İyi Okumalar 🦋
______________
Saray odası büyüktü, ama Felix'e bir kafes gibi geliyordu. Küçük beden ne yapacağını şaşırmıştı. Her şey garip gelse de bir o kadar da tanıdıktı onun için.
Çünkü çocukluğundan beri bunu hep rüyalarında görüyordu. Hep onu koruyup kollayan bir beyaz çiçek ve o beyaz çiçeği koruyan alevler.
Şimdi tüm bu çocukluk rüyalarının hepsinin gerçek olması onu korkutuyordu. İlk defa gözgöze geldiği Prens onu daha da korkutmuştu.
Belki rüyalarından çiçeğe anlam verebiliyordu ama Prensi gördüğünde içinde uyanan hislere hiç anlam verememişti.
Küçük beden öylece kara kara düşünürken pencereden dışarıyı izliyordu. Altın süslemeli duvarlar, kristal avize, ipek perdeler... hiçbirinin bir anlamı yoktu. Çünkü odanın kapısı dışarıya değil, belirsizliğe açılıyordu. Sadece odanın değil tüm düşüncelerinin sonu belirsizliğe çıkıyordu.
Kutsal ruhun gücünü benliğinde taşıyan omega sanki tüm bunlar kendisinin suçuymuş gibi hissediyordu.
"Ben suçlu değilim" diye fısıldadı kendi kendine.
Annesinin ona anlattığı efsaneden hatırladığı kadarıyla kutsal bir gücün taşıyıcısı olduğunun farkındaydı. Ama bunu kabullenmiyordu. O da diğer her normal omega gibi olmak istiyordu.
Annesinin tapınakta olan bakışlarını hatırladı. O kadar rahat ve sakindi ki... bu yüzdendi omeganın biraz daha rahat hissetmesi. Çünkü biliyordu annesinin onu tehlikeli bir duruma bırakmayacağını.
Küçük mavi tüyleri olan lakin kuyruk kısmı kırmızı olan tatlı bir kuş kendi nağmelerini okuyarak alt katın balkonuna kondu.
Birden omeganın gözleri penceredeki kilide kaydı. Ardından alt kattaki balkonun kenarına.
Bir an durdu. Sonra kaşlarını kaldırarak aşağı doğru eğildi.
Burada kalırsa başına ne gelecek onu neyin bekleyeceğinden habersizdi. Madem kaçma şansı vardı bunu değerlendirecekti.
"Yapma"
"Hayır yapacağım"
Kendi kendine tartışmayı bitirdiği an, kitaplığın yanındaki dolaptan saray elbiselerine uymayan koyu bir pelerin kaptı. Ve birkaç saniye sonra... pencerenin kenarına tırmanmıştı bile.
İki ayağını pencereden dışarı sarkıttı ve az önce kuşun konduğu balkona baktı. Uzaktan bakınca korkunç gözükmüyordu ama şimdi birazcık tehlikeli gibiydi.
"Çok kötü bir fikir bu"
Ama kalbi bu aksiyonu istermişcesine deli gibi atıyordu. Çocukluğundan beri uslu birisi olmamıştı. Şu an da olmayı kabul etmiyordu.
Elleriyle pencerenin kenarına tutunarak ayaklarını balkona doğru uzattı. Boyu biraz daha uzun olsaydı bunu yapmak onun için daha kokay olurdu.
"Çok iyi hissettiriyor"
Bir el, bir ayak, sonra bir tırmanış. Bir kat aşağıdaki balkon sarkıtına tutundu. Sonra bir kat aşağı daha.. İnce ve hafif yapısı sayesinde kolayca aşağı süzüldü.
Ve birkaç dakika sonra... küçük ayakları yere temas ettiğinde elini ağzına kapatarak yaramaz bir şekilde gülümsedi. İşte şimdi işler onun için eğlenceli olmaya başlamıştı.
O sırada alfamız küçük omegasına nasıl yaklaşacağını düşünüyordu...
Hyunjin, ağır kapının önünde durmuştu. Elinde Felix için getirdiği küçük bir meyve tabağı vardı. Saatlerdir o odada kalmak onun için zor olmalı diye düşündü.
Ama farkında değildi ki omega sandığından yaramaz ve bir yerde duracak kadar uslu değildi.
Hazır babası konsey konuşması ile meşgulken bu anı değerlendirmek istiyordu. Sonrasında belki de omega ile iletişim kurma şansı olmayacaktı. O konseyin ne ile sonuçlanacağını bilmiyordu.
Kalbi ruh eşinin taze heyecanıyla çırpınırken usulca kapıyı açtı.
Ve...
Oda
Boştu
Lakin beyaz yaseminin taze kokusu kendisini hala belli ediyordu. Alfa kokunun büyüsüne kapıldı anlık olarak ve gözlerini kapattı. Olayın farkına varır varmaz ise toparlamaya çalıştı kendisini.
Bir an kanı çekildi.
"Hayır... hayır hayır hayır... yapamaz bunu"
Pencere açıktı. Perde omeganın özgürlüğüne sevinir gibi delicesine rüzgarla savruluyordu.
Hyunjin, tabağı yere bıraktı ve pencereye doğru atladı.
"Felix?"
Sarayın açık bahçe kapısına taraf durmadan koşan küçük bir beden sataştı gözüne. Pelerinle vücudunu saklayan omega hızla koşuyordu büyük ihtişamdan kurtulmak için.
Ani esen sert rüzgar omeganın başındaki pelerin başlığının savrularak omuzlarına düşmesine ve sarı uzun saçlarının savrulmasına neden oldu.
Güneş ışığı altında parlayan saçlar sayesinde emin olmuştu Hyunjin kaçan kişinin Felix olduğuna.
Ve sanki rüzgar onun tatlı kokusunu savurarak alfanın burnuna kadar getirmişti. Pencere kenarına sert bir şekilde tutunarak ellerini sıktı Hyunjin.
"Bu kadar yaramaz olduğunu bilmem iyi oldu"
...
Felix, saray duvarlarının ardından sonunda karşısına çıkan ilk taş duvarlı sokağı görünce derin bir nefes aldı. Sonunda şehre inmeyi başarmıştı.
F: "Ignis'in kalbi burasıymış demek..."
Alevli fenerler, kızıl renkli işlemeli bayraklar, zırhlı muhafızlar ve hepsinden önemlisi, kalabalık.
Pazar merkezinde insanlar sürekli bir şeyler almak için itişip kakışıyor, halkın güvenliğini sağlamak adına dikilen yer yer muhafızlar ise onları izliyordu.
Küçük beden pelerininin başlığını düzelterek yüzünü olabildiğince gizlemeye çalıştı. Sadece tapınakta olanlar onu tanıyordu şu anlık ama yine de riske atmak istemiyordu kendisini.
Etrafında yavaşça dönerek ihtişamlı sokaklara baktı. İlk defa burada oluyordu ve Sylva krallığına nasıl gideceğini bilmiyordu.
Hiçbir şey bilmeden belki birine sorarım umuduyla şehirdeki panayır kalabalığına karıştı.
Ama arkasında yankılanan bir ses... onu ürpertti.
İlk kez o sesi duyuyordu ama kime ait olduğunu çok iyi biliyordu. Sesin derinliklerinde yatan alev sıcaklığını iliklerine kadar hissediyordu.
"FELİX!"
"Hiiii Hyunjin"
Alfa onu nasıl bulmuştu, saraydan kaçtığını nasıl anlamıştı bilmiyordu ama uzaktan ona bağıran bedenden tekrar kaçmaya hazırdı.
Kalabalığın içine daldı. Hyunjin'in ayak sesleri arkadan vuruyordu ama Felix kıvrak hareketlerle tezgahların arasından sıyrılıyordu.
Hyunjin'in iri bedeninin aksine küçük beden rahatlıkla kalabalığı yarıp geçebiliyordu. İnsanlar pazarlık alevine tutuşurken kimse Prens'in kalabalıkta olduğunu farketmiyordu.
Hyunjin'i kontrol etmek için arkasına bakan omega bir manav sepetine çarptı, elmaları devirdi. Güzel kırmızı, sulu elmalar teker teker yere dökülürken Felix mahçup bir şekilde başını kaldırarak ona kızgın bir şekilde bakan adama baktı.
"Pardon. Çok özür dilerim"
Ama o kadar telaş içindeydi ki sonra aniden geriye baktı. Bu sefer adımlarca arkasında olan beden ona sadece bir adım uzaktaydı.
Felix'e sinirli bir şekilde bakan adam tezgahın önünde duran Prensi görür görmez saygıyla eğildi.
"Mahesteleri.."
Ne yapacağını şaşıran Omega hızlı hareketiyle yerden bir elma alarak düşünmeden alfaya doğru fırlattı. Bunun onu durdurmasını veya zarar vermesini beklemiyordu. Sadece düşünmeden yaptı işte.
Hyunjin yüzüne doğru fırlatılan elmayı iri eliyle yakalayarak koşmaktan yanakları kızaran bedene baktı. Göz göze geldiler.
Panik bir şekilde ne yapacağını bilmeyen Omega bir adım ötesinde olan alfaya sonra da etrafa bakındı. Aklına gelen her kozu oynuyordu.
"Muhafızlar! Prens Hyunjin burada"
Omega küçük bedeninin aksine gür çıkan sesiyle bağırarak kısa parmağını Hyunjin'e doğru uzattı. Majestelerinin bu karışık pazar yerinde olduğunu gören muhafızlar ise hızla Hyunjin'in etrafını sardılar.
Planı sonunda işe yarayan Felix kıkır kıkır gülerek hızla koşmaya devam etti ve sonunda pazar sokağından kurtlularak alt geçitlerden birine girdi. Tüneller, Ignis'in eski lav yollarıydı. Dar ve sıcaktı.
Alfa'nın muhafızlardan kurtulmasının kısa süreceğini bildiği için aceleciydi. Her an Hyunjin onu yakalayabilirdi. Belki de şu an muhafızlar da dört bir yanda onu arıyorlardı.
Alt geçitte güvenli kısımların neresi olduğunu bilmeyen Felix sadece koşuyordu. Aniden karşısına çıkan lav göleti yüzünden adımlarını hemen durdurarak küçük bir çığlık attı.
Bir an, Felix düşer gibi olduğunda birisi onu kolundan yakaladı. Nefes nefese olan küçük beden arkasına dönerek uzun boylu alfaya baktı.
"Yakaladım"
Koluna temas eden beden yüzünden aklı daha da sarsılmışrı. Tüm vücut fonksiyonları buz kesti. Dudakları titredi.
Çok geçmeden alfanın gözleri kırmızıya döndüğünde o da kendisini küçük dokunuşla kaybetti.
Omega kendisini daha erken toparlarken Alfa hala kalbine yayılan ruh eşinin sıcaklığıyla yanıp kül oluyordu.
Nasıl olurdu ateş onun kontrolündeydi ama yine yanan kendisiydi?
Felix, nefes nefese döndü. Gözleri kocaman. Dudakları kıpır kıpırdı. Alfanın boşluğundan yararlandı.
"Hayır. Henüz değil"
Ve aniden Hyunjin'in göğsüne bastırıp kendini geriye fırlattı. Lav birikintisinden kurtularak ışık gelen tarafa koştu ve sonunda bu tünelden çıktı.
Hyunjin sendeledi, omegasının yaramazlığı onu güldürürken hemen toparladı ve tekrar kalabalığın içine karışan omeganın peşinden koştu.
Felix limana vardığının fark ettiğinde gemi kalkmak üzereydi. Sylva'ya giden ticaret gemisi.
Elinde küçük bir zümrüt bileklik vardı. Annesi çocuklen almıştı ona. Ama şimdi yine bunu annesine dönmek için kullanacaktı.
Gemiye doğru bir adım attığında bir el koluna dokundu ve küçük olanı irkiltti.
"Prens Hyunjin"
"Felix, lütfen... bu neyin inadı? Nereye kaçmaya çalışıyorsun?"
Gözleri buluştu. Felix'in gözleri buğuluydu. Ama gülümsedi. Çünkü korktuğunu belli etmek istemiyordu.
"Ben... bana ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Ve bunu saray duvarları arkasında yapamam. Bana orada ne yapacaklarını bilmiyorum"
Hyunjin kolundan tuttuğu bedeni biraz daha kendisine doğru çekti. Haklıydı kimse şu an ne olacağını kestiremiyordu.
"Ben seni koruyacağım söz veriyorum. Yeter ki bana güven ve Tanrım beni peşinden köpek gibi koşturmayı bırak"
Omega dudaklarını birbirine bastırarak gülümsedi. Hayalinde ruh eşi ile tanışıp aynı gün onunla bilmediği bir krallığın sokaklarında kovalamaca oynamak yoktu kesinlikle.
"Sylva için günün son gemisi kalkıyor!"
Kaptan gür sesiyle bağırdığında Felix arkasında demir alan gemiye baktı. Alfa'nın sıkı tutuşundan kurtulacak kadar güçlü değildi. Ama zekiydi.
Yasemin feromonlarını usulca salarak alfanın gözlerine baktı ve başıyla onu onayladı.
"Beni koruyacağına söz veriyor musun?"
"Krallığım üzerine yemin ederim ki Felix seni canım pahasına korumak adına var olduğumun farkındayım. Bunu yapmadığımı düşündüğün her an kendi ateşimin közünde yanmayı kabul ediyorum"
Küçük beden duyduğu cümle karşısında etkilenmemeye çalışarak başını usulca onaylar anlamda salladı ve onu sıkıca tutan ele baktı.
"Kolum acıyor"
Alfa ne kadar sıkı tuttuğunun daha yeni farkına varmış gibi alt dudağını ısırarak hemen ince kolu bıraktı.
Felix şeytani bir şekilde gülümseyerek demir alıp kıyıdan birazcık uzaklaşan gemiye doğru atladı ve sırtüstü tahta geminin zeminine düştü. Ayağa kalkıp kıyıda şaşkınca kalan alfaya baktı ve kıkırdadı. Küçük elini kaldırarak havada salladı ve alfasına veda etti
Rüzgarla birlikte pelerininin kenarı savrulurken, uzaklaşan geminin ardından yalnızca bir cümle yankılandı.
"Benimle oyun oynuyorsun, Felix. Ama bu oyunu kim kazanacak... göreceğiz"
___________________
Çok güzel değil mi bu HyunLix 😭😭





