İyi Okumalar 🦋
_____________
Felix, büyüdüğü evde son gecesi olduğunun farkında olarak Sylva krallığının gece sessizliğine kaptırmıştı kendisini.
Odasının açık penceresinden sızan rüzgar küçük bedenini titretiyordu. Odadaki tek ses cırcır böceklerinin ve uzaktaki su değirmeninin gıcırtı sesleriydi.
Felix, yatağının ucunda dizlerini karnına çekmiş halde oturuyordu. Üzerine giydiği ince keten sabahlığın kollarıyla ellerini sımsıkı sararken, gözleri bir noktaya sabitlenmişti.
Günün yorgunluğu vücuduna işlemişti ama zihni hala kelimelerin altında eziliyor, kurtulmak için kıvranıyordu.
Kutsal ruh.. kalp çiçekleri.. çocuk.. ruh eşi..
Hepsi küçük bedeni için o kadar büyüktü ki, tüm bu şeylerin altında kendisini karınca kadar küçük, savunmasız ve kırılgan hissediyordu.
Kapı sessizce açıldığında gıcırdayan tahtanın sesine taraf çevirdi bakışlarını. Kırmızı sabahlığını üzerine gevşek bir şekilde geçirmiş Hyunjin ile kesişti gözleri.
Alfa'nın yüzündeki ifade dikkatli ve sabırlıydı.. Adımlarını sessizce attı. Bir baskıdan ziyade, izin istermiş gibi.
Felix burada kaldığı için Hyunjin de onunla kalmayı seçmişti sabah saraya birlikte dönmek için. Küçük yaramazın tekrar kaçmasından korkuyordu.
Sylva kraliçesi sarayda kalmalarını önerse de Felix evde kalmak istiyordu. Bu yüzde annesi aceleyle oda hazırlamıştı prens için.
Felix, gözlerini odaya giren bedenden kaçırsa da kendisi kaçamadı. Çünkü Hyunjin odaya girdiği an içindeki tüm duvarlar yıkılmıştı.
Alfa'nın sessizliği, Omega'nın kalbindeki karmaşayı dinliyordu usulca..
Hyunjin bir şey söylemeden yavaşça pencerenin yanına gitti, ellerini pencerenin pervazına koydu ve dışarıya baktı.
H: "Burası güzelmiş.."
Felix, kısık bir sesle cevapladı ruh eşini.
F: "Çiçekleri ben ekmiştim. Papatya ve Lavanta.. onları seviyorum güzel görünüyorlar"
Hyunjin başını Felix'e doğru çevirdiğinde küçük olan yine bakışlarını kaçırarak gözlerini odada gezdirdi.
H: "Bugün o masada konuşurken ne kadar korktuğunu hissettim"
Felix histerik bir şekilde gülümseyerek başını salladı.
F: "Sen beni güçlü biri sanıyordun değil mi?"
H: "Hayır.. sadece sorumluluklarından kaçan yaramaz birisi"
Hyunjin birkaç adım atarak Felix'in oturduğu yatağa yaklaştı ve omeganın biraz ötesinde yatağın kenarına oturdu.
H: "Felix kimse senden kahraman olmanı beklemiyor. Ben sadece senden kaçmamanı istiyorum"
Omega bakışlarını alfanın gözlerine dikerek dolu gözleriyle baktı ona. İçindeki düşünceler ağır ve sonsuzdu. Kimden yardım alacağını bilmiyordu. Elini göğsüne bastırarak başını önüne doğru eğdi.
F: "Seni sadece gördüğümde bile göğsüm acıyor. Ne zaman göz göze gelsek bir şey kıpırdıyor içimde. Ama bunlar bana ait değilmiş gibi. Sadece kader yüzünden böyle hissediyormuşum gibi"
Hyunjin onu anladığını belirtmek istercesine gülümseyerek başını salladı. Küçük olanın endişelerini anlıyordu.
Zamanla Felix de kendisini anlayacaktı. Asırlardır kurtlarının ruhen birbirine bağlı olduklarını, birbirine aşık olmak için dünyaya geldiklerini anlayacaktı.
H: "Peki ya ben sadece kader değilsem. Ya seni ilk gördüğüm an, çiçekten önce, daha o sunağa adımlarken bir şey hissettiysem?"
Felix, şaşkın bakışlarıyla alfaya baktı. Bir süre duyduklarını sindirmek adına sadece baktı.
Hyunjin ise sessizliği değerlendirerek usulca yatakta omegaya yaklaştı ve elini uzatarak Felix'in yatağın üzerinde duran elinin yanına bıraktı.
H: "İstersen dokunmazsın. Ama bil ki ben senin yanında olmak istiyorum. Kaderin ruhuma bağladığı kişiyi tanımak istiyorum"
Felix, dolu gözlerini yatağın üzerinde yanyana duran ellerine çevirdi. Bir tarafı deli gibi alfaya sığınmak isterken diğer tarafı hala kaçış planları yapıyordu.
Kendi içindeki çelişki o kadar büyüktü ki karar vermekte zorlanıyordu. Ama bazı şeyleri anlayacak kadar zekiydi.
Kurdu ruh eşini tanıdıktan sonra geri dönüş yoktu. Eninde sonunda Hyunjin'in yanında kalması gerekiyordu. Ne kadar kaçarsa kaçsın sonu yine onun yanı olacaktı.
Gözünden bir damla yaş akarak yatağın üzerine damladı. Burnunu çekerek elini yavaşça kaldırdı ve bugün ikinci kez tuttu alfanın elini.
Sadece tek yaptığı minik parmaklarını alfanın parmaklarına dokundurmaktı. Geri kalanını Hyunjin hallediyordu.
Omegasının elini sıkıca tutarak parmaklarını içiçe geçirdi. Hiç ayrılmayacağını, onu hiç yalnız bırakmayacağını göstermek istiyordu.
F: "Kaçmak, kalmaktan daha cazip geliyor. Mantıksız oldu biliyorum ama böyle düşünmeyi bırakamıyorum"
Felix, bakışlarını Hyunjin'e çevirdiğinde alfa ona biraz daha yaklaşarak sırtını yatak başlığına yasladı ve birleşik olan ellerini kaldırarak kendi bacağının üzerine koydu.
H: "Bize biraz zaman ver. Küçücük zaman diliminde seni bu çelişkiden kurtarmama izin ver hm?"
Omeganın gözlerinden yaşlar süzüldüğünde tatlı bir sinirle yanaklarına akan yaşları sildi. Bugün kaçıncı defadır ağlıyordu ve bu kadar çocuk gibi olmak hoşuna girmiyordu.
Hyunjin, onun göz yaşlarıyla verdiği savaşa gülerek başını salladı.
F: "Ama kimse bize zaman vermiyor ki. Kimin yüzüne baksam bebek diyor"
Alfa gülümsemesini daha da büyüterek elinin içindeki küçük eli okşadı parmağıyla. Haklıydı onlara bu konuda zaman vermiyorlardı. Çünkü krallık ilk kez güç çiçeklerinin yokluğuyla karşılaşıyordu. Ve evet bu fazlasıyla ciddi bir durumdu.
H: "Ben demiyorum. Sen rahat hissetmediğin sürece bunu diyen herkese karşı ben cevap vereceğim. Bu konuda üzerinde baskı hissetme Felix"
Felix azıcık da olsun onu rahtsız eden konudan kurtulduğu için derin bir nefes alarak başını salladı. Belki de her şey bu kadar korkutucu değildir..
Sonrası ise onlar için sessizlikti. Sadece küçük bir dokunuş, temas vardı ellerinden tüm vücutlarına yayılan. Ne bir öpücük, ne bir sarılma hiçbir şey olmasa bile kalpleri dolu hissediyordu.
...
Hyunjin sabah daha güneş doğmaya yeni başlamışken kalktı ve üzerini giyinerek odadan çıktı. Hemen yola koyulmaları gerekiyordu ki zamanında krallığa varsınlar. Çok geç kalmak istemiyordu.
Muhafızları at arabasını hazırlamak için gönderirken usulca Felix'in odasının kapısını açtı ve yatakta dağılmış saçlarıyla yastığa sarılarak uyuyan bedene baktı.
"Gidiyor musunuz Majesteleri?"
Felix'in annesinin kısık sesini duyan Prens samimi bir şekilde gülümseyerek kadına baktı ve başını onaylar anlamda salladı.
H: "Ne kadar erken yola çıkarsak o kadar iyi"
"Oğlumu kırmayıp bir gece burada kaldığınız için çok minnettarım. Onun için çok zor olmalı. Biraz yaramazdır ama özünde çok uysal birisi. Lütfen yanından ayrılmayın kafasına onun için mantıklı gelen her şeyi yapıyor. Kendisine zarar verecek bir şey yapmasından korkuyorum"
Hyunjin elini kadının omzuna yaslayarak başını salladı. Bir annenin çocuğu için endişelenmesi gayet normaldi.
H: "Merak etmenize gerek yok asla yalnız bırakmayacağım. Sizi de sık sık sarayda ağırlamaktan onur duyarım efendim"
Alfa elindeki pelerinini kadına uzatarak araladığı kapıdan içeri geçti ve yatakta uyuyan bedeni dikkatli bir şekilde kucağına aldı.
Orta yaşlı kadın elindeki pelerini Felix'in üzerine geçirerek mışıl mışıl uyuyan oğlunun alnına öpücük bıraktı, kokusunu ciğerlerine çekti.
"Onu her özlediğimde sarayınıza geleceğimden hiç şüpheniz olmasın"
H: "Dört gözle bekliyor olacağız"
Alfa, kucağındaki bedenle onlar için hazırlanmış kapalı at arabasına bindi. Araba yolda her ne kadar sallansa da omega asla uyanmıyordu.
Aksine başını daha çok alfanın göğsüne gömerek tatlı mırıltıları eşliğinde uyuyordu.
Hyunjin ise kucağına sıcaklığı ile sinmiş olan bedeni izliyordu. Yola koyulduklarında uyanacağını sanmıştı ama fazlasıyla uykucuydu.
Yüzü uyurken daha da masum gözüküyordu. Sanki dün tüm krallık boyunca Hyunjin'i peşinde koşturan kişi o değilmiş gibi uyuyordu.
H: "Küçücük bedeninle içinde ne denli güçler taşıdığından habersizsin omegam"
_______________
Olaylar düzene girsin de güç sahnelerini de göreceğiz.
Yorum ve oy sayısı beni hiç tatmin etmiyor arkadaşlar. Birkaç gün bölüm atmayacağım.








