İyi Okumalar 🦋
_____________
Sarayın iç bölümleri çok genişti. Felix her seferinde sarayın başka bir kısmını keşfediyordu. Ve Kraliyet üyelerinin burada nasıl kaybolmadan yaşadıklarını merak ediyordu.
Bugün Hyunjin'in programında üç farklı konsey oturumu, askeri birliklerin yeni planlarının gözden geçirilmesi, şehir dışından gelen mesajların okunması vardı. Programı okumak bile yorucuydu omega için. Alfa'nın bunca şeyi bir güne nasıl sıkıştırdığını anlayamıyordu.
Dün kendisi biraz fazla gezdiği için yorgunluktan şikayet ediyordu ama alfasının programı dün daha da yoğundu. Onun bir kere bile şikayet ettiğini duymamıştı.
İçinden büyüğünün ne kadar yorulduğunu düşünüp üzülürken ilk konsey odasına girmişlerdi bile. Normalde gizli bilgiler konuşulduğu için başka kişilerin girmesi yasaktı ama Felix de bir Prens'ti artık.
İlk toplantı odasına girerken Felix biraz gerildi. Masanın etrafındaki herkes ciddiyetle oturmuştu. Herkesin üzerinde Ignis kırmızısı, altın sırmalı ceketler, sabırlı ama disiplinli bakışlar vardı. Hyunjin'in ise ses tonu düşüktü ama ciddiydi. Yüksek sesle konuşmasına gerek yoktu çünkü herkes pürdikkat onu izliyordu.
Felix, kenarda, küçük bir sedire oturmuştu. Onun varlığı ilk başta ilgileri dağıtmış gibi olsa da, Hyunjin'in tek bir bakışı herkesi tekrar düzene sokmuştu. Kimse alfanın ruh eşine kötü gözle bakmaya cesaret edemezdi. Veya kimse Omega'nın neden burada olduğunu sorgulayamazdı.
Felix, Hyunjin'in kararlılığını ve soğukkanlılığını izlerken, içinde tarif edemediği bir gurur dalgası hissetti.
İkinci oturum daha kalabalıktı, askeri birlikler toplandığı için. Taktik haritalar serilmiş, askeri danışmanlar orduyu daha iyi hale getirmek için düşüncelerini sıralıyorlardı. Hyunjin elindeki kalemle notlar alıyor, her fikri sabırla dinliyor, sonra mantık süzgecinden geçirerek net kararlar alıyordu.
Felix bir ara gözlerini kapadı. Uyuyakalmamaya çalışıyordu ama konuşulan terimlerin hiçbirisini anlamıyordu. Ama Hyunjin hala aynı sabırla konuşmaya devam ediyordu.
Öğleye doğru, üçüncü konseye başlamadan Hyunjin ara verme kararı aldı. Herkes toplantı odasını terkederken alfa koltuğun kenarında oturan bedene seslendi.
Felix'i yanına çağırdı. Koltuğun kenarına oturmuş omega, göz kapaklarını açmadan alfasının sesini duymuştu.
Hyunjin küçüğünün uyumak üzere olduğunu anladığında kendisi masanın başından kalkarak sakin adımlarla Felix'e doğru adımladı ve önünde durarak üzerine doğru eğildi.
H: "Çok sıkıldın, değil mi?"
Felix, yanaklarını şişirerek gözlerini kırpıştırdı ve başını kaldırarak alfasına gülümsedi.
F: "Hayır. Sadece... bu kadar yoğun olduğunu bilmiyordum."
Hyunjin, Felix'in yanına oturup alnına küçük bir buse kondurdu.
H: "İşler ne olursa olsun, sen buradayken her şey daha kolay. Tam yoruldum dediğimde kaçamak bakışlarla sana bakıyordum ve tüm enerjim yeniden doluyordu"
Felix memnun bir şekilde kıkırdayarak başını Hyunjin'in geniş omzuna yasladı. Sonra yavaşça elini Hyunjin'in boynuna götürerek, yan döndü ve tek koluyla alfasının boynuna sarıldı.
Kalbi hızlı atmaya başlamıştı. Hyunjin'in boynuna sarılı olan elini kaldırarak küçük parmaklarıyla eşinin çenesini okşadı ve başını onun omzundan ayırarak boyun girintisine yaklaştırdı.
Heyecandan hızlı hızlı nefes alırken minik bir öpücük bıraktı karanfil kokan boyuna. O kadar gergin ve heyecanlı hissediyordu ki küçük öpücüğüyle alfayı nasıl rahatlatarak uysal bir kediciğe çevirdiğinin farkında değildi.
F: "Sana moral öpücüğü. Bir tane daha toplantıya dayanabilesin diye."
Hyunjin, aldığı öpücük yüzünden huzurla kapattığı gözlerini geri açarak derin bir nefes aldı. Alfası o kadar rahattı ki içinde, kalbi o kadar huzurla doluydu ki bunu asla kelimelerle anlatamazdı.
Verdiği öpücükten utanarak kızaran bedenin kulağına eğilip fısıldadı.
H: "Tehlikeli bir silahın var, Prens Felix."
Felix gözlerini devirerek gülümsedi. Bunu duymak onu daha da utandırmıştı ama belli etmemeye çalışıyordu. Ki alfa zaten omegasının kalbinin ne denli hızlandığını çok iyi biliyordu.
...
Öğleden sonra geldiğinde Hyunjin'in göz altları biraz belirginleşmişti. Ne kadar bir süre yemek yiyip dinlenmiş olsalar bile alfanın yorulduğu bariz bir şekilde belliydi.
Ki sadece bir kenarda oturan Felix'in bile başı ağrımaya başlamıştı tüm bu konuşmalar yüzünden. Gözlerini toplantının sonuna kadar zar zor açık tutmaya çalıştı.
Sonunda herkes teker teker odayı terk ettiğinde omega oturduğu koltuktan kalkarak sandalyesine çökmüş alfasına yaklaştı.
Hyunjin öylece sırtını sandalyeye yaslamış başını geri atarak gözlerini kapatmıştı. Kapalı gözlerinden bile ne kadar yorgun olduğu belliydi.
Büzülmüş dudaklarıyla Hyunjin'i izleyen Felix, elini alfanın yüzüne götürüp orayı okşadı ve yorgun gözlerinin altına dudaklarını bastırdı. Yumuşak dudakların baskısını yüzünde hisseden alfanın nefesi derinleşti. Sanki yeniden tekrar nefes almaya başlamış gibi.
H: "Sadece senin öpücüklerin... beni ayakta tutuyor bugün."
Hyunjin fısıldayarak konuştuğunda Felix gülümseyerek bu sefer aldığı cesaretle alfasının yüzünün her noktasına bastırdı sıcak dolgunluklarını.
Akşamüzeri olduğunda, Hyunjin gelen mektupları da cevaplamayı bitirdiğinde, odadan çıkarak kolunu Felix'in beline doladı. Koridoru beraber geçerken artık havada görevlerin ağırlığı yoktu. İkisinin de konuşacak hali kalmamıştı ama birbirlerine olan küçük temasları her şeyi anlatıyordu zaten.
Sarayın gün ışığı yavaş yavaş yerini geceye bırakırken, odanın içi narin bir loşlukla dolmuştu. Perdeler yarı açık, rüzgar hafifçe içeri sızıyordu. Hava ne kadar soğuk olsa da büyük odanın içi her zaman sıcaktı ikili için.
Hyunjin, sabahlığını çıkarıp yatağın kenarına oturdu. Günün yorgunluğu omuzlarına çökmüştü.
Felix, yorganın altından başını hafifçe çıkarmış, yanında yorgun bir şekilde oturan eşine bakıyordu. Garip bir şekilde onu böyle gördüğünde ağlayası geliyordu.
Omega küçük elini yorganın altından çıkararak alfasına uzattı. Hyunjin, ona uzanan parmakları gördüğünde tüm yorgunluğunu unutarak kocaman gülümsedi ve küçük eli tutarak dudaklarına götürdü.
Felix'in eline sıcak bir öpücük bıraktıktan sonra sessizce yatağa uzandı ve Felix'in yanına sokuldu. Minik bedeniyle yorganın altını o kadar sıcacık yapmıştı ki Hyunjin girdiği an uykusu gelmişti.
Birkaç saniye sıkıca sarılarak sadece birbirlerinin nefesini dinlediler. Sonra Hyunjin yerlerini değiştirerek bu sefer kendisi başını Felix'in göğsüne koydu, elini dikkatlice onun incecik beline doladı.
Her zaman Felix Hyunjin'in göğsüne sokuluyordu bu sefer eşini göğsünde dinlenen kendisiydi.
Felix'in parmakları, Hyunjin'in saçlarının arasında dolaşarak eşinin başını okşarken sessizce mırıldandı.
F: "Senin günlerin hep böyle mi geçiyor?"
Hyunjin omzunu silkti. Küçüğünün ne kadar endişelendiğini gayet iyi görüyordu ve onun bu kadar kendisini önemsemesi hoşuna gidiyordu.
H: "Endişelenme çiçeğim. İşler biriktiği için. Her zaman böyle olmuyor"
Felix, rahat bir nefes vererek göğsüne sokulan alfasının saçlarını okşamaya devam etti. Hyunjin'in eli onun belini usulca okşuyor, omegasının hafif yasemin kokusunu ciğerlerine çekiyordu.
Alfa, burnunu omeganın boynuna bastırarak yumuşak kokuyu derince ciğerlerine doldurdu ve yorganın altına girerek bu sefer başını Felix'in karnına yasladı. Kollarıyla o kadar sıkı sarıyordu ki Felix'i sanki küçüğünün bir milim bile kendisinden uzaklaşmasını istemiyordu.
Alfa, içindeki koruma içgüdüsünün fazlasıyla yoğunlaştığının farkındaydı. Henüz hiçbir şey görünmüyordu ama... oradaydı. İçlerinde bir şey yavaş yavaş filizleniyordu artık.
Alfa dudaklarını eşinin karnına bastırdığında, Felix'in kalbine küçük bir ürperti yayıldı. Boğazı düğümlendi. Onca zaman boyunca korkmuştu, kaçmıştı. Ama şimdi burada, korktuğu şeye fazlasıyla yakındı. Tek fark artık Hyunjin'in sesi, sıcağı, sabrı... onu huzurla sarıyordu.
Odayı gecenin sessizliği, ikilinin birbirine karışan kokuları sarıyordu sadece. Hyunjin, başını Felix'in karnına yaslamış, gözlerini kapatmıştı. Sanki onun içindeki minik, henüz varlığı sadece hissedilen mucizeyi duymaya çalışıyordu.
F: "Hyunjin..."
H: "Hmm"
Felix'in fısıltılarını duyan Hyunjin uykuya dalmak üzere olan gözlerini açarak başını kaldırdı ve ona üstten bakan güzelinin endişeli yüzüne baktı.
F: "Hamile miyim?"
Alfa, eşinin endişeden titreyen sesini duyduğunda hafifçe gülümseyerek yatakta doğruldu ve Felix'e yaklaşarak ona sıkıca sarılıp küçüğünü göğsüne doğru çekti.
H: "Daha bilemeyiz çiçeğim. Şimdilik çok erken. Ama belirtiler başladığında sen zaten hissedeceksin güzelim."
Felix, derin bir nefes alarak başını onaylar anlamda salladı ve kollarını Hyunjin'in beline sararak sıkıca sokuldu ona.
Korkuyordu, buna hazır değildi ama sokulduğu göğüste her seferinde alfasının kalp atışını duyduğunda daha da rahat hissediyordu kendisini.
O gece, yorgun olan ikili için sarayda sessizlik hakimdi. Ama bir odanın içinde iki kalp, hayatın en derin sözsüz yeminini çoktan etmişti.
Ve bu yeminin bir parçası olan küçük bir can daha...
_____________
Elimde sadece iki tane yedek bölümüm kaldı. Çok pis sıçtık arkadaşlar.





