İçeriğe geç

The White Bloom (HyunLix Omegaverse)

Bölüm 35 · 6 dk okuma

The White Bloom (HyunLix Omegaverse)

Bölüm 35

{35} Final

Son kez.... İyi Okumalar 🦋

_____________

Sarayın duvarlarından süzülen sabah ışığı, ince perdelerin arasından içeriye sızıyor, tatlı sıcaklığıyla odayı ısıtıyordu.

Felix, yavaşça gözlerini araladığında Hyunjin'in kolu hala belinde, nefesi, küçük omegasının boyun girintisinde huzurlu bir sıcaklık bırakıyordu.

Ve aralarında... minik bir beden, pembe yanaklı, süt kokulu bir mucize, uykunun tatlı derinliğinde nefes alıp veriyordu düzenli bir şekilde.

Yeni doğan minikleri asla beşiğinde uyumuyordu. Hyunjin onu gece güzelce uyutup beşiğine bıraktığında beş dakika sonra sarayı inletecek bir şekilde ağlıyordu.

Miniklerinin huzurlu uyuduğu tek yer onların yatağıyıdı...

Felix, Hyunjin'in diğer elinin parmaklarının bebeklerinin minik elini tuttuğunu fark ettiğinde kalbi sıkıştı. Hayatının en sakin, en anlamlı sahnesine bakıyordu.

Hyunjin, üzerindeki bakışları hissetmiş olacak ki gözlerini araladı. Güzel omegası ile gözgöze geldiğinde anında yüzü parladı, dudakları kıvrıldı.

F: "Bak, gülüyor."

Felix, gözleriyle aralarında uyuyan minik bedeni işaret ettiğinde Hyunjin de eğilip baktı, gerçekten gülüyordu miniği... belki rüyasında onları görüyordu. Ne kadar mükemmel ebeveynlere sahip olduğu için gülümsüyordu...

Hyunjin pembe yanaklı, yeni doğduğu için hala azıcık da olsa cenin pozisyonunda uyuyan bebeğini kocaman bir gülümsemeyle izledi. Oğlunun eline sarılı olan parmağı ile minik eli yavaşça okşadı.

Felix'in beline sarılı olan kolunu yorganın altından çıkararak sarışınının yüzüne dağılan sarı tutamları kulağının arkasına sıkıştırdı ve eşinin alnına uzun bir öpücük bıraktı.

Küçük aile olalı birkaç gün olmuştu, ama sanki yıllardır böyle yaşıyormuş gibi hissediyordu.

H: "Ağrın var mı güzelim"

F: "Birazcık"

Felix yüzünü buruşturarak konuştuğunda Hyunjin eşinin alnına bir öpücük daha bıraktı. Artık ilgilenmesi gereken iki bebeği vardı..

...

Sarayın bahçesi o sabah her zamankinden daha canlıydı. Çiçeklerin rengi daha parlak, kuşların sesi daha cıvıl cıvıl geliyordu.

Felix, bebeğiyle, çimenlere serilmiş örtünün üzerinde oturmuştu. Hyunjin birkaç adım ötede, Glacien danışmanları ile konuşuyordu.

Hava güzel olduğu için ve minik bebeklerinin bol bol güneş vitaminine ihtiyacı olduğu için Felix de bahçede oturuyordu. Birazdan Hyunjin de yanlarına gelecekti.

Felix'e her şeyi anlatmışlardı. Açıkçası pek etkilememişti onu. Babası hiç olmamıştı, bundan sonra da babaya ihtiyacı yoktu. Ama annesinin yaşadığı zorlukları bilmek onu üzmüştü.

Krallık... açıkçası Glacien umrunda değildi. Bu yüzden o tahtı en çok hak eden kişiye, annesine bırakmıştı. Hyunjin ise Hyesu'ya bu yolda yardım ediyordu.

Herkes kendi işiyle meşgulken, Felix bakışlarını kolları arasında duran bebeğine çevirdi ve güneşte parlayan yanağa yumuşak bir öpücük kondurdu.

Babasının dudaklarını yanağında hisseden bebek küçük bir mırıldanmayla gülümsedi. Minik, içten, tertemiz bir bebek kahkahası...

Hyunjin konuşmayı yarıda kesip başını onlara taraf çevirdi. Bütün danışmanlar bile gülümsemekten kendini alamadı. O kadar tatlıydı ki minicik kahkahaları, mırıldanmaları duymak.

Felix şaşkınlıkla gülmeye başladı, sonra kahkahalar birbirine karıştı..

...

Sabahın erken saatleriydi. Eğitim alanında kılıçların sesi yankılanıyor, alevlerin sıcaklığı taş zemine yansıyordu, her zaman olduğu gibi.

Felix, bebekle birlikte seyir alanında oturmuş, Hyunjin'in her hareketini büyülenmiş gibi izliyordu.

Bebeği tek başına oturmayı başarmasa da Felix onun sırtını kendi karnına yaslayarak kucağında oturmasına yardım ediyordu.

Minik beden ise yerinden memnun bir şekilde küçük parmaklarını ağzına sokmaya çalışıyordu.

Alfa, kılıcını havada çevirdiğinde alevler bir anlığına dans ediyor, Felix'in gözlerinde yansıyan ışık sanki onun kalbini de yakıyordu. Aynı ilk günkü gibi hayrandı Hyunjin'e...

F: "Bu kadar ateşle oynamasa keşke"

Ne kadar hayran olsa da hala ona zarar gelecek diye diken üzerinde duruyordu. Ama farketmediği bir şey vardı o da küçük oğulları, kalbinde taşıdığı büyük güçle ikisini de koruyordu..

Oğlu ise, Hyunjin'in her dönüşünde heyecanla ona bakıyor, bakışlarıyla babasını izlemeye onun hareketlerine yetişmeye çalışıyor ama elini kemirmeyi de asla durdurmuyordu.

Hyunjin, bitiş hareketini yaptığında kılıcını yere sapladı ve onu izleyen bebeklerine doğru bakarak gülümsedi.

H:"İzliyorsun değil mi, çiçeğim?"

F: "İkimiz de izliyoruz alfam!"

Felix bebeğini ve kendisini işaret ederek konuştuğunda Hyunjin gülümseyerek onlara baktı.

...

O gün sarayın büyük salonu, uzun zaman sonra kahkaha sesiyle dolmuştu. En son bu salonda ne zaman gülücük sesleri duyulmuştu, kimse hatırlamıyordu.

Kraliçe, torununu kucağında tutarken gözlerinde hem şefkat hem karşılıksız sevgi vardı. Minik bedenin siyah, yumuşak saçlarını okşayarak ona şarkı mırıldanıyordu.

Kral Kai ise, uzaktan onları izliyordu. Gülümsemiyordu ama gözleri yumuşamıştı. Bir nevi gözleri gülüyordu. En samimi gülümseme de zaten buydu.

"Sonunda, saray sessizliğini kaybetti"

Kendi kendine mırıldanan kral daha fazla orada dikilmeyi bıraktı ve eşinin yanına doğru giderek torununun yanağını okşadı.

Küçük beden sadece dört krallığın yeniden doğmasını değil, İgnis sarayının yeniden canlanmasını sağlamıştı.

...

Gökyüzü griydi, ama Felix'in gözleri ışıl ışıldı. Yağmur damlaları camı döverken Hyunjin pencereye yaslanmış, "Hava soğuk, dışarı çıkamayız" diyordu.

En son bunu yaptıklarında Felix hasta olmuştu. Bu yüzden Hyunjin bu sefer izin vermiyordu. Ama omega yağmur yağarken dışarı çıkma konusunda fazlasıyla hevesliydi.

Felix, zaten üzerinde kalın giyisiler olan bebeğini bir de kalın battaniyeye sarmış öylece parlak gözleriyle Hyunjin'in yüzüne bakıyordu.

Artık Hyunjin'e istek dolu bakışlarla bakan tek kişi Felix değildi. Minik oğlu da parlak, bomcuk gözleriyle babasına bakıyordu.

F: "Bizi durduramazsın, Prensim."

Hyunjin gülümsememek için dudaklarını ısırdı ama sonunda pes etti. Tabii ki ona bakan bu boncuk bakışlara fazla dayanamazdı.

Bahçede üçü birlikte ıslandılar. Felix kahkahalar atıyor, Hyunjin bebeği yağmurdan korumaya çalışıyor, bebek ise damlaların sesine, babasının kahkahalarına kıkırdıyordu.

...

Akşam ateşi hafifçe yanıyordu. Felix, şöminenin önünde örgü örerken Hyunjin bebeği kucağında sallıyordu. Omega oğluna hırka örmek konusunda ciddiydi..

Hyunjin ise deminden beri uyumayan yaramaz oğlunu hala kucağında sallıyordu. Ama o gözlerde en ufak uyku belirtisi bile yoktu.

Sessizlik tatlıydı, huzurluydu. Ta ki küçük bir ses o sessizliği bozana kadar.

"Ba... ba..."

Hyunjin'in bedeni bir anda dondu. Felix başını dikkatle ördüğü hırkadan kaldırdı.

"Ba...ba."

Minik beden babasının kucağında sallanırken öylesine mırıldanıyordu ama kullandığı hecelerin ne anlama geldiğinin gram farkında değildi. Bir nevi kendi kendine şarkı mırıldanıyormuş gibiydi.

Hyunjin'in ise elleri titredi, gözleri doldu. Gülümserken boğazı düğümlendi. Kucağındaki bedeni sallamayı durdurarak dikkatli bir şekilde dinledi bebeğini.

Felix, buna dayanamayarak sessiz bir kahkaha attı, minik bebekleri iki hece ile koskoca alfasını duygulandırmayı başarmıştı.

...

Gece geç olmuştu, herkes uyuyordu. Felix beşiğin başında sessizce oturuyordu. Küçük bedenin nefes alışını dinlerken, parmaklarını bebek battaniyesine geçirdi.

F: "Dört krallığın geleceği diyorlar"

Diye fısıldadı...

Korkuyordu. Kendi yaşadığı baskıyı gelecekte oğlu da yaşayacak diye çok korkuyordu. Bu yüzden onu sevgiyle büyütecek, başkalarının onun kafasını karıştırmasına izin vermeyecekti.

F: "ama benim için sen... sadece oğlumsun."

Kapıdan Hyunjin sessizce yaklaştı, Felix'in omzuna başını yasladı. Eşinin endişelerinin farkındaydı. Bebekleri büyüdükçe onun omzuna da sorumluluklar yüklenecek diye çok korkuyordu.

Ama Hyunjin, onun ailesine, onun sevdiklerine zarar gelmesine asla izin vermeyecekti.

H: "Ve sen benim her şeyimsin çiçeğim"

...

Saray salonu sessizdi. Felix, bebeği iki eliyle tutmuş, birkaç adım uzaklaşmıştı.

F : "Haydi, bana gel oğlum"

Felix minik bebeğini yürütmeye çalışıyordu. Son birkaç gündür fazlasıyla ilerleme kaydetmişlerdi. Küçük ayaklar ise bir, iki adım attı... sonra dengesini kaybedip Felix'in kollarına düştü.

Hyunjin bir anda alkışladı. Gururlu bir baba olarak koltukta oturmuş oğlunu izliyordu.

H: "Harika. En güçlü adımlar bunlardı"

Babasının alkış yaptığını gören minik ise kıkırdayarak kendisini alkışlamaya başladı. Hyunjin tutamıyordu kendisini artık ısıracaktı o minik burunu, elleri.

F: "Çok hızlı büyüyor miniğimiz"

...

Gece çökmüştü. Hyunjin yatağın diğer tarafında uzanırken Felix de diğer tarafa yatmış, ikisi de aralarında uyuklamak üzere olan oğullarına sarılıyorlardı.

Her zaman olduğu gibi bu gece de Felix bebeği için hikaye anlatıyordu. Bu sefer sadece oğlu değil Hyunjin de onun dinleyicisiydi.

F: "Her şey bir çiçekle başlamış.., bu çiçeğin sevgi getireceğine inanırlarmış. Dört krallığı birleştiren bir sevgi..."

Hyunjin, küçük bebeğin saçlarını okşarken, yumuşak yanağa küçük bir öpücük kondurarak fısıldadı

H: "Ve o sevgi hala burada. Ve hep burada kalacak"

________________

Vay be...

Yaz tatiliniz için yazdığım kitabı kış tatilinizde bitirdim..

Artık sanırım kitaplarım final yaptığında duygulanmayı bıraktım. Eskiden ağlıyordum alıştım gibi (ağlıyorum)

Biliyorsunuz ki benim finallerim hiçbir zaman son değil..

Yine tatlı bir hikaye oldu, biliyorsunuz softirik hikaye yazan yazar ödülü bende..

Bir evrenin daha sonuna geldik. Bu bebeğimi de sevdiğiniz için hepinize teşekkür ederim.

Başka hikayelerimde ve özel bölümlerde tekrar buluşalım BLUEES'lerim 🦋🧚

Hesabıma göz atmayı ve beni takip etmeyi unutmayınnn

İnsta/tiktok: @\keenblues

Bölüm sonu

30 yorum