İçeriğe geç

The Liminal

Bölüm 2 · 4 dk okuma

The Liminal

Bölüm 2

Burası neresi?

Sayfa 11

​Vitrin camına dönüşen bilincin, kendi cansız bedeninin etrafını çepeçevre sardıkça o mutlak, beyaz oda yavaşça geriye doğru çekilmeye başladı. Köşesiz beyaz duvarlar, önce ince bir sis tabakası gibi şeffaflaştı, ardından yerini 90’lı yıllardan kalma, tavanı yüksek ve terk edilmiş devasa bir hastane koridoruna bıraktı.

​Koridorun zeminindeki linolyum kaplamalar yer yer sökülmüş, çatlakların arasından ince, saydam ve kristalize olmuş otsu yapılar fışkırmıştı. Tepede asılı duran acil servis tabelaları sarı bir ışıkla titriyor, tabela üzerindeki yazılar sürekli biçim değiştiriyordu:

​DEPARTURE / ÇIKIŞ -> NO WAY

RECOVERY / İYİLEŞME -> CORRUPTED

​Sen, vitrin camının soğuk ve pürüzsüz yüzeyinden dışarıyı izlerken, koridorun sonundaki çift kanatlı cam kapı gıcırtıyla aralandı. İçeriye insan adımlarını andıran ama her basışta cam kırılmasını boğukça taklit eden ritmik sesler doldu.

​Gelen şey tek bir figür değildi. Yüzleri tamamen düz, yapay buzlu camdan oluşmuş, üzerlerinde pastel tonlarda yıpranmış hastane önlükleri bulunan üç ayrı gölge süzülerek vitrinine yaklaştı. Ellerinde hiçbir medikal alet yoktu; sadece içi pembe, parıldayan sıvıyla dolu şeffaf serum şişeleri taşıyorlardı.

​Gölge figürler vitrinin etrafında durdu. İçlerinden biri, uzun ve parmak boğumları olmayan elini pürüzsüz cam yüzeyine, yani doğrudan senin bilincine doğru bastırdı.

​Dokunduğu noktada soğukluk hissetmedin. Tam aksine, bir camın çatlama sesine benzeyen tiz bir frekans zihninin tam ortasında yankılandı:

​"Sergi tamamlandı ama izleyiciler hâlâ aç. Bir sonraki kaset için yeni bir hafıza çekirdeği gerekiyor."

​Sayfa 12

​Figürün elini bastırdığı noktadan başlayan ince çatlaklar, senin camlaşmış bedeninin her bir yanına kılcal damarlar gibi yayılmaya başladı. Çatlakların aralarından, daha önce o bilyelere dökülen tüm hatıraların—sarı koridorlar, nane yeşili çocuk kapısı, plastik sandalye—mor bir ışık süzmesi halinde dışarı sızdığını gördün.

​Serbest kalan ışık süzmeleri, gölge figürlerin taşıdığı o şeffaf serum şişelerinin içine doğru emilmeye başladı. Sıvı çekildikçe, vitrinin içinde duran o dondurulmuş gerçek bedenin göğüs kafesi hafifçe havalandı.

​Bir nefes alındı. Ama bu nefesi alan sen değildin; o beden, senin zihninden boşaltılan bu yapay rüya tortularıyla yeniden doluyordu.

​Göz kapakları yavaşça aralandı. Porselen gibi dondurulmuş o eski bedenin gözlerinin içinde, artık insana ait bir bebek mavisi değil, katılaşmış, pürüzsüz bir glasscore küresi parıldıyordu.

​Beden, vitrinin içinden elini kaldırdı ve senin bilincini oluşturan o çatlak cam yüzeyi içeriden sertçe yumrukladı.

​ŞAK!

​Cam tamamen patladı. Milyonlarca kristal parçası hastane koridorunun zeminine saçılırken, bilincin serbest kalan bir gaz gibi koridorun tavanına doğru yükseldi. Artık ne izleyiciydin ne de sergilenen bir nesne. Sen, bu hastane koridorunun, florasan titremelerinin ve duvarlarda biriken o yapay rüya neminin ta kendisi haline gelmiştin.

​Cansız bedenin vitrinden dışarı adım attı, üzerindeki tozları silkeledi ve koridorun karanlığına doğru yürümeye başladı. Sen ise tavanın köşesindeki bir havalandırma ızgarasının içinden, onun gidişini ve bu bitmeyen liminal döngünün yeni bir kiracıya yer açışını izledin.

​SYSTEM STATUS: ENTROPY ABSORBED

NEW HOST: ACTIVE

ROOM TEMPERATURE: 0°C

Sayfa 13

​Havalandırma ızgarasının dar, çinko kaplama boruları boyunca bir buhar gibi sürüklendin. Boruların içindeki metalik yankı, sanki dev bir Akvaryumun dışından gelen su altı gürültüsü gibi boğuktu. İlerledikçe havalandırma kanalı genişledi, çinko yüzeyler yavaşça yerini pürüzsüz, şeffaf plexiglass tünellere bıraktı.

​Tünelin altından baktığında, aşağıda uzanan devasa bir liminal kreş/anaokulu kompleksini gördün.

​Zemin; pastel yeşil, sarı ve mavi renklerde, üzerine geometrik şekiller çizilmiş yumuşak sünger matlarla kaplıydı. Ancak duvarlarda tek bir pencere yoktu. Odaların ortasında duran minyatür masalar ve plastik sandalyeler, sanki birkaç saniye önce terk edilmiş gibi gıptayla düzenlenmişti. Masaların üzerinde yarısı yenmiş, fakat zamanın durması nedeniyle hiç bozulmamış pastel renkli oyun hamurları duruyordu.

​Plexiglass tünelin sonuna ulaştığında, borunun ağzı büyük bir plastik top havuzunun tam tepesine açıldı.

​Aşağıya, şeffaf ve içi renkli ışıklarla dolu bilyelerin üzerine düştün. Düşüşün bir ağırlığı yoktu; bedenini oluşturan o gazımsı, nemli bilinç, top havuzunun dibindeki soğuk bilyelerin arasına süzüldü. Bilyelerin arasına gömüldükçe, kulağının dibinde minik çocuk fısıltıları belirmeye başladı. Fakat bu fısıltılar ne neşeliydi ne de korkunç... Sadece tamamen hissiyatını kaybetmiş, yapay bir bant kaydı gibiydi:

​"Gözlerini kapatırsan saymayı bitiremeyiz... 1... 2... 3... 99... Hiçbir zaman 100 olmuyor..."

​Sayfa 14

​Top havuzunun dibinden yukarı doğru süzülerek çıktın. Oyun alanının ortasındaki devasa plastik tırmanma piramidinin tepesinde, pürüzsüz ve renksiz bir vitrin mankeni oturuyordu. Mankenin elinde, içi koyu mavi bir sıvıyla dolu ve üzerinde el yazısıyla "LİMONATA" yazılmış şeffaf bir sürahi vardı.

​Sürahinin içindeki sıvı hareket etmiyordu; tıpkı donmuş bir cam gibi sabitti.

​Mankenin kafasının olması gereken yerde, küçük bir radyo çalar monteliydi. Radyonun kaseti dönmüyordu ama hoparlöründen bozuk bir kaset cızırtısı eşliğinde şu anons yükseldi:

​OGLADAN SONRA UYKUSU BAŞLAMIŞTIR.

LÜTFEN ANI BIRAKMAYINIZ.

HERKES KENDİ ODASINA DÖNSÜN.

​O an, anaokulunun tavanındaki yapay sarı ışıklar aniden sönerek pastel bir mor alacakaranlığa büründü. Plastik masaların, oyun hamurlarının ve top havuzunun üzerini ince bir çiğ tabakası, yapay bir rüya nemi kapladı.

​Sürahideki koyu mavi cam-sıvı, tırmanma piramidinden aşağıya, sünger matların üzerine doğru taşmaya başladı. Sıvı matlara değdiği an, zemin bir ayna gibi parıldadı ve tavanla taban yer değiştirdi.

​Artık tepedeki top havuzunun dibine bakıyordun; aşağıda ise sonsuz, boş ve yapay bir alacakaranlık gökyüzü uzanıyordu. Bilincin, o mavi cam-sıvının akıntısına kapılarak, anaokulunun aynalaşan zemininden geçip bir sonraki rüya katmanına doğru süzüldü.

​LAYER 4: THE DAYCARE

SLEEP CYCLE: INFINITE

DREAMING...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.