İçeriğe geç

The Percect Family [bxb]

Bölüm 2 · 6 dk okuma

The Percect Family [bxb]

Bölüm 2

2. Bölüm

Şirkete vardığımdan beri düşüncelerimden biraz da olsa uzaklaşabilmiştim. Zaten konu Selim ve Deniz olunca insanın dertleri buhar oluyordu.

Onlarla üniversitedeyken tanışmıştık. O zaman gençliğin getirdiği enerji ile birbirimize çok bağlanmıştık. Selim uzun boylu, kumral bir adamdı. Grubun neşesi dediğiniz kişiler olurdu ya işte Selim o tür bi kişilikti.

Deniz ise onun tam tersi, sert mizaçlı bir kadındı. Siyah saçlarını her iş günü topuz yapardı. Çok disiplinliydi. Zıt kutuplara sahip olmalarına rağmen 2,5 yıldır evliydiler. Onlara imeriniyordum. İkisi de birbirini çok seviyordu.

Deniz ince gözlüğünü düzeltip ayağı kalktı. "Anlaşıldığına göre herkes çalışmaya dönebilir." Çalışanlar yavaş yavaş toplantı odasından çıkarken Selim de ayaklandı. "Ne oldu sana be abicim?" Masaya dayalı elimi ağrıyan başıma çıkardım. "Gizem, ona gitmek istedi." Ben başımı ovarken ikisini bir sessizlik sarmıştı. "Yani, bu oldukça doğal Aras'ta onun babası." Deniz konuşmuştu. Demiştim her zaman disiplinliydi. Ve mantıklı.

Ben, Deniz, Selim ve Aras sözde ayrılmaz arkadaş grubuyduk. İlk başlarda hepimiz öyle düşünüyorduk.

"Biliyorum ama küçük prensesimi çok özleyeceğim." Dudak büzerek konuştuğumda Selim'den gür bir kahkaha yükseldi. "Ulan sende bi-" Görmesem de onu susturan şeyin Deniz'in delici bakışları olduğunu fark etmemek elde değildi. Daha fazla düşünmeden ayağı kalktım ve kapıya doğru yürüdüm. "Alışman gerek, biliyorsun değil mi?" Deniz'in sözleri beni durdurmuştu. Yüzüme ufak bir tebessüm kondurup döndüm onlara. "Biliyorum. Hadi oyalanmayalım daha fazla."

Odadan çıktım. Yavaşça ofisime doğru yürümeye başladım. Burası binbir emekle bu mertebeye gelebildiğim ikinci evimdi. Zamanında çok zorluklar çekerek kendimi geliştirmiş ve annemin hep istediği gibi kendi işimin patronu olmuştum. Kafamı kaldırıp etrafa bakındım. Herkes kendi işine dönmüştü. Ofisimin içine girdiğimde masamdaki dosya yığınına oflayarak yaklaştım. "Bir yerden başlamak gerek."

Yorucu bir iş gününün ardından şirketten çıktım. Çalışanlar hep beraber şirket yemeğine gitmişlerdi. Selim çok yalvarsa da Gizem'i götüreceğim için çok üzerinde durmadı. Oflayarak çoktan boşalmış olan otoparka girdim. Havalar soğumaya başlamıştı, Gizem'in yanına kazak koysam iyi olacaktı.

Arabaya ulaşınca vakit kaybetmeden eve sürdüm. Kapıyı anahtarla açmamla beraber Gizem'in kucağıma atlaması bir oldu. "Babişim gelmiş!" Bütün yorgunluğum üzerimden kalkarken onu kucağıma aldım. "Okulun nasıldı bakalım, prenses. Melis ablanı üzmedin değil mi?" Yavaşça bize doğru yaklaşan Melis'e bakarak konuştum. "Hiçbir zaman üzmedi Eren Bey. Maşallah, çok uslu bir çocuk." Melis, lise son sınıfa giden genç bir kızdı. Ailesinin durumu olmadığı için kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyordu. 4-5 ay önce bir iş ilanında görmüştüm onu. Tam da işlerin en yoğun olduğu dönemde bir hayat kurtarıcısıydı. Ta o zamandan bu zamana ben işteyken Gizem'i okuldan alır, yemeğini yedirir, onunla oyunlar oynardı. Ben gelince de evine giderdi. Çok iyi bir kızdı, Gizem'de seviyordu onu.

"Melis, bu bir hafta boyunca gelmene gerek yok." Söylediğimle kafasını sallayıp mantosunu üzerine geçirdi. "İyi akşamlar, Eren Bey. Görüşürüz Gizemciğim." Gizem el sallarken kapıdan çıkan kızın arkasından gülümsedim. "Ee, anlat bakalım neler yaptın bugün?" Kucağımdaki kızımla odasına doğru yürürken bugün yaptıkları şeyleri dinliyordum.

"...sonra Mehmet Öğretmenim dedi ki, aileler anne, baba ve çocuktan oluşur." Şaşkınlıkla yüzüne baktım. "Öyle mi dedi Mehmet Öğretmenin?" Hatırlamak istermiş gibi bir yüz ifadesi takınıp kafasını aşağı yukarı salladı. Onu yavaşça yatağına bıraktığımda heyecanla konuşmaya devam etti. "Bende dedim ki, Öğretmenim benim iki tane babam var, hatta İrem ve Pelin abladan bile bahsettim." İrem, benim küçük kardeşim Pelin ve onun karısı Elif'in kızıydı. Derin bir iç çekerek, "Öğretmenin peki ne dedi?" Diye sordum bir yandan çantasına kazaklarından birkaç tane koyarken. "Bana saçmaladığımı söyledi. Öyle bir şey olamazmış." Duyduklarımla kaşlarım çatıldı. Hangi devirdeydikte bir öğretmen böyle bir seyi bir öğrencisine daha doğrusu bir çocuğa söyleyebiliyordu. Hayır, eşcinsel evlilikler bile ülkede yasallaşmışken okullarda böyle öğretmenlerin hala 'ahlak' bekçiliği yapması beni çok sinirlendirmişti.

Yapım gereği görüşlerimi savunmaktan asla geri durmazdım. Annem böyle öğretmişti. "Merak etme, Babiş. Ben iki babamın olmasını çoooook seviyorum." Kıkırdayarak konuşan Gizem, düşüncelerimi dağıtmıştı.

Nasıl bu kadar tatlı olabiliyordu bu çocuk? Kesinlikle bana çekmişti. Kesinlikle.

Çantasının fermuarını çekerek ona döndüm. "Hadi bakalım." Heyecanla kapıya doğru koştu. "Oleeey." Ufak bağırışları yüzümdeki gülümsemeyi derinleştirmişti. Ama şu öğretmen hala aklımda takılı kalmıştı. En iyisi müdireyle bir konuşayım, diye düşündüm. Şuanlık Gizem için bir sorun olmasa da yakında bazı şeyleri sorgulamaya başlayacaktı ve böyle biri tarafından eğitilirse kendini bana -bize- karşı kapatmasından endişeleniyordum.

Arabada giderken en sevdiği şarkılardan birini açmıştım. Deli gibi eşlik ediyordu. "ÇALDIĞIN O KALBİ YERİNE KOY LÜTFEN." Gizem'in Aleyna sevgisi çok büyüktü. Evet, aldırana kadar başımın etini yediği pembe ayıdan bile büyüktü. Şarkının yavaş yavaş sonuna gelirken evlerine de yaklaşıyorduk. İki katlı müstakil evin önüne gelince arabayı durdurdum.

Gizem heyecandan yerinde duramıyordu. Görende diyecek ne zamandır göstermiyorsun kızına babasını diye. Oysa ki sadece 2 haftadır görüşmüyorlardı.

Boşanma işinden sonra Gizem'in velayetini Aras'a vereceklerdi. O daha zengin ve daha başarılıydı. Ancak Gizem beni istediğini net bir şekilde dile getirmişti. O adamı görmek istemiyorum, diye ağlamıştı. Bende istemiyorum kızım, bende. Ne o adamı ne de baban olacak olan o şerefsizi bir daha görmek istemiyordum.

"Babiş?" Gizem'in seslenişi ile kendime geldim. "İnmeyecek miyiz?" Hemen silkelenip kapımı açtım, yavaşça Gizem'in tarafına geçerek "Buyurun bakalım, Prenses Gizem." Ufak bir reverensla karşıladım onu. "Mersi, sebastian." Diyerek bir leydi edasıyla indi arabadan. Bunu nereden öğrendiğini bilmiyordum. İçimdeki gülme isteğini bastıramayarak bir kahkaha attım. Gizem de benimle gülmeye başlamıştı. Kahkahalarım yüzümde ufak bir tebessüme dönüştü ve bir dizimin üzerine eğildim. "Pekala, leydim. Şimdi ayrılık vakti." Ben birşey demeden sıkıca boynuma dolanan kollarla ona sıkı sıkı sarıldım. Bir haftalık da olsa insan yavrusundan ayrılınca canı acıyordu.

Öksürük sesi ile yavaşça kafamı kaldırdım. Bir zamanlar çok güzel baktığı için kendimden kıskandığım gözler ile karşı karşıya geldim. Gözlerimiz tekrardan buluştu belki ama asla eskisi gibi hissettirmedi. Ne zamandır oradaydı? Ne zamandır bizi izliyordu?

Gizem, benim baktığım yere bakmak için döndüğünde yavaşça ayaklandım. "Baba!" Diye koşarak atlamıştı kucağına. Aklıma eskiden onu karşılama şeklimiz geldi.

Genelde işten hep geç çıkardı biz de Gizem ile o gelene kadar yemek hazırlardık. Kapı açılır, içeri o erkeksi ve yoğun parfümü yayılırdı. Gizem onun kucağına atlar, bende sıramın gelmesini beklerdim. Acaba hala aynı parfümü mü kullanıyor? Düşüncelerimden irkilerek ayrıldım.

Gizem'in oturduğu koltuğun yanındaki çantasını alıp onlara yaklaştım.

"Baba, seni çoook özledim." Kelimeleri uzatarak konuşmasına ikimizde tebessümle karşılık verdik. "Aa, Gizem mi geldi?" Ta ki o sesi duyana kadar. Gizem de benim kadar şaşırmıştı. Aras, biraz yana çekilip onu görmemi sağladı.

Anıl Oktuğ.

Hayallerimin yıkıcısı, hayatımın alt üst olmasının, Aras'ın benden ayrılmasının sebebi.

Beni fark etmiş olacak ki yüzüne alaycı bir gülümseme yerleştirdi. "Aa, bak sen! Eren Yavuzoğlu da buradaymış." Gizem de benim gibi rahatsızlık duymuş olacak ki Aras'ın kucağından indi. "Zayıflamışsın sanki biraz. Ay, yok yok baya çökmüşsün sen ya." Yüzünde sahteden bir endişe ile Aras'ın omzuna elini attı.

Sinirlerim geriliyordu ve bu çok kötüydü. Eğer sinirlenirsem elimden bir kaza çıkardı ve Gizem çok korkardı.

Ona istediğini verme!

Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Dediklerine göz devirdikten sonra pandalı çantasını Gizem'e uzattım. Ufak bir tebessümle "Fazla yaramazlık yapma tamam mı?" Kafasını yavaşça salladı ve çantayı ellerimden aldı. "Görüşürüz, babiş." Gülümseyerek içeri girdi ve gözden kayboldu. Onlarla muhatap olmamı gerektirecek birşey kalmayınca arkamı dönerek arabama yürüdüm.

"Tch, bunun tribide hiç çekilmiyor. Sen nasıl dayandın o kadar yıl ya?" O an gerçekten gidip yılların ardında bıraktığı kin, öfke ve üzüntüyü yüzünün ortasına kocaman bir yumruk atarak gidermek istedim. Belki o zaman rahatlardı içimdeki karadüğüm. Ama yapamazdım. Artık yetişkindim ve eğer böyle birşey yaparsam hayata tutunmamı sağlayan tek kaynağımı, biricik kızımı da kaybetme riski ile yüzleşirdim. Sakince arabama bindim ve artık yapayalnız kaldığım evime döndüm.

Bölüm sonu

1 yorum