar avuç içlerini açarak gözlerini sıkıca kapattı. Bu sefer endişeyle ne olacağını düşünmek yerine ruh eşini düşündü. Onun parmaklarıyla alevi nasıl dans ettirdiğini düşündü.
Ve o an... Kalbinden gelen sevgi, korku, merak ve biraz da Hyunjin'in cesaret veren sesi... Hepsi birleşti.
Avuçlarından bu kez zarif, cam gibi bir ışık yükseldi. Havada çiçek yaprağı gibi hafifçe süzüldü. Kristalimsi bir parıltıyla, Hyunjin'in alevlerinin içine karıştı.
Omega gözlerini açarak kendisi yaptığı bu güzel manzarayı izledi iri gözleriyle. Bir an... sanki iki element, birbirine dokundu. Ve birbirlerini kabul ettiler.
Hyunjin dondu kaldı. Bakışlarında bir hayranlık vardı. Felix'in gözleri yavaşça alevlerle ışığın birbirine sarılışını izliyordu.
H: "Gördün mü?"
dedi Hyunjin fısıltıyla. Sanki Omega'yı ve onun kutsal gücünü irkiltmek istemezmiş gibi.
H: "Seninle uyumlanmaya başladı."
Felix, kalbinde ilk kez bir sıcaklık hissetti.
Korkudan değil, Yükümlülükten değil.
Yalnızca... ilk defa olduğu kişi olduğu için.
F: "Peki ya bu güç... zamanla beni ele geçirirse?"
İlk kez güçleriyle tanışan birisi için bu denli endişelenmek gayet normaldi. Çünkü hala içindeki varlığı nasıl kontrol edeceğini bilemiyordu.
H: "Beni hatırla,"
dedi Hyunjin, hafifçe onun alnına dokunup, dağılan sarı tutamları okşayarak.
H: "Ben sana seni hatırlatırım."
Felix başını eğdi, Hyunjin'in eline dokundu.
İlk defa Hyunjin ona elini uzattığı için ya da içinden gelen bir dürtüyle değil, bilinçli bir güvenle...
Bu, onun kontrolsüz güçten çıkıp bilinçli bir taşıyıcı olmaya attığı ilk adımdı. Kendisini ve ruh eşi ile arasında olan bağı tanıdıkça her şey daha da güzel olacaktı.
Ve gökyüzünde, o an, hafifçe renk değiştiren bulutların arasında kısa bir çiçek yaprağı süzüldü. Altın gibi parlayan yaprak rüzgarların arasından akarak ikilinin birleşik ellerinin üzerine kondu.
...
Felix, Hyunjin'den eğitim alalı günler oluyordu. Ama hala içindeki gücü tanıyamıyor, kontrol edemiyordu. İlk başta bu ona eğlenceli gelse de kontrol dışında olduğu için şimdi daha çok korkutuyordu.
İgnis Sarayı'nın bahçesi, yine sabah güneşiyle parlıyordu. Turuncu sarmaşıklar duvarları tırmanmış, taş yolların kenarında lav çiçekleri açmıştı.
Felix, ince seramik bir çay fincanını iki eliyle tutarak verandadaki küçük masaya oturmuştu. Hyunjin'in yanında uyumayı reddettiği için pişmandı. Çünkü kaç gecedir doğru düzgün uyuyamıyordu bile.
Fincandaki çaydan yükselen buhar, gözle görünmeyecek şekilde omega'nın küçük burnuna dokunarak onu ısıtıyordu.
Felix, fincanı burnuna yaklaştırarak güzel çiçeklerin karışmış kokusunu ciğerlerine çekti. İşte tam o an çay fincanı çatırdadı.
Ve... fincanın etrafında havada süzülen, minik kristalimsi parçacıklar belirdi. Çayın içinden fışkıran zarif beyaz bir ışık, minik bir enerji dalgası gibi Felix'in etrafına yayıldı.
Omega gözlerini kırpıştırarak panik bir şekilde başını salladı. Artık bunun olmasından bıkmıştı. Güçleri içine sığmıyordu. Artık onları tamamen serbest bırakmak istiyordu. Ama bunu yaparsa beyni patlayarak parçalara ayrılacakmış gibi hissediyordu.
F: "Hayır ya... işte yine başlıyor"
Minik Omega, fincanı aceleyle bırakmaya çalıştı, ama parmaklarının arasından fırlayan bir kıvılcım masadaki şekerliği patlattı. Cam parçaları minik tıngırtılarla yere saçıldı.
Felix fincanı aceleyle masaya bırakarak gözlerini kapatıp ellerini sanki kendini kapatır gibi göğsüne bastırdı. Sanki böyle yaparsa o kontrol edilemez güçleri durdurabilecekmiş gibi.
Büyük, titrek bir nefes verdi.
F: "bu neden her gün daha da kötüye gidiyor ki"
Alfa ise birkaç dakikadır sessizce çay içen omegasını izliyordu. Onun hemen arkasındaydı.
Küçüğünün bu denli zorlanması onu da üzüyordu.
Felix'in güçlerinin öyle bir günde kontrol altına alınacak bir şey olmadığını biliyordu. Endişe dolu ama nazik adımlarla yaklaştı ruh eşinin yanına.
H: "Felix her şey yolunda."
Hyunjin'in sesini duyan beden hızla arkasına döndü ve tatlı ama sinirli gözüken bakışlarıyla alfasına baktı.
F: "Hayır değil! Sabah yastığım havaya uçtuğu için uyanmak zorunda kaldım, banyoda ayna çatladı, şimdi de çayı parçaladım! İnsan gibi çay bile içemiyorum!"
Gözlerinin kenarındaki parıltılar, bastırılmış gözyaşlarının işaretiydi. Ama bu kez ağlamak istemiyordu
Hyunjin sandalyesine oturan bedenin yanına çömeldi. Elini uzatıp parmaklarını Felix'in bileğine dokundurdu yumuşak bir şekilde.
Yavaş, sabırlı bir temas.
H: "Senin gücün... seni kontrol etmiyor. O sadece, senin duygularını okuyor. Endişelisin. Ve o da tepki veriyor"
Felix başını yere eğdi. Gözlerini kapatarak Hyunjin'in dokunuşlarını bileğinde hissetti. Ona fazlasıyla ihtiyacı vardı.
F: "Ama bu endişe geçmiyor ki. Ya bir gün istemeden birine zarar verirsem?"
Hyunjin, yüzüne dokunmak istermiş gibi elini kaldırdı ama duraksadı. O kadar güzel bir yüze sahipti ki dokunmaya bile kıyamıyordu alfa.
H: "Zaten bu yüzden seni yalnız bırakmıyorum. Beyaz çiçeğim. Her anını gözetlemek için değil, yanında olduğumu hissettirmek için."
Felix'in omuzları yavaşça gevşedi. Başını kaldırıp boncuk gözleriyle Hyunjin'e baktı.
F: "Bazen istiyorum ki bir sabah uyanayım ama eski Felix olarak. Yaramaz, hiçbir sorumluluğu olmayan başının çaresine bakamayan birisi. Ama sen de yanımda uyan.."
Omega'nın sesi sonlara doğru kısıldığında Hyunjin gülümsedi. Felix her ne kadar geçmişe gitmek istese de alfasını bırakmak istemiyordu. Onun yanında olmak istiyordu.
H: "Sana bir sır vereyim mi?"
Hyunjin, sarışının kulağına doğru yaklaşarak fısıldadı. Heyecanla yerinde kıpırdanan beden hemen başını hızlı hızlı salladı.
H: "Ben tam da o yaramaz Felix'i seviyorum"
Bu sözler, Felix'in kalbine beklenmedik bir sıcaklık bıraktı. Bir süre susup başını uzaklaştırarak Hyunjin'in gözlerine baktı.
Duygular birbirine karıştı, korku, umut, utanç... ama en derininde yavaş yavaş serpilen aşk hissi giderek büyüyordu, hem de fazlasıyla hızlı bir şekilde.
Alfa utangaç bebeğinin yüzüne daha fazla bakıp onu utandırmamak için ayağa kalkarak elini ona taraf uzattı.
H: "Gel. Bugün eğitimi boş verelim. Sana şehri gezdireyim"
Felix beklemeden elini Hyunjin'in eline sardı hızlıca. Artık içinde hiçbir tereddüt yoktu. Minik elleri utanç ve heyecanla biraz titriyordu. Ama sıkıca tutulduğunda sakinleşti.
İki birbirine ait ruh ele ele yürürlerken etraflarındaki çiçekler hafifçe parladı.
Felix fark etmedi bile, ama Hyunjin gördü. Ve sadece gülümsedi.
Çünkü güç... ancak kabul edildiğinde sessizleşir ve daha da derinleşirdi.
_________________
Çok meşgulüm. Bölümü kontrol etmeden atıyorum anlamsız cümleler olursa görmezden gelin alsöeldmdödld




