⚓⚓⚓
EVELYN WİTHMORE
Gemi limana demir atmış, tayfa hoplaya zıplaya inmişti.
Ben ise bir fıçıyı ters çevirmiş Kaptan Silas ve Owen'ı bekliyordum.
Kaptan'ın beni yanında istemesi kesinlikle ayak işlerini gördüreceğinden ve beni sinir etmek istemesinden olduğunu düşünüyordum.
Ama işime gelmişti. Beş kuruşsuzdum ve kalacak bir yerim yoktu. Bilmediğim bu yerde ne yapacağımı bilemezdim.
Kaptan Silas farkında olmadan beni bu düşüncelerden kurtarmıştı.
Ayak sesleriyle beraber ayağa kalktım. Önde Kaptan onun ardından Owen geliyordu.
" Gidiyoruz. " Dedi Owen. Kaptan gemiden indiğinde bizde onun peşi sıra inmiştik.
Owen hemen önümdeydi. İri bir yapısı vardı. Uzun boylu ve geniş omuzluydu. Sarı saçlı ve yeşil gözlüydü. Bu heybetine rağmen onun önünde yürüyen Kaptan'ı görebiliyordum.
Çünkü Kaptan, Owen'dan bile heybetliydi. Gece gibi kara, gür saçları, geniş omuzları ve kaslarından dolayı yırtılacak gibi olan gömleği...
Yoldan geçen kızlar ondan gözlerini alamıyordu. Keza Owen'dan da öyle.
Bazıları bana bile bakıyordu.
Erkek kılığında olmama rağmen yakışıklıydım. Bazılarına çapkın bir gülüş bile atmıştım.
Sonra gerçekten kadın olduğumu hatırlamış ve kendi kendime gülmüştüm.
Düştüğüm bu durum içler acısıydı.
Geçtiğimiz yerleri incelemek adına Owen'ın arkasından çıkmış ve yan yana yürümeye başlamıştık. Bana kısa bir bakış atmış, sonra önüne dönmüştü.
Kaptan nereye gideceğini biliyor gibiydi. Emin adımlarla yürüyordu. Tenha bir sokağa girdiğimizde insanlar azaldı.
" Nereye gidiyoruz? " Diye fısıldadım Owen'a.
Owen bana bakarak, " Ona sormaya ne dersin yeni çocuk? " Dedi.
Gözlerimi büyüterek " Tabiki hayır. " Dedim.
Owen bana sert bir bakış attı.
" O zaman sorgulama. Yürü. ".
İçimden ona söve söve giderken de söyleniyordum.
Sanki yürümüyorum. Emir veriyor birde.
Bir iki dakika daha yürüdük. Sonra ayık insanların içeri girdiği ve sarhoş olarak çıktığı bir mekanın önünde durduk. Kaptan beklemeden içeri girdi.
Harika. Biricik Kaptanımız Tortuga'ya gönül eğlendirmek için gelmiş, bizi de peşinden sürüklemişti.
Mükemmel!
İçeri girdiğimizde leş gibi bir konu burnuma dolmuştu. Burnumu tutup koşarak uzaklaşmak istedim ama yapamadım. Yüzümden memnuniyetsizlik akıyordu adeta.
Kaptan'ın yüzünü göremiyorum ama Owen oldukça normal görünüyordu.
Alışkındı tabi.
İçeriyi incelediğimde sarhoş insanlar ve onların dibindeki kadınları gördüm.
Domuz gibi kokan o adamların yanında isteyerek durmadımlarına emindim. Para kazanmak için buradalardı.
Ben gemiye girmeseydim eğer o kadınlardan birisi olacağıma şüphe yoktu.
İlerden bir kadın adeta koşarak geldi ve Kaptan Silas'ın koluna yapıştı. Bakışkarım onlara dönmüştü.
Kaptan yürümeye devam ediyor, koluna yapışan kadına bakmıyordu bile.
" Hangi rüzgar attı seni buraya. " Dedi kadın. Daha önce tanışmış olmalılardı.
Kaptan, kolunu kadından kurtardı ve ona bakmadan etrafı inceledi.
" O nerede? "
Kadın bıkkınlıkla soludu. Muhtemelen kaptanın onun dudaklarına yapışmasını beklemişti.
Hayalleri suya düşmüş olmalıydı.
Yazık.
Kadın eliyle bir masayı işaret etti. Kaptan ve Owen hiç durmadan o masaya ilerlediğinde ben kadına bir bakış atmıştım. Kadın ise sanki benden yüz bulmuş gibi bu sefer benim koluma yapıştı.
Owen ve kaptanın bakışlarının bana döndüğünü hissettim. Kadın bana cilveyle bakıp, " Bu geceyi beraber geçirmeye ne dersin yakışıklı çocuk. " Dedi.
Gülmekle ağlamak arasında kaldım.
Ne diyeceğimi bilemedim. Dehşete düşmüş bir halde öylece dururken Kaptan'ın Owen 'a ' şunu getir' dediğini duymuştum.
Kız bir yanıt beklerken Owen kolumdan tutarak, " Daha sonra " Diye yamıtladı onu.
Kadın peş peşe red yemenin verdiği sinirle gitti. Ben ise hâlâ şaşkındım.
Kaptan bana sert bir bakış atıp önüne döndü ve ilerledi.
" Kaptan yanındayken gözümüzün önünde oynaşma cesaretini nasıl buldun Eli? " Dedi Owen.
" Oynaşmadım! "
" Kadınla az daha düzüşmek üzereydin. "
Tanrım! Şaka olmalı! Benim bir organım bile yok!
" Kadın ağzımın içine girdi. "
Owen onaylamaz bir bakış atıp sustu.
Kaptan bir masanın önünde durunca masada duran orta yaşlı adam hızla ayağa kalktı.
" Magnus! Kadim dostum. " Dedi. Kaptan ise ona sadece baş selamı verip, " Haber yollamışsın. Geldik. " Dedi.
Adam ona masayı işaret ederek,
" Otur " Dedi. Kaptan bize bir bakış attı ve Owen'a onların bildiği kaş göz dilinde otur dedi galiba. Bizde oturduk.
Adam, kaptan'la sohbet etmeye çalışıyordu. Kaptan Silas ise buz gibi bir ifade ise " Konuya gir. " Dedi.
Odun gibi adamdı. Kadınların sadece dış görünüşüne bakarak aldanmamasını diledim.
Bu adamla ömür mü geçerdi.
Benim ona olan tahammülsüz bakışlarımı gördü ama hiçbir tepki vermedi.
Adam cebinden buruşuk, yırtık bir parça çıkardı. Sonra masanın üstünde açtı. Bu bir haritaydı.
" Bu nedir? " Dedi Owen.
" Leviathan'ın mezarının bulunduğu harita. "
Owen belli bir şekilde şaşırdı. Nadir tepki verirdi. Kaptan ise gözlerini kısarak adama baktı. " Bu kadar kolay mı yani? "
Konuştukları şey her neydi bilmiyorum ama önemli olmalıydı.
Adam ciddi bir ifade ile " Hayır. " Dedi.
" Bu harita üç haritadan sadece biri. Leviathan'ın Mezarını bulmak istiyorsaniz diğer haritaları da bulmak zorundasınız. Daha doğrusu almak. "
" Diğer haritalar nerede? "
Adam sesi içine kaçmış bir şekilde,
" O haritanın birisi.. Dorian Ashcroft..
Yani Siyah Vaiz. " Dedi.
Korsanlık ve korsanlarla alakalı hiç birşey bilmiyordum. Buna rağmen adamın ismini duyunca ürpermiştim.
Kaptan Silas ise nefretle soludu.
" Diğeri? "
" İngiliz Krallığı. Çok gizli bir ortamda saklı tutulduğu düşünülüyor. "
Neydi bu Leviathan'ın mezarı da bu kadar önemliydi?
Haritada şuan hiçbirşey anlaşılmıyordu. Çok inceleyemeden Silas haritayı aldı ve cebine koydu. Ayağa kalkarken bizde kalktık.
" Bize iki gün konaklamak için yer ayarla. Biraz daha işimiz var. " Demişti giderken. Peşinden giderken onun kaptanlığının ve emirlerinin her yerde geçerli olduğunu anladım.
⚓⚓⚓
Kaptan Silas'ın verdiği emirle adam bize bir ev bulmuştu. Üç odalıydı. Owen ve ben evdeydik. Kaptan ise çıkmıştı.
Merak ettiğim soruları belki Owen'dan alabilirdim.
" Leviathan'ın mezarı da ne? " Diye sordum.
Bana dehşetle baktı.
" Nesin sen? Dünyada ki
ilk günün mü? "
Ona anlamazca baktım. O ise bezginlikle nefes verdi.
" Leviathan'ın mezarının ne olduğunu tüm korsanlar bilir. Korsan olmayanlar da az çok duymuştur. "
" Bilmiyorum dostum! Anlat artık. "
Koltuğunda ileri doğru eğildi ve anlatmaya başladı.
" Leviathan'ın Mezarı aslında bir gemi.
Yüzlerce yıl önce İspanyolların altınlarını taşıyan eski bir savaş gemisini. İçinde herşey var. Yüklü bir hazine. Ki bu hazineye sahip olan İngiltere krallığına bile sahip olabilir.
Ama çoğu sadece bunu istemiyor.. "
Merakla dolmuştum. Şahsen ben sadece altınları alır krallık kurardım.
" Neyi istiyorlar? "
" O gemide bir sandık var. Hiçbir kilit? Hiçbir demirci açamaz. O sandıktaki mühürü bulup kullanan tüm korsanların lideridir. Kaptanların kaptanı, yüzlerce yıl önce ilk ve son kez tüm korsanlara, denizlere hükmeden bir adam vardı.
Alaric Blackthorne..
O mühür ona ait. Ve gemi de.
Denizlerin en büyük savaşında ortadan kayboldu. Çoğu lanetlediğini ve fırtınalı havalarda göründüğünü söylüyor. Yerini hiç kimse bilmiyor. "
Aydınlanma ile doldum. " Ve siz de o mühürü istiyorsunuz? "
Owen sence der gibi baktı. " Kim istemez ki yeni çocuk? "
" Ben istemezdim. "
Owen şaşırdı ve " Neden? " Dedi.
Ben neden tüm denizlere, korsanlara hakim olayım ki? Şuan bir gemide bile zorunluluktan duruyordum. Deniz tutuyordu beni bir kere!
Tabi Owen'ın bunları bilmesine gerek yoktu.
Sessiz kalınca sorgulamadı. Odasına gitti. Ben ise boş boş oturuyorum.
Karnım guruldamaya başlamıştı. Buraya gelirken Owen yemek yapmak için malzemeler almıştı ama elini bile sürmemişti.
Sanırım iş başa düşmüştü.
⚓⚓⚓
Akşam çökmüştü. Yemek olarak tereyağında kızartılmış levrek, yanında limon ve otlar...
Gayet leziz görünüyordu. Kaptan daha gelmemişti. Owen ise kokuyu almış olmalı ki odasından çıktı.
Masayı kurulu bir şekilde görünce şaşırdı.
" Otur da yemeğimizi yiyelim. Belli ki Kaptan gelmeyecek. " Dedim. Gelir demesini bekledim ama ağzını açmadı. Masaya oturdu ve şaşkınlığını atarak önüne levrek aldı.
Bende karşısına geçip yemeğimi yemeye başladım.
Kadın halimle burada onunla yemek yesem romantik bir yemek diye düşünebilirdim. Ama şuan tam bir erkektim ve yemek de romantiklikten oldukça uzaktı.
" Yemek yapmayı nereden öğrendin? Tanıdığım hiçbir erkek bu kadar lezzeti yemek yapamaz. "
Yediğim lokma boğazımda kaldı. O ise önemsememiş, önünden alacakmışım gibi tıkınıyordu.
Su içtim ve " Hayatının çoğunda aç kalmamak için yemek yaptım. Öğrendim bir süre sonra. " Dedim.
Başını aşağı yukarı salladı ve " Gemide kesinlikle sen yemek yapmalısın. Aşçı Murphy 'den kat kat daha güzel yemek yaptığın kesin. " Dedi. Güldüm. Kadınsı bir gülüş olmaması için dua ettim ama domuz sesi çıkararak erkekçe bir gülüş sunmuştum.
Yemeğimizi yedikten sonra o poşetlerden bir rom şişesi çıkardı ve koltuğa oturarak sakince içmeye başladı. Ben masayı ve bulaşıkları toplamış, Kaptan belki gelir diye masaya çatal kaşık koymuştum. Kalan 4 Levreği ise tavasından çıkarmamıştım.
Yorgunluk ağır basınca odaya çıktım. Kaptan, Owen'a bana birkaç kıyafet almasını, diğer kıyafetlerin tayfa tarafından ele geçirildiğini söylemişti. Kapının arkasına bir sandalye koyarak açılmasını engelledim ve odanın içindeki küvete girerek temizlendim.
Aklıma geçen gece olanlar gelince ofladım.
Tam bir salaktım.
Su soğuktu ama ben zaten alışkındım. Yeni kıyafetleri giyinip eskileri küvetin içinde yıkadım. Kuruyunca daha fazla kıyafetim olacaktı. Eli'nin kıyafeti.
Çünkü şu aralar Evelyn olmaktan oldukça uzaktım.
⚓⚓⚓
Güneş ışıkları yüzüme vurunca gözlerimi açmak zorunda kaldım. Günler sonra o kadar rahat bir uyku çekmiştim ki gerinerek kalktım. Korse ve peruk olmadan rahat bir uyku çekmeyi o kadar özlemiştim ki..
Ayağa kalktım ve elimi yüzümü yıkadım. Dişlerimi bir fırça yardımıyla temizledim. Gemideki tayfaların dişleri gibi dişlerim olsun istemezdim.
Temiz olan insan sayısı azdı gemide. Kaptan, Owen ve Arthur dışındakiler pek dikkat etmiyordu buna.
Saçlarımı bulduğum bir fırçayla taradım ve peruğumu kafama geçirdim. Korsemi giyince o rahatlık yerini koca bir rahatsızlığa bıraktı.
Erkek kıyafetlerini giyip, belime kılıcı ve çakmak tabancayı yerleştirdim.
Şaka gibiydi ama artık bir korsandım.
Birkaç tane de leşim vardı.
Haftalar önceki Evelyn şuan yaşadıklarımı görse bana götüyle güler miydi yoksa ağlar mıydı artık emin değildim.
Aşağıdan gelen sesler ile aşağı indim.
Dün gece kurduğum masa temizdi.
Owen'ın içtiği rom şişeleri sehpahanın üstünde öylece duruyordu. Owen kapıda ayakkabılarını giyiyordu.
" Nereye? " Dedim.
Bana baktı ve " Kaptanla dışarıda işlerimiz var. " Dedi.
O sırada arkamdan gelen sesle o tarafa döndüm. Kaptan kılıcını yerine koyarak merdivenlerden aşağı iniyordu.
" Yeni çocuk da geliyor. " Dedi kısaca. Ben artık ortalıl malı gibi oradan oraya sürüklendiğim için alışkındım.
Ses çıkarmadan çizmeleri ayağıma geçirdim.
Evden çıkarken sebepsizce heyecanlıydım. Fakat bu heyecanım sade
ce birkaç saniye sürdü.
Daha kapının eşiğini yeni geçmişken...
Bir çelik sesi duyuldu.
Kaptan Silas'ın boğazına dayanmış bir kılıç vardı.
Siyah pelerinli bir adam...
Ve onu çevreleyen onlarca silahlı insan.
Bir anda bütün sokak sessizliğe gömüldü.
⚓⚓⚓
BÖLÜM
SONU