İçeriğe geç

The Percect Family [bxb]

Bölüm 3 · 6 dk okuma

The Percect Family [bxb]

Bölüm 3

3. Bölüm

Evin önüne park ederek, arabadaki eşyalarımı aldım. Birkaç gün evde çalışacaktım ve Gizem'in olmayışı bu sıkıcı süreci daha katlanılmaz yapacaktı.

Dolu ellerim ile kapıya ilerlerken anahtarı ceketimin cebinden çıkartmaya çalışıyordum. Ellerimdeki fazlalıklar yüzünden bir türlü anahtarı cebimden çıkartamamıştım. En sonunda cebimden düşen anahtarla sinirle oflayarak elimdeki evrak çantamı mantomun olduğu diyer elime aldım. Tam eğilip alıyordum ki bir el benden hızlı davranıp uzandı anahtarıma. Yavaşça kafamı kaldırırken bir kaşım da otomatik olarak havaya kalkmıştı. Yüzüme olması gerekenden fazlaca yakın olan adam ile gözgöze geldiğimde ilk şaşırsam da hızlı davranıp geri çekildim. "Afedersiniz, elleriniz doluydu bende yardım etmek istedim." Endişeli hali beni kendime getirince yüzümdeki korkunç ifadeyi silip hemen yerine mahçup bir gülümseme yerleştirdim. "Ah hiç dert etmeyin, özür dilemenize de gerek yok." Teşekkür etmediğimi hatırlayıp konuşmama devam ettim. "Çok teşekkür ederim." dedim, anahtarı kafamla göstererek. "İsterseniz mantonuzu alabilirim." Yine mahçup bir gülümsemeyle mantomu almasına izin verdim.

Kapıyı açtıktan sonra evrak çantamı girişe bırakıp kapıda beni izleyen yakışıklı adama döndüm. "Masabaşı çalışmak bazen çok yorucu olabiliyor." Hala kendimi tanıtmadığımı fark edince, "Ben, Eren. Tanıştığımıza memnun oldum." Dedim elimi uzatarak.

"Bende öyle Eren Bey. Samet ben de. Daha iki gün önce yanınıza taşındım, şu sıralar eşyaları yerleştirmekle uğraştığım için mahalleliyiyle tanışma vaktim olmadı. Emlakçı da buralarda sadece emekli çiftlerin oturduğunu söylemişti. Yalnız kalacağım için çok korkmuştum. Ama bu sabah sizi kardeşinizle çıkarken görünce ne kadar rahatladım anlatamam." Ne kadar enerjik birisi. diye düşünmeden edemedim.

"Kardeşim mi?" aklıma takılan soruyla ona bakınca o da şaşırmış gibi görünüyordu. "Evet, bu sabah yanınızdaki küçük kız." En sonunda Gizem'den bahsettiğini farkettiğinde ağızımdan bir haaa sesi çıkmasını durduramadım. Utangaç bir gülümsemeyle "O küçük kız aslında benim kızım." dedim. Samet Bey'in gözleri yavaş yavaş büyüdü ve yüzünde komik bir şaşkınlık ifadesi belirdi. "Kızınız mı? Vay be, yani çok genç duruyorsunuz. O yüzden kardeşinizdir diye düşünmüştüm." Ufak bir kahkaha döküldü dudaklarımdan. "Maalesef hiç göründüğüm gibi hissetmiyorum." deyip iç çektim. İçerisi yavaş yavaş soğuyordu. "Tanıştığımıza tekrardan çok memnun oldum Samet Bey."

"Samet diyebilirsiniz. Resmi konuşmaları sevmem." İçten bir şekilde gülümseyerek ellerindeki mantomu kavradım. "Ben de sevmem, Samet." Aynı şekilde iç ısıtıcı bir şekilde gülümseyerek karşılık verdi bana. "Görüşürüz, o zaman." diyerek evine doğru yürümeye başladı. Yüzümdeki gülümsemeyle, boş olan elimi kaldırıp ona el salladım.

En azından bu bir haftalık süreyi sıkıcı geçirmeyecektim.

Ertesi gün işlerimi erkenden halledip Gizem'in okuluna gidecektim. Zaten bugünki programımı ona göre düzenlemiştim. Bu yüzden işlerim göz acıp kapayıncaya kadar bitmişti. Üzerimi giyinip telefonumu ve anahtarlarımı aldıktan sonra evden çıktım.

Kapıyı kilitlerken yan evin de kapısının açıldığını fark ettim. Samet, üzerinde kırmızı bir sweatshirt, siyah kot pantolon ve üzerindekileri tamamlayan bir deri ceket ile kapısından çıkmıştı. Beni fark edince yüzümde yer edinen gülümsemeye engel olamadım. "A, Eren! Günaydı- ah." saatine baktı ve devam etii. "Tünaydın, yani." Gülerek "Tünaydın." dedim evin önündeki kısa basamakları inerek.

"Nereye böyle?" sorusuna cevap olarak seni ilgilendirmez demeyi düşünsem de buradaki ilk ve tek arkadaşımı kaybetmek istemezdim. "Kızımın okulundaki bir sorun hakkında yönetmelikle konuşmaya gidecektim. Sen?" İlk söylediğime kafansını salladı. İkincisine ise, "Markete falan gidecektim önemli bir şey değildi." diye yanıt verince kafamı sallayarak arabama doğru yürüdüm. "Şey, aslında buradaki çoğu yeri bilmiyorum. Bir tek iki mahalle ilerideki eskiciyi biliyorum ama onunda yiyecek sattığını düşünmüyorum."

Ne yani, onunla falan gelmemi mi isteyecekti?

"Yani şey demek istediğim, acaba beraber gitsek nasıl olur? Sen okulda işini halledersin sonra bana rehberlik edersin, hm?" Yani normalde asla kabul etmezdim ama Samet iyi birisiydi, ya da çok iyi rol yapıyordu, ve benim için her türlü karlıydı. Hadi ama, mazot fiyatlarından haberiniz var mı?

Yavaşça kafamı sallayıp, "Olur, tabii." dedim. Sevinçle gözleri parladı. Hızlıca evinin önündeki arabasının kilidini açtı ve arabanın kapısını açmak için benim yanına gelmemi bekledi.

Benim tariflerimle Gizem'in okuluna varmıştık. Şaşkındım çünkü yol boyunca hiç soru sormamıştı. Arabadan inmeden önce kemerimi açarken. "Ne kadar sürer bilemiyorum ama fazla uzun süreceğini düşünmüyorum." dedim. Hızlıca gülümseyerek kafasını iki yana salladı. "Hiç dert değil, rehberimsin artık bırakta bekleyeyim." Söylediklerine gülümseyerek kapıyı açtım ve okula doğru yürüdüm.

Bu öğretmen beni gerçekten sinir etmişti. Ve ben sinirlenince istediğim olana kadar savaşırdım. Biraz çocukçaydı ama bugün bu işi kökünden halledecektim. Bu işin sonu kızımın hayatına etki edecekse o zaman çocuk gibi cırlamaya bile hazırdım.

Müdirenin ofisinde oturmuş sözde öğretmenin gelmesini bekliyordum. Gelince ben ona gösterecektim saçmalamayı. Üzerine düşündükçe sinirim daha fazla artıyordu. Kapı açılınca içimden sonunda diyerek ayağı kalktım. Ama beklediğim kişilerden çok en beklemediğim kişi girmişti kapıdan.

Üzerine tam oturan lacivert takımı ile Aras Sarac tam karşımdaydı. Kaşlarım şaşkınlıkla çatılırken onun yüzünde yine o katı ifadesizlik vardı. Gözlerimi Aras'tan çekip yeni farkettiğim Müdireye çevirdim. Aras'ın yanından geçerek önündeki sandalyede oturduğum masasına ilerledi. "Buyurun oturun, Aras Bey." Eli ile karşımdaki sandalyeyi gösteriyordu sonra, "Sizi de beklettiğim için kusura bakmayın lütfen." dedi bana hitaben. "Şuan bakacağım tek kusur kızımın öğretmeni Mehmet Bey'dir, Aysel Hanım." dedim kalktığım sandalyeye otururken. Karşımdaki orta yaşlı kadın derin bir nefes vererek gözlüğünü düzeltti. "Biliyorum, Eren Bey lakin Mehmet Bey okulumuzun ileri gelen öğretmenlerinden biridir." Duyduklarımla kaşlarımı çattım. Tam ağızımı aralayıp bir şey diyecekken sert ve kalın ses düşüncelerimi bile böldü.

"Sizce eşcinsel bireyler hakkında böyle düşüncelere sahip birisi nasıl iyi bir öğretmen olabilir?" Sesinden manipülatiflik akıyordu. Histerik ayrıca sinsi bir gülüş dudaklarında belirdi, "İnsanlık dramı resmen." Eskiden bu hallerine deli olurdum. Hatta çoğu zaman benimle böyle konuşarak beni deli ederdi. Düşüncelerimi Müdirenin sözleri böldü.

"Bakın, birbirimizi uzun yıllardır tanıyoruz, Mehmet Bey kızınızın yeni sınıf öğretmeni ve dönemi yarıladık. Bu yüzden-" bu sefer söz kesme sırası bendeydi. "Sizce benim, yani bizim istediğimiz şey bu mu? Sizce biz kızımızın düzeninin bozulmasını ister gibi mi duruyoruz? Bakın dediğiniz gibi birbirimizi uzun zamandır tanıyoruz, bu yüzden sizden ricam çok değerli 'öğretim görevlinize' insanların hayatları hakkında yorum yapmanın ona düşmediğini söyleyin." Yavaşça ayağı kalkıp son kozumu kullanmak için Müdirenin masasına yaslandım ve ona doğru yaklaştım. "Aksi taktirde, bizzat ben, sahip olduğum bağlantılar sayesinde Bakanlığa bir okul müdürü ve saygın bir öğretmenin içinde bulunduğu aşkı seve seve iletirim." Normalde tehdit kullanmayı sevmezdim ancak, daha fazla buna katlanmayacağımı düşünmüştüm.

Kadının yüzü kızarmış, hatta morarmaya bile başlamış olabilirdi. Aldığım tepkiyle keyfim yerine gelirken eğildiğim yerden yüzümdeki gülümseme ile doğruldum. "Umarım anlaşılmıştır, Aysel Hanım. Kızım benim için dünya üzerindeki en önemli şey. Bu yüzden umarım sözlerimi tehdit olarak algılamazsınız." Kesinlikle bir tehditti.

"İyi günler." Diyerek kapıya doğru döndüm. Benim ilerlememle karşımdaki beden de ayağı kalkmıştı.

Allah, Tanrı, Buda aşkına bu yine spor salonuna gitmeye mi başladı. Düşüncelerimi susturamıyordum çünkü Aras Sarac kocaman cüssesiye, en azından bana kıyasla, yanımda yürüyordu.

Kafamı, düşüncelerimi dağıtmak amacıyla iki yana salladım. "Yine neyi düşünmekten kaçıyorsun?" Bana yönelik sorusuyla kaskatı kesildim. Biliyordu.

Beni biliyordu, tanıyordu, seviyordu. Ama önceden.

İçimde biriken öfke ile sesimi stabil tutmaya çalışarak, "Seni ilgilendirmez." dedim ve yürümeye devam ettim. "Eren!" duyduğum ses ile kendime geldim. Tabii ya, Samet. Onu görünce ister istemez yüzümde bir gülümseme oluşuyordu. Neşeli bir aurası vardı.

Arabasının kapısına dayanmış gülümseyerek bana bakıyordu. Bir elinde sigara vardı ama beni görünce hemen söndürmüştü. Adımlarımı hızlandırarak yanına geldim ve arabaya bindik. En son arkama baktığımda görüğüm şey ise kaşları çatık bir şekilde bizden tarafa bakan Aras Sarac'tan başka bir şey değildi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.