İyi Okumalar 🦋
______________
Ignis Sarayı, bu gece bambaşka bir hava taşımaktaydı. Gökyüzü, mor ve altın tonlarına bürünmüştü sanki. Ufukta parlayan kuzey ışıkları, mucizevi bir şekilde dört krallığın topraklarından da gözüküyordu.
Sarayın en yüksek kulesinden itibaren her yerde ışıklar yanıyordu. Taht salonunda krallar bekliyordu. Salonun içindeki hava, hem merak hem de tarihi bir ağırlıkla doluydu.
Sarayın dış duvarlarındaki devasa kırmızı bayraklar rüzgarın nefesiyle hafifçe dalgalanıyor, altın sütunların üzerindeki alev küreleri titrek bir ışıkla ortamı aydınlatıyordu.
Konsey uzun süre aradan sonra tekrar toplanmıştı. Bu sefer belirsiz bir kader için değil, müjdeli bir haber için...
Tahtında dik bir şekilde oturan Kral Kai, avuçlarını birbirine kenetlemiş, yüzünde yılların yorgunluğunu taşıyordu. Gözleri arada bir kapıya kayıyor, içeriden bir haber bekliyordu. Yanında oturan Kraliçe Jennie, elini kocasının eline koydu.
Herkes fazlasıyla gergindi ama Kral ve Kraliçe için farklıydı bu gece. Torunları olacaktı ve yılların yorgunluğu üzerine ilk kez gözlerinin içi gülüyordu.
Umbra Kraliçesi Lisa gözlerini kapatarak başını eğdi. "Rüzgar bile sessizleşti..." dedi kısık bir sesle. Bu gecenin kutsallığını kemikelerine kadar hissediyordu. Ruhların hiç bu kadar huzurlu olduğuna şahit olmamıştı.
Dört krallık için de yeni bir başlangıçtı bu gece. Güneş doğduğunda, tüm krallıkar da yeninden doğacaktı. Bu yüzden herkes fazlasıyla heyecanlı ve meraklıydı.
Diğerlerinin aksine Kral Jake ve Kraliçe Mina ise sadece gerginlerdi...
Kral Kai tam sessizleşmiş ortamı aydınlatmak adına konuşmaya yeltenirken.. Salonun kapıları ağır bir şekilde açıldı. Sessizliği bozan ağır kapının gıcırtılı sesiydi.
Herkesin bakışları aynı anda o yöne çevrildi...
Mavi kristallerle işlenmiş uzun bir elbise, gümüş işlemeli pelerin ve zarif bir duruşla bir kadın içeri adım attı. Geldiği anda odanın havası değişti. Bir meltem gibi ama aynı zamanda fırtına gibi...
Ortam sessizliğini hala koruyordu. Sadece ayakkabılarının taş zeminde çıkardığı yankı duyuluyordu. Kraliçe Lisa bile, bu kadar güçlü bir aurayı uzun zamandır hissetmemişti. Bu yüzden herkes onlara doğru yaklaşan asalete bakıyordu.
Lakin Glacien Kralı Jake'in yüzü soldu.
Elindeki kadehi sıkarken gözlerini büyüttü ve "Sen..." diye fısıldadı. Sessiz konsey odasında bu fısıltının duyulması hiç de zor olmamıştı.
Ama Hyesu hiç duraksamadı. Başını dik tuttu, adımlarını tahtın önüne kadar sürdürdü. Zamanında atamadığı emin adımları şimdi bir an bile olsun korkmadan attı.
Ve orada, tam konsey odasının merkezinde, Kral Kai'nin önünde diz çöktü. Kimse ne olduğunun, neyin geleceğinin farkında değildi ama herkes nefesini tutmuştu.
"Majesteleri,"
Dedi bayan Lee, sesi hem zarif hem de buz kadar keskindi.
"Bugün size yalnızca bir annenin feryadıyla değil, bir krallığın gerçeğiyle geldim."
Kai başıyla devam etmesini işaret etti. Felix doğum yapmak üzere olduğu için Heysu'nun onun yanında olduğunu sanıyordu. Ama aksine Hyesu bugünü tarihe altın işlemeyle yazmak için buradaydı. Tabi aklı oğlunun yanındaydı ama Prens Hyunjin'e güveniyordu.
Jake'in bakışları ise öfke, korku ve şaşkınlık arasında gidip geliyordu. Hyesu ise o bakışların ardında ne olduğunu çok iyi biliyordu.
Hyesu başını kaldırdı, gözleri doğrudan Glacien Kralı'na kilitlendi. Sadece bakışlarıyla bile Jake'i buzdan bir heykele çevirebilirdi. İçindeki öfkenin sınırı yoktu.
"Felix,"
Dedi yavaşça ve yine fısıldayarak ama herkesin duyacağına emin olduğu bir tonda.
...
H: "Doğuma kadar hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranmaya devam edelim. Sonrasında sizden son bir şey daha isteyeceğim. Felix'in doğum yaptığı gün konsey mutlaka toplanacaktır. Orada herkesin karşısında her şeyi itiraf edeceksiniz."
Hyesu'nun bakışları anında korkuyla doldu. Bunu yıllardır saklamıştı ve oğlunu korumak için yapmıştı. Şimdi her şeyi riske atamazdı.
"Yapamam majesteleri. Beni de oğlumu da öldürür Jake. Lütfen ben.."
Hyunjin balkonun korkuluğuna tutunmayı bırakarak ellerini Bayan Lee'nin omzuna sardı ve tutunduğu yeri güven verici bir şekilde sıktı.
H: "Konseyin önünde sana hiçbir şey yapamaz. Ben de Felix'in yanında olacağım. Konsey odasına kendi muhafızlarımı yerleştireceğim. Seni korumak için orada olacaklar. O gün, konseyin karşısında anlatırsan Jake'in kaçacak yeri, plan yapacak zamanı olamaz. Ama şimdi belli edersek bildiğimizi, bize karşı her türlü oyun oynayabilir. Ne kadar ileri gidebileceğini gördük"
Bayan Lee dolu gözleri ile başını sallayarak Prensi onayladı. Ona güvenmekten başka çaresi yoktu.
"Peki.. ya Kral Kai ve diğerleri bana değil de Jake inanırlarsa?"
Korktuğu şey ölüm değildi.. korktuğu şey oğlunu yalnız bırakmak, torununu hiç görememekti..
H: "Babam seni benim gönderdiğimi anlayacaktır. Gerekirse Hyunjin'in her şeyi bildiğini söyle. Ama eminim babam gözlerine baktığı an, sözlerini dinlediği an sana inanacaktır"
Hyesu başını sallayarak Prensi onayladı ve derin bir nefes alarak soğuk havayı ciğerlerine çekti. Uzun süre saklanmıştı, artık kendi gücünü göstermenin zamanıydı.
...
"Felix yalnızca Ignis'in Prensi değil, O aynı zamanda Glacien'in gerçek varisidir."
Kadının güçlü sesi tüm salonda yankılandığında bu sefer salonun eski sessizliği yoktu ortamda.
Aksine salon bir anda uğultularla doldu, Krallar ve kraliçeler birbirine bakıyor, danışmanlar şaşkınlıkla fısıldaşıyordu.
Jake ise ayağa kalkmış, korkunun verdiği adrenalin ile sesi titrerken konuşmaya çalışıyordu.
"Yalan söylüyorsun, Hyesu!"
Ama Hyesu diz çöktüğü yerden, kral Kai'nin önünde ayağa kalktığında sesi onun sesini bastırdı. Onun aksine sesinde gram korku değil yılların baskınlığı vardı.
"Yalan mı?" dedi buz gibi bir gülümsemeyle.
"Felix'in gücü buzdan geliyor, taşıdığı doğum lekesi ise Glacien'in krallığının imgesi!"
Jake'in dudakları tekrardan korkuyla titredi, kimse onun bu kadar aciz bir halini daha önce görmemişti. Kraliçe Mina ise eşini izlemekle yetiniyordu.
Zamanında yaptığı yanlışın bedelini ödüyordu. Onun için üzülecek değildi.. sessiz kalmayı tercih ediyordu. İçten içe Jake'in korku ile titremesi hoşuna gitmiyor değildi.
Kral Kai, ayağa kalkarak önünde dimdik duran kadına yaklaştı.
"Bu doğruysa... Felix yalnızca oğlumun eşi değil, gerçekten de Glacien'in tek varisi.."
Kralın gözleri anında öfke ile koyulaşırken bu sefer bakışları Jake doğru kaydı ve parmağıyla onu işaret etti.
"Ve sen bu gerçeği sakladın mı?"
Jake nefesini zor aldı. Sesli bir şekilde yutkundu, ellerini yumruk yaparak sıktı. Ne kaçacak yeri vardı ne de uyduracak bir yalanı.
"Bunu yapmam gerekiyordu. O çocuk doğarsa.."
"...Senin tahtın elinden alınırdı"
Diye Jake'in bitiremediği cümleyi bitirdi Hyesu.
Yüzündeki ifade zafer doluydu ama gözlerinde yılların yorgunluğu hala saklıydı.
"Ve artık alınacak, Jake."
Kral Kai'nin sesi konsey odasında sanki birkaç kez yankılanarak tekrar etmişti. Odada duran hiçbir Kral veya Kraliçe itiraz bildirmeden sustular. Çünkü herkes neyin gerçek olduğunu görüyordu.
Konsey üyeleri ayağa kalktı, Kral Kai bastonunu sert bir şekilde yere vurdu.
"Konsey kararıyla," dedi gür sesiyle,
"Glacien Kralı Jake, ihanet ve kutsal soyun gizlenmesi suçlarından ötürü sürgün edilecektir. Glacien tahtı, meşru varis Felix'e devredilecektir."
Cümlesini bitirir bitirmez bakışlarını herkesin yüzünde gezindirdi.
"İtirazı olan var mı?"
Kimseden ses çıkmayınca, Hyesu gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı. Yıllardır ilk kez omuzlarındaki ağırlık kalkmış gibiydi. Gözlerinden birkaç damla yaş yanağından süzülerek usulca yere damladı ve zeminde donarak kar taneciği şeklini aldı.
Sonunda içinde bastırdığı omegası da, kendisi de huzura kavuşmuştu.
Kralın emri ile odadan çıkarılan Jake ve Mina giderken Hyesu öylece dikildi salonun ortasında ve boş kalan Glacien tahtına baktı.
Sonra ise tüm ihtişamıyla tahta doğru yürüyerek mavi elbisesiyle özgüvenli bir şekilde oturdu tahtına.
Yıllar önce kan ter içinde kaçtığı saraya Kraliçe olarak geri dönmüştü..
Bir kadından hak ettiği bir şeyi alırsan, o kadın kendine ait olanı almadan durmaz..
_________________
Hyesu, tarihte ilk kadın yönetici aödösömdödmfşdöfşr
Hayal ederken bu bölüm çok ateşliydi ama şimdi hiç sevmedim bok gibi yazdım 🙂↕️



