İçeriğe geç

The White Bloom (HyunLix Omegaverse)

Bölüm 20 · 5 dk okuma

The White Bloom (HyunLix Omegaverse)

Bölüm 20

{20} Islanalım biraz

İyi Okumalar 🦋

______________

Saray odası o akşam yavaşça karanlığa bürünürken, herkes işlerini bitirerek, krallık da yavaş yavaş sessizliğe bürünüyordu.

yağmur pencere camına ritmik bir melodiyle vuruyordu. Damlalar dışarıda bir serinlik bırakırken içerideki şömine usul usul yanıyor, odanın içini yumuşak bir sıcaklıkla sarıyordu.

Ancak şöminenin ısısından çok kalplere daha huzur verici olan şey, pencerenin önünde duran iki kişiydi.

Felix pencereye yaklaşmış, alnını cama yaslamıştı. İnce sabahlığı omuzlarından dökülürken, gecenin yağmuru gözlerinde derin bir huzur uyandırıyordu. Sessizdi, ama içinde kıpırtılar vardı.

Hyunjin ise sabah yaşadığı olaydan sonra durgun olan omegasını izliyordu sessizce. Tüm gün Felix'in yanında kalmak için diğer işlerini iptal etmişti. Küçüğünün karmaşık bir dönemde olduğunu çok iyi anlıyordu. Ve bu zamanlarda onu yalnız bırakmak istemiyordu.

Alfa birkaç saniye sonra omeganın arkasına usulca yaklaştı. Kollarını nazikçe Felix'in beline doladı. Çenesini onun omzuna yasladı. Nefeslerinin, feromon kokularının birbirine karışmasına izin verdi.

Küçük beden, büyüğünün ona sarılmasıyla titrek bir şekilde kapattı gözlerini ve derin bir nefes aldı. Haftalardır hissetmediği korku hissi ona geri dönmüştü. İçindeki karmaşıklığın aksine odanın sessizliğinde sadece yağmurun sesi vardı.

F: "Seviyorum bu sesi"

dedi Felix, başını Hyunjin'in yanağına yaslayıp, kedi gibi eşinin yanağına sürtünerek. Sessizliği bozmak onu biraz daha iyi hissettiemişti.

Hyunjin, yanağına yaslanan omegasına kollarını daha sıkı sardı. Tüm bu süre boyunca ruh eşi bağları fazlasıyla güçlenmişti.

Felix beline her saniye daha da sıkıça sarılan kollar yüzünden hafifçe güldü ama gözleri hala dışarıdaydı. Sonra yavaşça dönüp Hyunjin'e baktı. Gözlerinde parlayan bir çocukça istek vardı.

Felix, Hyunjin'e döndüğünde alfa da gözlerini onun gözlerine dikti. Sabahtan beridir omegasının gözlerindeki o ışığı göremiyordu ve tekrar onun yaramaz bakışlarını görmek alfayı rahatlatmıştı.

F: "Bahçeye inelim mi?"

Hyunjin kaşlarını kaldırdı. Anlamadığını belli eder bir şekilde baktı sarışınına

H: "Şimdi mi? Islanırız."

F: "Tam da bu yüzden, biraz ıslanalım"

Küçük beden oyuncu bir şekilde konuşarak alfasına taraf döndü ve parmaklarını Hyunjin'in göğsüne koyarak baktı büyüğüne.

Hyunjin kısa bir tereddüdün ardından boyun eğdi. Asla hayır diyemezdi bu güzel bakışlara. Hem saatler sonra Felix'i gülerken gördükten sonra yüzünü tekrar soldurmak istemiyordu.

Gülümseyerek başını salladı ve küçüğünü onaylayarak ellerini sıkıca birleştirdi.

Sadece birkaç dakika sonra, ikisi de sarayın taşlı bahçesine ayak basmışlardı. Yağmur ince bir örtü gibi üzerlerine yağıyor, gecenin serin havası tenlerini okşuyordu.

Felix, sıkıca tuttuğu Hyunjin'in elini bırakarak kollarını iki yana açtı ve yüzünü göğe kaldırdı. Yağmur damlaları saçlarından süzülüp boynuna kadar iniyor, dolgun yanaklarını okşayarak yüzünün her tarafına yayılıyordu.

Hyunjin ise sadece birkaç adım geriden kollarını açarak yağmurun altında dönen bedeni izliyordu. Bu küçük omega, şu an dünyanın en masum neşesiyle dönüyor, kahkahasını yağmurla birlikte havaya bırakıyordu. Sanki hiçbir yük, hiçbir görev omzunda değildi.

Alfa, omegasını izlemeye dalmışken, Felix bir anda Hyunjin'in kolundan çekerek onu da yağmurun ortasına aldı.

F: "Haydi! Sen de!"

Hyunjin kocaman gülümseyerek ay ışığının altında parlayan surata vaktı. Küçük elleri tutarak Felixi etrafında döndürdü. Çocukça bir coşku sardı ikisini de. Sanki hayatın bütün ciddiyeti sarayın içinde kalmıştı. Hyunjin seneler sonra ilk kez bu kadar çocukça hissediyordu kendisini.

Hyunjin, ona hem aşkı, hem korkuyu, her hissi yaşatan şimdi de onu çocukluğuna götüren bedenin kahkahalar eşliğinde yağmurun altında oynayışını izliyordu.

Omegasının büyüsüne kapılarak bir adım geriye çekildi ve bir prensin asaletiyle Felix'in önünde diz çöktü. Gülümsemesini durdurarak şaşkın bir şekilde izledi Felix alfasını. Hyunjin ize kısık ama etkili bir ses tonuyla konuştu.

H: "Felix, bana bu dansı lütfeder misin?"

Felix'in nefesi kesildi. Gözlerinde biriken yağmur damlaları mıydı, yoksa duygular mıydı, ayırt edemedi. Önce dudakları titredi sonra yüzü güneş gibi parladı.

F: "Lütfediyorum, Prens Hyunjin."

Hyunjin omegasının ona uzattığı elini tutarak ayağa kalktı ve diğer elini onun beline yerleştirdi. Yağmur altındaki taş zemin, aniden bir balo salonunun pırıltılı parkesine dönüşmüş gibiydi.

Müzik yoktu ama onların kalp atışları yetiyordu.

Adımlar ritmik, göz teması sabitti. Hyunjin'in ayakları Felix'inkiyle uyum içindeydi. Felix'in başı, zaman zaman Hyunjin'in omzuna yaslanıyor, sonra tekrar göz göze geliyorlardı.

İkisinin de kalbi öyle bir ritimle çarpıyordu ki sanki ikisi de ilk gözgöze geldikleri ana geri dönmüş gibilerdi. Aynı heyecan, aynı korku, aynı hisler...

Felix, yaşlar biriken gözlerini Hyunjin'in gözlerine dikerek titrek bir nefes verdi. Kendisini kaçmaya çalıştığı bu yere şimdi fazlasıyla ait hissediyordu.

Hyunjin duygulanan eşini biraz daha kendisine doğru çekerek belini daha sıkı sardı ve başını hafif yana eğerek yağmurun altında ıslanmış dudaklarını onun dudaklarına bastırdı.

Islanmış vücutları sanki esen soğuk rüzgarı hissetmiyordu. İkisi de dudaklarından yayılan sıcaklıkla sarmalanıyorlardı.

Dansları kadar zarif olan öpücükleri, şehvetten çok duygu, sevgiye yönelikti. Küçük öpücüğün ardından Hyunjin alnını Felix'in alnına yaslayarak baktı iri gözlere.

Alfasının derinden gelen hislerle dolu olan bakışları altında ezline omega eşinin göğsüne başını yaslayıp, orada, yağmurun altında, dünyanın en güvende olduğu yerine sığındı.

O gece, ikisi de ıslanmış, üşümüş ama hiç olmadığı kadar sıcak kalmıştı...

...

Sarayın hizmetkarları, yağmurdan sırılsıklam dönmüş prensleri kapıda görünce kısa bir şaşkınlık yaşasalar da, fazla sorgulamadılar. Hyunjin'in elini Felix'in sırtında tutuşundaki özen ve Felix'in gülümseyişindeki huzur, zaten tüm soruları susturmuştu.

Tüm gözlerin onların üzerinde olduğunu farketmeden odalarına doğru ilerlediler. Odaya girer girmez Hyunjin, titreyen Felix'in ellerini tuttu ve minik soğuk ellere öpücükler kondurdu.

H: "Hemen sıcak bir duş alalım güzelim"

Soğuktan titreyen beden hemen onaylar anlamda başını salladı. Sesi çıkmasa da, içten içe bu kadar özen görmek onu mutlu ediyordu.

Sıcak buhar, yağmurun serinliğini bedenlerinden söküp alıyordu. Hyunjin, Felix'in saçlarına sabun sürerken parmakları onun başına masaj yapar gibi dolaşıyordu.

Soğuk havanın ardından sıcak suyun altında olmak onu mayıştırmaya yetiyordu zaten. Biraz da Hyunjin'in parmaklarının yumuşaklığı bir bebek gibi uyutmak üzereydi onu.

Gece iyice çöktüğünde, banyodan çıkan ikili kendilerini sıcak duşun ardından şöminenin önünde buldular. Kalın bir battaniyeye birlikte sarılmış, yere yayılmış minderlerin üzerine oturmuşlardı. Ateş çıtırdıyor, dışarıda yağmur hala kendi ritmiyle yağıyordu.

Felix başını Hyunjin''in omzuna yaslamış, ellerini onun göğsüne bastırmıştı. Her ne kadar şöminenin sıcaklığı onu ısıtsa da o, alfasının sıcaklığını istiyordu.

Vücuduna çöken ağırlık uykusu olduğu için miydi yoksa sabah yaşananların ağırlığı mıydı emin değildi. Ama alfasının kalp atışlarını duymak onu rahatlatıyordu.

Yüzünü de alfasının göğsüne gömerek battaniyenin altında kıpraşarak Hyunjin'in kucağına çıktı.

Hyunjin kucağına oturan bedeni gülümseyerek izliyordu. Sonunda Felix yerine iyice sinip, Hyunjin'in boynuna sokulduğunda alfa şöminenin ışığı altında parlayan tutamlara öpücükler kondurdu.

Battaniyeyi kucağında oturan bedenin sırtına da iyice sararak onun sıcacık olduğuna emin oldu. Çok geçmeden Felix, Hyunjin'in öpücükleri, dokunuşları ve bulunduğu yerin rahatlığı sayesinde uykuya dalmıştı bile.

Alfa, omegasının derince uyuduğunu anladıktan sonra onu da alarak yatağa geçti ve tatlı tatlı burnuna gelen beyaz yasemin kokusunu ciğerlerine çekerek huzurlu bir uykuya daldı.

________________

Felix hamile kalacak da olaylar zirveye çıkacak da kaoslar olacak da çocuk doğacak da mutlu aile yazacağız da ohooo kitap nerede bitecek. Çok kaybolmuş hissediyorum.

Bölüm sonu

107 yorum