İçeriğe geç

The White Bloom (HyunLix Omegaverse)

Bölüm 28 · 7 dk okuma

The White Bloom (HyunLix Omegaverse)

Bölüm 28

{28} Solaris

İyi Okumalar 🦋

_____________

~felix~

F: "Çabuk gel Hyunjin üşüdüm"

Yorganın kenarını kaldırmış, yatakta yan yatarak banyonun kapısı önünde elindeki havluyla saçlarının nemini almaya çalışan alfama baktım.

Duştan çıktıktan sonra daha bir mantı surat oluyordu. İlk başlarda onu hep Prens olarak gördüğüm için biraz çekingendim. Ama aramızdaki ilişkinin getirdiği yakınlıkla onu daha iyi tanıma şansım olmuştu ve o da herkes gibi normal insandı. Oysa prensler gözümde hep garip gözükürdü.

Elindeki havluyu banyoya bırakıp bana doğru yürümeye başladığında heyecanlı bir şekilde sırıtarak yorganı biraz daha kaldırdım.

Akşama kadar şehirde gezdiğimiz için ikimiz de fazlasıyla yorgunduk. Bu yüzden gelir gelmez ilk önce bana banyo yaptırmış, sonra da kendisi yıkanmıştı. Şimdi ise ona sıkıca sarılıp uyumak için sabırsızlanıyordum.

Yüzündeki kocaman gülümsemeyle yatağa, kaldırdığım yorganın altına girerek anında kollarını belime sarıp beni kendisine doğru çekmişti.

Vücudumda hissettiğim parmakları, dokunduğu yeri yakıyordu. Ama ben kaçmak yerine sımsıcak olmak için ona daha da yaklaşmak istiyordum.

Yorgan ikimizin de üzerine kapandığında ve Hyunjin'in kaslı kolları beni göğsüne çektiğinde otomatik olarak gözlerim kapandı.

Başımı göğsüne sürterek rahat pozisyonu aramaya çalıştım ve sonunda yanağımı göğsüne yaslayarak huzurlu bir şekilde derin bir nefes aldım.

H: "Sonunda hemen uyuyacak kadar yorabildik seni"

Duyduklarım yüzünden dudaklarım yukarı doğru kıvrılmıştı. Herkese fazlasıyla sorun çıkarıyordum. En çok da Hyunjin'e. Ama anlatamadığım derecede enerjik hissediyordum.

Bir şekilde o enerjiyi vücudumdan atmazsam asla geceleri uyuyamazdım.

F: "Aslında daha bahçeye ektiğimiz çiçekleri gösterecektim sana"

Mırıldanarak konuştuğumda üzerime doğru eğilerek sıcak dudaklarını alnıma bastırdı ve sesli bir öpücük bırakarak uzaklaştı.

H: "Yarın gösterirsin güzelim"

Başımı göğsünden uzaklaştırmadan onaylar anlamda salladım. Zaten şu an halim kalmamıştı sadece uyumak istiyordum.

Yavaş yavaş uykuya yenik düştüğümün farkındaydım ama karnımın üzerinde hissettiğim dokunuşlarla tüm vücudumun gevşediğini hissetim.

Hyunjin karnıma dokunana kadar kendimi kastığımın farkında bile değildim. O avuç içi ile karnımı sevmeye başladığında daha da rahatladı tüm vücudum.

Dokunuşlarının hoşuma gittiğini belli etmek adına mırıltılar çıkardığımda sırıtarak karnımı okşamaya devam ettiğini biliyordum gözlerim kapalı olsa da.

Her ne kadar mühürlü olsak da, bebeğimizin aynı zamanda babasına da ihtiyacı vardı. Bana sorarlarsa hiç yorulmuyordum. Ama gün sonunda Hyunjin kedi sever gibi karnımı okşadığında anlıyordum ne kadar yorulduğumu.

Yanağımda hissettiğim yumuşak dudaklar olduğu yerde çok oyalanmadan oraya öpücük kondurarak uzaklaştı.

H: "İyi geceler çiçeğim"

Tamamen uykuya yenik düşmeden önce dudaklarımı zorlukla da olsa aralayarak mırıldandım.

F: "Bebeğimize de iyi geceler öpücüğü ver"

Alfamın güvenli kollarının arasında tatlı uykuma dalmadan önce hissettiğim son şey ise yorganın üzerimden kalkması ve karnımda hissettiğim sıcak dudaklardı.

Bebeğimiz, babasından ilk öpücüğünü almıştı bile....

...

Sinirli bir şekilde hızlı adımlarla sarayın ana bahçesinin giriş kapısına doğru ilerliyordum. Güya bugün Hyunjin bana söz vermişti. Akşam saat beşte işleri bittiğinde çiçek bahçesine gidecektik ve ona ektiğim çiçekleri gösterecektim.

Ve Hyunjin tam bir saattir beni bahçede bekletmişti ama hala gelmemişti. O kadar kızgındım ki ona uzun bir süre trip atacağıma emindim. En azından gecikeceğini haber verseydi o kadar süre onu beklemezdim.

Zaten karnım büyüdükçe sırtımdaki ağırlık artıyordu ve ben onu ayakda beklemiştim. Gece ayaklarıma masaj yapmazsa boşanacağın!

Sonunda sarayın bahçe kapısı koridorun sonunda gözüktüğünde daha da hızlandırdım adımlarımı. Zaten bacaklarım acıyordu biraz da hızlı yürüdüğüm için daha da rahatsız ediyordu beni.

Kapının önüne varmak üzereyken Hyunjin de yanındaki daha önce görmediğim adamla içeri geçti. Beni görünce kaşları kalkmış, şaşırmıştı.

Söz veriyordu bana bir de utanmadan beni görünce şaşırıyordu. Kaşlarımı çatarak adımlarımı durdurmadım ve hızlıca yürüyerek tam karşısında dikildim.

H: "Güzelim ne işin var senin bu-"

F: "Bana söz vermiştin Hyunjin! Bir saattir seni bekliyorum. Gelmeyeceğini söyleseydin. Şimdi senin yüzünden bacaklarım acıyor!"

Onun konuşmasına izin vermeden titreyen sesimle konuştum. İstemsizce gözlerim dolmuştu. Gün boyunca Hyunjin'in işleri bitsin de onun yanına gideyim diye saniyeler sayıyordum. Ama şimdi onun birazcık gecikmesi bile kalbimi kırmıştı.

Benim duygusal olduğumu anlamış olacak ki anında yüz ifadesi yumuşadı. Kollarını sarılmam için bana doğru açtığında bir adım geri atarak kaşlarımı çattım. Hemen gardımı indiremezdim!

H: "Güzelim atların aylık kontrolü için ahıra gitmiştim. Özür dilerim seni beklettiğim için"

Yumuşak ses tonuyla konuştuğunda omuzlarımı kaldırarak bakışlarımı kaçırdım. Biraz daha yüzüne bakarsam koşup sarılacağıma emindim.

Saniyeler sonra ise kaslı kollarının sırtıma sarılmasını hissetmiştim. Kolları beni sıkıca sararken daha fazla dayanamayarak başımı göğsüne yasladım.

F: "Hep benim yanımda kal lütfen"

Uzun parmakları usulca saçlarımın arasına daldığında gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım.

H: "Çiçeğim benim, elimden geldiğince işleri kısa tutmaya çalışıyorum. Ben sandım ki bahçeye çıkmak için benim gelmemi bekleyeceksin. Beni bahçede bekleyeceğini düşünmemiştim. Özür dilerim"

Açıklaması ve özürü beni biraz daha yumuşatmıştı. Karnım izin verdiği kadar biraz daha göğsüne sokularak başımı kaldırdım ve çenemi göğsüne yaslayarak yüzüne baktım.

F: "Atların bakımı için mi ahırdaydın?"

Yüzüme dağılmış saçlarımı parmaklarıyla yavaşça iterek başını onaylar anlamda salladı.

F: "Ben de kraliyet atlarına bakmak istiyorum"

Mırıldanarak konuştuğumda bakışları benim üzerimden çekilmiş. Deminden beri yanımızda dikilen adama kaymıştı.

H: "Biraz daha zamanınız var mı?"

"Tabii ki majesteleri her zaman"

Adamın sesi duyulduğunda Hyunjin gülümseyerek elimi tuttu ve parmaklarımızın birbirine kenetlenmesini sağlayarak önümüzde yürüyen kişinin arkasından adımladı. Ben de mutlu bir şekilde onların adımlarına ayak uydurdum.

Hep kraliyet üyelerinin atlarını görmek istemiştim. Özellikle de Hyunjin'in atını.

Çok da uzun olmayan yürüme mesafesinden sonra ahırın önünde durmuştuk. Bakımları yeni yapıldığı için tüm atlar pencerelerinden başlarını çıkarmış, yem kabına konulan yemleri yiyorlardı.

Hepsi o kadar güzellerdi ki.. tüyleri yumuşacık ve parlak gözüküyordu.

Hyunjin'in elini bırakmayarak onun arkasınca adımlıyordum. Sonunda siyah, gri ve kahverengi atların arasında tek beyaz olan atın önünde durduğumuzda dudaklarım aralandı. Çok güzeldi..

At hızlıca yemeğini yemeyi bırakarak sanki Hyunjin'in geldiğini anlamış gibi başını kaldırmış ve direk olarak Hyunjin'e bakarak kişnemişti.

Bu, beyaz güzel atın Hyunjin'in atı olduğunu anlamak pek de zor değildi.

Ben hayran bakışlarla ata bakarken Hyunjin'in bakışları bana taraf dönmüştü.

H; "Bu Solaris. Benim biricik kızım. Küçüklükten beri onunla ben ilgileniyorum"

Sanki ondan bahsettiğimizi anlamış gibi başını biraz daha Hyunjin'e doğru yaklaştırmıştı.

H: "Aramızdaki bağ sayesinde seni de çok seveceğine eminim Felix. Normalde insanlarla pek anlaşamaz"

Dedikleri beni azıcık korkutmuş olsa da atın güzelliğine o kadar dalmıştım ki. Beyaz saçlarının arasından gözüken gözleri cam gibi parlıyordu.

F: "Sevebilir miyim?"

H: "Tabii güzelim"

Birleşik olan ellerimizi ayırarak elimi havaya kaldırdı. Ben de Solaris'i sevmek için elimi açarak ona taraf uzattım. Hyunjin elimi bırakmıyordu. Hem benim hareketlerimi kontrol etmek adına hem de bir şey olursa diye.

H: "Elini yaklaştır ve dokunma. O kendisi sana gelecektir"

Başımı sallayarak elimi başına doğru tamamen yaklaştırdım ama dokunmadım. Bir süre öylece durduktan sonra başını yavaşça kaldırarak Hyunjin'le birleşik olan elime yasladı.

Gerçekten de düşündüğüm gibi yumuşacıktı saçları. Kocaman gülümseyerek arkamda duran Hyunjin'e taraf döndüm.

H: "Seni sevdi"

F: "Hyunjin Solaris çok güzel. Ben de ata binebilir miyim lütfennn"

Hayatım boyunca hiç ata binmemiştim. Ve şu an bunu hiç istemediğim kadar çok istiyordum. Ama Hyunjin'in bakışları sorumla duraksamıştı.

H: "Şimdi karnında bebeğimiz var çok sarsılırsın ama daha sonrasında sana da öğretirim olur mu güzelim?"

Ne kadar bu beni üzse de Hyunjin haklıydı. Çok riskliydi ve böyle bir şeyi yapamazdım. Dudaklarımı büzerek daha fazla alfamın suratına bakmayarak başımı Solaris'e taraf çevirdim.

Biz geldiğimizden beri yemeğini yemiyor sadece bizi izliyordu. Elimize yaslı başını aşağı indirdiğinde benim de bakışlarım aşağı indi.

Yem kabından yemek yiyeceğini sanmıştım ama burnunu hafifçe karnıma yaslayıp kokladığında duraksadım. Hissediyodu ve sanki anlıyordu ne hakkında konuştuğumuzu.

Solaris fazlasıyla akıllıydı. Yaptığı nazik hareketle gözlerim dolmuştu. Arkamda duran Hyunjin'in de bizi izlediğine emindim.

Bir süre öylece karnımı dikkatlice kokladı. Orada Hyunjin'den bir parça olduğunu biliyordu sanki. Ama aniden sesli bir şekilde kişnediğinde irkilerek bir adım geri çekildim.

Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki.. arkamda duran Hyunjin bana bir şey olacak diye hemen yanıma geçerek beni Solaris'ten uzaklaştırmış ve kendisine doğru çekmişti.

Ama o an sanki kalbimin durduğunu hissettim. Kalbime giren sancı önce sırtımı sonra tum bedenimi kapladığında boğazımdan nefes alarak başımı kaldırıp Hyunjin'e bakmaya çalıştım.

Ama anında Hyunjin beni biraz daha göğsüne bastırarak kollarını etrafıma sıkıca sardı. Kalbim alev almış canlı canlı yanıyormuş gibi acıyordu.

Başımı kaldırmaya çalıştıkça Hyunjin biraz daha beni kendisine doğru bastırıyordu. Bu sefer Solaris'in daha yüksek sesle kişnediğini duyduğumda emin oldum bir şeylerin yolunda gitmediğine.

Başımı Hyunjin'in göğsünden kaldıramayacağımı anladığımda nefes almak adına başımı yan çevirdiğimde Solaris'in cam gözlerinden damlayan yaşı ve Hyunjin'in titreyerek havaya kalkan elini gördüm.

H: "Muhafızlar!!"

________________

Noldii noldiiii noldiiiii AHEEYY AHEYY AHEYY

Solaris güneş demek ve İgnis prensinin atının ismine en çok Solaris yakışırdı. Güneş de yanan bir alevdir eheheheh

Bölüm sonu

50 yorum