İyi Okumalar 🦋
______________
"Muhafızlar! Yakalayın Omegayı!"
Kraldan emir alan Muhafızlar ailelerin oturduğu kısma doğru kaçan omegayı iki kolundan yakalayarak durdurmuşlardı.
Daha fazla korkan küçük beden muhafızların iri bedenleri ardından annesine bakmak istiyordu. Tek istediği onun yanına gitmekti.
Orta yaşlı kadın ise endişeli bir şekilde ayağa kalkmıştı. Kralın sesinden daha yüksek bir sesle bağırıp oğlunu kollarına almak istiyordu ama içindeki hisler onu durduruyordu.
Ne olursa olsun Hyunjin'in artık Felix'i korumak için var olduğunu biliyordu. Alfa'nın gözlerinden anlamıştı. Bu yüzden sakin kalmak en iyisiydi küçük onegayı da korkutmamak için.
"Saraya götürün"
Kral bu sefer kendisi de ayağa kalktı ve yanıp kül olan çiçeklere sonra ise sunağın ortasında hala ışıl ışıl yanan son kalp çiçeğine baktı. Bu gerçekten sonları olmalıydı...
"Acil Konsey toplansın! Yarım saat içinde"
Babasının net sesini duyan ve hala sunağın ortasında kalan Hyunjin şaşkın bir şekilde etrafına bakındı. Hala kalbi sıkışıyordu. Hala her şeyi tam anlamış değildi.
...
Altın tavanlı, taş duvarlı büyük meclis salonu, krallıkların en üst düzey liderlerini ilk kez bu kadar derin bir mesele için bir araya getiriyordu. Yuvarlak masa etrafında toplanmışlardı.
Güney'in alevleri İgnis, Kuzey'in buzlu bakışları Glacien, Doğu'nun doğası Sylva ve Batı'nın gölgeleri Umbra...
Kürsünün ortasında, Felix'in beyaz çiçeği kristal bir kase içinde korunuyordu. Renk hala değişmemişti. Tıpkı omeganın kaderi gibi. O çiçek krallığın son kalan umut parçasıydı.
Glacien Kraliçesi, Kraliçe Mina mavi işlemeli kürkünün içinden soğuk bir tonla konuştu.
"Bu çiçek, bizim dengemizi bozan bir işarettir. Ne taraf seçmiş, ne taraf reddetmiştir. Bu, bilinmeyen bir gücün işaretidir. Ve bilinmeyen... tehlikelidir. Resmen tüm gücümüzü barındıran çiçekler tek seferde kül olup savruldu gözümüzün önünde. Bunu görmezden gelemeyiz sayın konsey!"
Kadının soğuk konuşması zaten gergin olan ortamı biraz daha kötü duruma sokmuş, tüylerin diken diken olmasına neden olmuştu.
Umbra Kraliçesi, Kraliçe Lisa koyu mor tüller içindeydi. Gözleri donuktu ama sesi Glacien'in sesinden daha dingin ve huzurluydu.
"Hayır, Glacien. Bu, çok eski bir kehanetin yankısı. Beyaz çiçek birliğin doğasıdır. Beyaz tarih boyunca hiçbir zaman tehdit olmamıştır. O çocuk zararsız değil belki ama tehlikeli de değil. O, yeni bir çağın kilididir."
Sylva Kralı, Kai yeşil taşlı yüzüğünü yavaşça masaya vurdu, gözleri huzur ama kararlılıkla doluydu. Baktıkça bakasın, içine daldıkça kendini kaybedesin geliyordu.
"Katılıyorum. Doğa tehlikeyi tanır. Felix'in aurası, yıkım değil şifa fısıldıyor. Onun varlığı, dört elementin birbirine dokunmadığı yerde büyüyen nadir bir tohum gibi. Siz onu tehdit olarak görüyorsunuz çünkü kontrol edilemiyor."
Kraliçe Mina, masaya doğru eğildi. Sesi daha da sivrileşti, her kelimesinde kulakları kesti buz gibi. Bunun Bir tehdit olduğuna emindi ve kimsenin ona katılmaması sinirlerini bozuyordu.
"Ya bu "tohum" büyür ve bütün toprağı ele geçirirse? Ya bağlandığı alfa üzerindeki etkisi, felaketi çağırırsa? Ateş Krallığı'nın varisi bir omega'nın bağını taşıyor artık. Denge değil, zaaf bu! Prens Hyunjin'in kaybolmuş, kontrolden çıkmış bir şekilde sunağın ortasında kaldığını görmediniz mi!"
Bir anlık sessizlik oldu. Sonra herkesin bakışları İgnis Kralı Mingyu'ya döndü. Alev kırmızısı pelerinini geriye atan kral, gözlerini masada duran çiçekten alarak konuştu.
"Glacien'in korkusu yersiz değil. Ama Umbra ve Sylva'nın öngörülerini de hafife alınamaz. Oğlum Hyunjin... bu bağdan etkilenmiş olabilir..."
Bir an gözlerini kapadı. Yorgundu. Zihni savaş ve barış arasında sıkışmış gibiydi. Oğlunun tehlikede mi yoksa güvende mi olduğunu kestiremiyordu.
İçindeki endişe çığ gibi büyüyordu. Bundan sonra ne olacaktı? Tüm çiçekler yanıp kül olmuş, tapınağın ışığı kaybolmuştu.
Bundan sonra dört krallığı da ayakta tutan şey ne olacaktı. Yoksa usulca yaklaşan sonlarının habercisi miydi bu?
Sesini tok ve güçlü tutmaya çalışarak konuşmasına devam etti.
"Eğer bu çocuk gerçekten kehanetin öznesiyse, onu yok etmeye kalkmak, kehanetin kendisini bozmaktır. Ama ya değilse?"
Gözlerini söylediklerinin yalan olduğunu umarak sakince kapattı.
"Ya sadece... hatalı bir seçimse. Ya O omega gerçekten de hiçbir krallığa ait değilse. Bu kuşkularımı nasıl yok edeceğim?"
Umbra Kraliçesi Lisa hafifçe gülümsedi. Konu kendi çocuğu olursa belki kendisi de aynı şekilde fazlasıyla endişelenirdi.
Bu yüzden İgnis kralına olabildiğince net bir cevap vermeye çalıştı.
"Ruhlar hata yapmaz, Majesteleri. Felix seçilmedi... o yaratıldı. Görevle. Ruh eşi de onunla birlikte doğdu. Bu bir bağ değil sadece. Bu bir mühür. Korkunuzun aksine sevinilecek bir durum"
Sylva Kraliçesi Jennie onaylarcasına başını salladı. İçinde azıcık olsa bile bir kuşku yoktu Omega hakkında. Çünkü efsaneye inanıyordu. Ne de olsa bu efsane üzerine kurulmuştu dünyaları.
Glacien Kraliçesi ise ellerini kucağında birleştirdi. Bu sefer konuşan taraf onun eşi Kral Jake oldu. Sakin görünüyordu ama buz gibi bir tonla konuştu. Yine herkesin zihnini dondurmak istercesine.
"O halde, mühür olduğu kanıtlanana kadar... kontrol altında kalmalı. Onun bu saraydan çıkmaması... en güvenli yol. Biz de sonuç olarak kendi güvenliğimizi düşünmeliyiz"
Ignis Kralı yerinden kalktı. Gözleri ciddiyetle masayı taradı. Başka tarafa bakmak istese de, kraliyet üyelerinin gözlerine bakmak istese de gözleri yine dönüp dolaşıp masanın ortasında parlayan çiçeğe kayıyordu.
"Felix... benim için ne düşman, ne de kahraman. Ama ben, oğlumun kaderini bu masaya bırakmam. Onu tanımak zorundayız. Anlamadan karar veremeyiz."
Kraliçe Mina ellerini masaya çarparak bu sefer sakinliğini ve ses tonunu korumaya dahi çalışmadan konuştu. Her cümlesinde farklı kişinin gözünün içine bakıyordu. Onun gördüğü tehlikeyi neden diğerleri görmüyordu anlamış değildi.
"Çiçekler yok oldu! Onlarca omegamız belirlenmemiş bir şekilde evine geri döndü! Bu sorunu kimse görmüyor mu? Yüzyıllardır süren düzen bitti! Artık kimliğimizi belirleyen çiçekler yok! Buna ne diyeceksiniz sayın ruhlarla konuşan Kraliçemiz! Halka, bekleyen omegalarımıza ne açıklama yapacaksınız?!"
Umbra kralı San'ın gözleri karardığında eşi masanın altından elini usulca onun eline bastırdı ve eşini sakinleştirmek istercesine yumuşak dokunuşlar bıraktı.
Zaten zor ve çıkılmaz bir durumdalardı ve birbirleriyle de kavga etmeleri daha da büyütürdü bu çıkılmazı.
Herkesin aksine hala sakinliğini koruyan Sylva Kraliçesi Jennie ayağa kalkarak yürekleri ısıtacak bir şekilde gülümsedi.
"Glacien haklı. Bu tehlikeyi de görmezden gelemeyiz. Ama ateşin kontrolü Prens Hyunjin'de Daha yeni kalp çiçeğine dokunmuş bir omega çıkaramazdı o denli güçlü ateşi. O zaman suçladığınız kişi İgnis Prensi mi Kraliçem?"
Kraliçe Mina tedirgin olan İgnis Kraliçesi Yeji'e kaçamak bir bakış atarak sakince yerine oturdu.
Kraliçe Yeji ise her cümlede daha da endişeleniyordu. Tek korkusu biricik oğluydu. Onun bu tehlikenin içine sürüklenmesini istemiyordu.
"En iyisi yüzyıllardır üzerine kurulu olduğumuz bu efsaneyi tekrar araştıralım. İçimizde hala efsanenin tam halini bilen kimse yok. Eğer her şey en küçük parçalarıyla yerine oturuyorsa o zaman krar verelim omega'nın kaderine"
Sylva sözlerini bitirdikten sonra yerine oturdu ve herkes bakışlarını son kararı verecek kişi olan İgnis kralına çevirdi.
"Kraliçe Jennie haklı. Tekrar tüm krallıklar eski kaynakları kontrol etsin lütfen!"
Ve böylece konsey kararsız dağıldı.
Hiçbir karar alınmadı ama her kalpte bir iz bir küçük kuşkular kaldı.
Felix, beyaz çiçeğiyle birlikte... artık yalnızca bir omega değil, dört krallığın tartıştığı bir denge taşıyıcısıydı. Zamanla herkes bunun farkına varacaktı. Küçük omega yıkım değil, yeniden doğumun simgesiydi.
______________
Asıl olaylar sonraki bölüm başlıyor. Çok tatlı bir fic olacak yaa 😭😭😭




