İyi Okumalar 🦋
____________
Felix, sunağa çıkan her omega'yı gördükçe biraz daha sokuluyordu annesine. Küçük kalbi ne olacağının farkındaymış gibi hızla atıyordu.
Omegaların ellerindeki çiçekler her seferinde farklı ve güzel renklere bürünerek onların içindeki gücü ortaya çıkarıyordu.
Yüzyıllardır dünyaları bu düzen üzerine kurulmuştu. Ergenlik çağını atlatan her omega, içindeki gücü kaşfedecek olgunluğa geldiklerinde kalp çiçekleri tarafından kutsanıyorlardı.
İçlerinde hangi krallığın gücünü taşıyorlarsa bundan sonra o krallıkta yaşayarak içlerindeki gücün kontrolünü öğreniyorlardı ustalardan.
Alfalar kendi güçlerinin farkındalığıyla doğarken Omega'lar o gücü farketmek için doğuyorlardı. Alfalar kadar kontrollü olmasa da içlerindeki ışık önemliydi.
"Küçük kurdum gergin mi?"
Felix annesinin huzur dolu sesini duyduğunda dolu gözlerini kırpıştırarak başını onun kolundan kaldırdı ve gözlerine baktı.
"Ben Sylva krallığında, senin yanında kalmak istiyorum anne lütfen"
Kadın oğlunun uzun ve yumuşak sarı tutamlarını okşayarak en sıcak gülümsemesini yerleştirdi yüzüne.
"Küçük kurdum artık büyüdü ve kendisini keşfetmeye hazır"
Felix başını hayır anlamında sallayarak başını annesinin koluna geri sardı ve sunakta duran omega'nın elleri arasında mavi parlayan çiçeğe baktı.
"Büyümedim hala. Lütfen anne gitmek istemiyorum"
"Belki gitmeyeceksin bebeğim hm? Belki çiçeğin yeşil parlayacak ve kendi krallığında kalacaksın"
Küçük beden dudaklarını büzerek başını hayır anlamında salladı. İçinde onu sıkan kötü hisler vardı ve bir türlü kurtulamıyordu onlardan. Hisleri onu asla yanıltmamıştı şimdiye kadar.
"Lee Felix"
Omeganın ismi tapınağın içinde yankılandığında küçük beden gözlerini sonuna kadar açarak endişeli bir şekilde annesine baktı. Onun sıcaklığından uzaklaşmak istemiyordu.
"Hadi küçük kurdum. Ben her zaman burada olacağım"
Felix dudağını büzerek ona bakan muhafızlara kaçamak bir bakış atarak ayağa kalktı ve annesinin yanından uzaklaşarak sunağa taraf adımladı.
Tapınağın ortasında olan yuvarlak kısıma mumlarla aydınlatılmış ince yolda yürüyerek adımladı. Dizleri öyle titriyordu ki adımlarını düzgün bile atamıyordu.
Aceleci bir şekilde dizlerinin üzerine çökerek iki elini yanyana birleştirdi ve başının üzerine kaldırarak gözlerini kapattı.
Elinde hissettiği yumuşak dokunuşla anlamıştı kalp çiçeğinin avuçlarının arasına yerleştirildiğini. Kutsal çiçek tenine dokunduğu an tüm vücudunu titretmişti.
Küçük beden dudakları arasından derin bir nefes alarak kendisini rahatlatmaya çalıştı. Başı öne doğru eğik, gözleri sıkıca kapalıydı. Sadece kraliyet üyelerinden gelecek komutu bekliyordu.
Ama aynı zamanda...
Tören alanı nefesini tutmuştu. Dört krallığın temsilcileri ve onların veliahtları sessiz ama yoğun bir beklentiyle sıralanmışlardı. Herkesin gözleri, sunağın ortasında diz çökerek bekleyen genç omegaya çevrilmişti.
İncecik parmaklarıyla kalp çiçeğini tutuyordu. Elinde tuttuğu kutsal çiçek yumuşak bir ışıkla parlıyordu ama hala... beyazdı. Ne kızıl, ne buz mavisi, ne zümrüt yeşili, ne de mor.
Beyaz...
Kusursuz, tertemiz, masum, saf ve tarafsız bir beyaz.
Tören alanındaki kalabalık, Felix'in avuçlarında tuttuğu çiçeğin hala bembeyaz kaldığını gördüğünde önce bir fısıltı koptu, ardından uğultuya dönüştü.
"Bu... bu nasıl mümkün olabilir?"
"Beyaz mı? Hangi krallığa ait bu?"
"Yoksa... efsane gerçek mi oluyor?"
"Hayır, bu bir işaret. Ama neyin?"
Tüm alanı bir büyük uğultu daha sardı. Kraliyet muhafızlarından biri istemsizce adım attı ama Umbra Kraliçesi gözleriyle onu durdurdu. Sessizlik tekrar çöktü. Beyaz çiçek demek, hiçbir krallığın Felix'i sahiplenememesi demekti. Bu, daha önce hiç olmamıştı.
Uzun süredir hiçbir ses duymayan küçük beden ne yapacağını şaşırmıştı. Usulca başını kaldırdı ve gözleri annesini aradı. Onun şaşkın bakışlarıyla karşılaşmak küçük olanı daha da endişelendirmişti.
Havada olan ellerini aşağı indirdi ve elindeki çiçeğe baktı. Sonra ise gözleri, istemsizce tören basamaklarının en üstünde duran kişiye takıldı.
Ateş Krallığı'nın varisi, Ignis'in Prensi, Hyunjin.
O an dünya sessizleşti. Kalabalığın mırıltısı yok oldu, yüreklerin çarpıntısı dış sesleri bastırdı. Felix'in gözleri Hyunjin'le buluştuğunda kalp çiçeğinin etrafında bir dalga yayıldı. Öyle bir dalga ki kimse tarafından görünmeyen ama hissedilen bir titreşim.
Felix'in içinde sanki bir kapı açıldı. Göğsünün tam ortasında, bedenini saran ılık bir sıcaklık hissetti. Ciğerlerine dolan nefes, Hyunjin'in keskin ve yakıcı karanfil kokusuyla karıştı. Boğazında bir yanma oldu. Gözlerinde bir parıltı.
Hyunjin'in yüzündeki şaşkınlık yerini derin bir fark edişe bıraktı. Bedenini saran enerji kıpırdadı, dizleri istemsizce titremek üzereydi. Burnuna çarpan beyaz yasemin kokusu hem kutsal hem tanıdıktı. Yıllardır eksik hissettiği bir şeyin yerini bulması gibiydi bu.
Sylva Kraliçesi ayağa kalktı. Sesi tüm alanı doldurdu.
"Kalp çiçeği yalnızca ait olunan yeri değil, kaderin damgasını taşır. Beyaz, her krallığın ötesinde olanı temsil eder. Ve beyaz, yalnızca bir ruh eşiyle temas ettiğinde titreşir. Ve bu çocuk - gözlerini Felix'e dikti - düzenin dışında doğmuş bir ruhun taşıyıcısı."
İki çift göz... birbirine kenetlendi.
İçinde bir kıvılcım değil, koca bir yangın kopuyordu yakışıklı Prensin. Kalabalığın uğultusu sanki çok uzaktan geliyordu artık. Felix'e baktıkça kalbinin ritmi hızlanıyordu.
"Nefesim... sanki onunla birlikte ciğerlerimden çekiliyor. Bu tanımadığım bir bağ, ama... aynı zamanda tanımadığım değil gibi." Diye fısıldadı prens.
"Ruh eşi..." dedi Umbra Kraliçesi fısıltıyla.
"Bağ kuruldu. İzin dışında. Zamansız. Kutsal. Bu çocuk... yalnızca bir omega değil. O bir denge taşıyıcısı."
"Ve o alfa" gözlerini Hyunjin'e çevirdi, "kendi kaderinin, eşinin ayaklarına gelen kişi"
Hyunjin'in dizleri çözülür gibi oldu. Göğsü daraldı ama bu korkudan değil, tanımadığı bir hasretten gelen bir yoğunluktandı.
Kalpleri sanki birlikte, eşzamanlı atıyordu.
Ve işte o an.. Bütün krallıklar her şeyin farkına vardı. Denge değişiyordu. Ve bu iki ruh, kaderin merkezindeydi.
Kalp çiçeği artık parlamıyordu ama ne solmuştu ne renk değiştirmişti. Beyaz kalmıştı.
Ama artık anlamı belliydi Bu çocuk dört krallığın ötesindeydi.
Ve artık hiçbir yasa, hiçbir gelenek, hiçbir sınır geçerli değildi. Sadece göz göze gelen iki ruhun yankısı, uyumu vardı.
Sonunda ortamdaki donukluğu yıkan ilk kişi Hyunjin oldu. Babasının yanındaki tahttan kalkarak önündeki birkaç basamağı indi ve sunağın üzerinde dizleri üzerinde duran bedene yaklaştı.
İkinci adımda tüm alan, onların arasında yayılan bir ışıltıyla sarsıldı. Ruh bağının ilk yankısıydı bu. Kalp çiçeği çatlamadan ışık saçtı, ne renk ne şekil değiştirdi. Sadece parladı. Dört krallığı da kendi ışığı altında aydınlatabilecek bir şekilde parladı.
Ona yaklaşan kişi her adımında omeganın göğüs kafesini biraz daha parçalıyordu. Küçük olan daha ne olduğunun yeni farkına varmış bir şekilde gözlerini sonuna kadar açtı.
Elindeki çiçeği bir an olsun bırakmadan ayağa kalktı. Prens ruh eşine bir adım daha yaklaştı. Onları biraz daha yaklaştıran bu adım içlerindeki alevi körüklemişti.
Omega elinde hissettiği karıncalanma hissi ile ellerinin arasında duran çiçeğe baktı. Ve prens bir adım daha atarak aralarındaki mesafeyi sıfıra indirdi.
O an herkesi korkuya düşürecek bir olay yaşandı. Sunağın dört bir yanında olan taze açmış kalp çiçekleri kırmızının en koyu tonuna bürünerek alev aldılar.
Birkaç saniye içinde tüm tapınağın duvarları alevlerin yansımasıyla kırmızıya döndü.
Dört krallığın da gücünü taşıyan çiçekler bir anda yanıp kül oldu ve bu küller yeni birleşen iki ruhu korumak adına havaya savrulup omega ve alfa etrafında dolandı. Sanki onları korumak isteyen bir kalkan misali.
Omega korku dolu gözleriyle yanıp kül olan çiçeklere sonra ise hala elinde duran ve eskisi kadar çok parlayan beyaz çiçeğe baktı. Tüm kızıllığın inadına o bembeyaz duruyordu hala.
Felix karşısında dikilen bedene baktı ve korkak bir şekilde bir adım geri attı. Sonra bir adım daha ve bir adım daha.
Hyunjin'in onun için yıktığı mesafeyi tekrar açarak ona bakan prensten uzaklaştı. Titrek bakışlarını annesine çevirdiğinde onun yüzündeki sakinlikten cesaret alarak koşmaya başladı.
Küçük beden sadece annesinin kollarına sığınmak adına koşmak istediğinde İgnis kralının sesi tapınağın duvarlarına çarparak yankılandı.
"Muhafızlar! Yakalayın omegayı!"
_________________
Sonunda amk edebiyat bölümleri bitti. Özlü söz yazacağım diye götümü yırttım. Bilmem alev aşkın gücüyle alevlendi, beyaz çiçek ışıltısını güneşin ışıklarıyla birleştirdi amk yeter lan aşdöwldöeld.
Eeheheh sizce nasıll??



