İçeriğe geç

The White Bloom (HyunLix Omegaverse)

Bölüm 27 · 5 dk okuma

The White Bloom (HyunLix Omegaverse)

Bölüm 27

{27} Aşk dolu

İyi Okumalar 🦋

______________

Sarayın ağır demir kapısının önünde heyecanlı bir şekilde dikiliyordu omega. Güneş ışıkları parlak, beyaz zeminde yansıyarak saraya farklı bir güzellik bahşediyordu.

Omega'nın üzerinde rahat bir kıyafet vardı, hafif esen rüzgar kapıdan süzülerek sarı saçları yüzüne doğru savuruyordu. Sabırsızlıkla eşinin gelmesini beklerken eli içgüdüsel olarak yuvarlak şekil almaya başlayan karnına gitti.

Kıyafetinin altından kendini belli eden küçük bebeğini okşayarak yanaklarını şişirdi ve koridorun başında muhafızlarla konuşan eşine taraf boylandı.

F: "Hadi Hyunjin... hadi..."

Küçük beden kendi kendine fısıldayarak durduğu yerde kıpraştı. O kadar heyecanlı ve sabırsızdı ki daha fazla beklemek istemiyordu.

Sonunda Hyunjin omegaya taraf adımlamaya başladığında, Felix kocaman gülümsedi. Alfa'nın üzerinde gündelik ama şık bir kıyafet vardı. Gözleri hemen Felix'e kaydı, sabırsız bekleyişi gören Hyunjin ise hafifçe güldü.

Fazlasıyla tatlı olan eşi, hamilelikle daha da tatlı hale gelmiş, hafif aldığı kilolarla yanakları tam ısırılası olmuştu.

H: "Daha at arabası hazırlanmadı bile... Sen çoktan hazır mısın?"

Hyunjin kollarını küçüğünün beline sararak konuştu. Omegası artık daha fazla sarayda duramıyordu. Hyunjin toplantılardayken annesiyle bahçede kendince uğraşlar bulmuştu ama bir süre sonra bu da bıktırmıştı omegayı.

Bu yüzden Hyunjin zor da olsa zaman ayırarak bugün küçüğünü saray dışına çıkaracaktı. Ama daha arabanın hazır olmadığını duyan bedenin yüzü anında düşmüştü.

F: "Saatlerdir bekliyorum gibi geliyor bana."

Hyunjin, Felix'in bu haline karşı koyamadı. Parmak uçlarıyla Felix'in yumuşacık yanağını okşayarak gülümsedi.

H: "Tamam. Bugün senin günün. Benim tek görevim seni gezdirmek."

Omega, yanağında hissettiği alfasının sıcak dokunuşuna karşı koyamayarak iri gözlerini usulca kapattı ve yanağını daha fazla bastırdı alfasının eline.

Dakikalar sonra hazır olan arabaya bindiklerinde ve ilerlediklerinde şehrin manzarası yavaş yavaş açıldı. İgnis'in taş sokakları, kızıl damlı evleri, sabah dumanı tüten fırınları ve pazar yerinden yükselen baharat kokuları.. Hepsi bir araya gelip sıcak bir tablo oluşturuyordu. Sanki İgnis'in güneşi bile farklıydı. Felix, arabadan başını çıkarıp etrafı izledi.

Saraydayken aldığı nefesler daha zor oluyordu sanki ama şimdi bu kadar birbirine karışmış kokuya rağmen küçük olan daha rahat nefes aldığını hissediyordu.

Saraydan kaçmak isteyen omega tamamen saraya ait olduğundan ve iki krallığın da varisi olduğundan habersizdi...

At arabası pazar yerinin girişinde durduğunda, bütün dikkatler zaten kraliyet arabasının üzerine çekilmişti.

Arabadan indiklerinde halkın bakışları hemen onlara döndü. Çocuklar ellerindeki renkli şekerlerle koşuyor, esnaf tezgahlarının arkasında yakalamaca oynuyorlardı.

Hyunjin'in varlığı bile sokaklara güven ve huzur yayıyor, insanların gülümsemesini sağlıyordu. Yerli halk başlarını eğiyor, önce prensleri saygılı bir şekilde selamlıyorlardı. Sonra ise hepsinin bakışları tek bir yere kayıyordu.

Prens Felix'in minik yuvarlak, kendini belli eden karnına...

Omega gülümseyerek adımlıyordu eşinin eline tutunurken. Ama onun üzerindeki bakışların da farkına varıyordu. Bu bakışlar onu rahatsız etmiyor aksine mutlu ediyordu.

Hyunjin ise Felix'in aksine tedirgindi. Babası dikkatli olmalarını söylemişti. Her ne kadar Felix dört krallığın da geleceğini karnında taşıyor olsa da, aynı zamanda İgnis'in varisini taşıyordu. Ve düşmanlar, kötü insanlar her yerdelerdi..

Bu yüzden alfa sıkıca tuttuğu eşinin elini bırakrak kolunu onun beline sardı ve omegasını kendisine doğru çekerek adımlamaya başladılar.

Her ne kadar tedirgin olsa da Felix'in gülen yüzünü görmek ona yetiyordu.

Hyunjin, Felix'in adımlarına uyum sağlamaya çalışırken bakışlarını da etrafta gezindiriyor ve ona selam veren insanlara gülümsüyordu.

Felix renk renk kumaşlara dokundu, minik bakır süslerin üzerine eğilip hayran hayran baktı. Hyunjin ise, Felix'in parlayan gözlerini izlemekle yetindi.

Omega heyecanlı bir şekilde o tezgahtan şu tezgaha geçiyor. Her garip, farklı ürünleri kontrol ediyordu.

H: "İstediğin bir şey var mı çiçeğim?"

Hyunjin, Felix'in bu sorusunu bekliyormuş gibi hemen parlak gözleriyle eşine taraf döndü. Hyunjin de Felix'e taraf eğildiği için yüzleri fazlasıyla yakındı. Bu yüzden küçük olanın yanakları kızardı. Çünkü üzerlerindeki bakışların farkındaydı.

F: "En son geldiğimizde yediğimiz çöreklerden istiyorum"

Felix utangaç bir şekilde fısıldadığında Hyunjin kızarmış yanaklara hafif bir öpücük kondurdu.

H: "Aç mısın güzelim? Açsan arabada yemek getirdik"

Eşinin sıcak öpücükleriyle mayışan beden kedi gibi mırıldayarak konuştu.

F: "Aç değilim o çöreklerden canım çekti"

Hyunjin anladığını belli eder bir şekilde başını salladı ve Felix'in belinde duran elini daha da sıkılaştırarak eşini kendisine doğru biraz daha çekti.

H: "Saraya döndüğümüzde senin için yapmalarını söyleyeyim"

F: "Şimdi alsak olmaz mı? Çok güzel kokuyor"

H: "Küçük çiçeğim şimdiki durumun dışarıda yemek yemen için uygun değil. Tehlikeli"

Omega dudaklarını büzerek başını alfasının göğsüne yasladı. İlk defa yediğinde de sevmişti o çörekleri ve şimdi çok güzel kokusu geliyordu.

F: "Ama sen o teyzeyi tanıyordun. O kötü yemek vermez ki"

H: "Biliyorum güzelim ama tehlikeli. Senin için onu saraya davet ederim ve sarayda kontrol altında çörekler yapar tamam mı?"

Başka seçim hakkı olmayan küçük beden başını eşinin göğsünden kaldırmayarak onaylar anlamda salladı. Tüm hevesi kırılmıştı..

Hyunjin göğsüne sokulan Felix'in sarı saçlarına birkaç öpücük kondurarak sırtını okşadı eliyle. Buraya gelmeden babası birçok konuda Hyunjin'i uyarmıştı ve tüm bunlar Felix'i ve bebeği korumak içindi. Bu yüzden Hyunjin babasının sözünden çıkamazdı, küçüğünü üzmüş olsa bile.

Ağlamak üzere olan Felix aşağılarda hissettiği kıpırdanma ile bakışlarını aşağı indirdi ve çikolata yediği için burnuna kadar çikolata olmuş küçük kız çocuğuna baktı.

Küçük kız çekingen ama meraklı bakışlarla Felix’in bacaklarının önünde duruyordu. Gözleri Felix'in üzerindeydi ama sonra Hyunjin'e taraf döndü ve cırtlak sesiyle sordu.

"Prensim, eşiniz neden çocuğunuzu yemiş?"

Felix kendisini tutamayarak kıkırdadığında Hyunjin de gülerek diğer eliyle küçük kızın saçlarını okşadı.

H: "Nereden çıkardın bakalım bunu?"

Küçük çocuk sanki annesinin duymasından korkar bir şekilde prense taraf biraz daha yaklaşarak fısıldadı.

"Anneme prensimizin çocuğu nerede sorduğumda eşinin karnında dedi"

F: "Karnımda ama midemde değil ki?"

"Ama niye orada ki. Dışarı çıksın biz de görelim"

H: "Önce biraz daha büyümesi gerekiyor. Hem bugün okul yok mu bakalım? Sen neden buradasın. Okula gidecek yaşta duruyorsun"

Hyunjin ciddi bir şekilde sorusunu sorduğunda Felix şaşkın bakışlarıyla başını kaldırarak Hyunjin'e baktı.

"Ben hasta olduğum için okula gitmedim"

H: "Hiç hasta görünmüyorsun ama"

Felix gülerek hafifçe Hyunjin'i dürttü. Çocukla nasıl konuşacağını bilmiyordu ve küçük kız çok gerilmişti.

F: "Hyunjin fazla ciddi konuşuyorsun"

Alfa omuzlarını kaldırarak Felix'e baktı. Kız ise bakışların onun üzerinden kalktığını anladığı an hızla koşarak onlardan uzaklaşmıştı.

H: "Sadece soru sordum"

F: "Ses tonun çok ciddi ama"

H: "Öyle mi. Hiç farketmedim"

Hyunjin eğilerek Felix'in alnına uzun ve sıcacık bir öpücük kondurdu. Normalde çocuklarla çok iyi anlaşırdı ve ciddi ses tonuyla konuştuğunu farketmezdi bile.

H: "Seninle konuşurken de mi çok ciddi oluyor ses tonum"

Felix hemen başını hayır anlamda sallayarak başını tekrar eşinin sıcacık göğsüne yasladı ve sadece Hyunjin'in duyacağına emin olduğu ses tonuyla konuştu.

F: "Benimle konuşurken sesin aşk dolu oluyor"

Kendi söylediği cümleye yanakları kızarırken alfasının da kocaman gülümsemesine neden olmuştu.

Günün geri kalanında ise Felix, Hyunjin'in korumacı tavırlarından fırsat buldukça bolca gezmiş ve saraydan uzakta özgürce dolaşmıştı.

__________________

Olur da biri.. Felix'e veya bebeğe zarar vermeye kalkarsa watty'i yakarım şamdşsödşsösşwödşwödşe

Bölüm sonu

26 yorum