İçeriğe geç

The Last Song Of The Black Swan | Marauders Fanfiction

Bölüm 2 · 3 dk okuma

The Last Song Of The Black Swan | Marauders Fanfiction

Bölüm 2

-2-

Karşısındaki Sirius'a baktı Celestia. Dudaklarında ufak bir tebessüm belirirken, kendisine yaklaşmaya başlayan Sirius'un her adımı, kalbine bir darbe indiriyordu. Arkada kısık bir müzik sesi vardı. Dudaklarındaki o tebessüm büyüdükçe büyüdü. Sirius kendisinin tam önünde durduğunda nefesini tuttu.

"Sirius..."

"Celestia."

Bu anı yıllardır bekliyordu. Sirius'a sarılmak için bir adım ileri attığı sırada kalbinin tam ortasından bir darbe yiyeceğini tahmin edememişti. Omuzlarından itilmesiyle beraber dengesini kaybedip geriye doğru düşmeye başladı. Ancak bu normal bir düşüş gibi kısa sürmedi. Düştükçe düştü... Ta ki tanımadığı bir evin tam önünde, dizleri üstünde gözlerini açana kadar.

"AVADA KEDAVRA!"

Yeşil ışık genç kızın mavi gözlerinde parladı ve aniden bu evin kime ait olduğu hafızasında belirdi. Dizlerinin üzerinden kalkıp eve doğru koşmaya başladığı sırada bir yandan da bağırıyordu.

"Hayır!"

Boğazımın ağrısıyla uyanmıştım. Bir anda sıçramıştım da denebilirdi. Nefesimi toplamaya çalışırken, etrafa bakındım. Odada kimse kalmamıştı. Anlaşılan yine derse geç kalmıştım. Elimin tersiyle alnımdaki terleri silip ayaklandım ve kısa sürede hazırlanıp ortak salondan çıktım. Lily'i bulmam gerektiğini hissediyordum. Ne de olsa şeytanla bir anlaşma imzalamıştık. Adımlarımı hızlandırıp iksir dersinin olduğu sınıfa yetiştim. Tam da diğerlerinin dersten çıkış saatiydi. Gözlerimi dört açmış, etrafta Lily'i arıyordum.

"Derse neden gelmedin Swan?"

Arkamdan gelen nazik ses ve dokunuş ile hızla döndüm. Tahmin ettiğim gibi karşımda Lily Evans duruyordu. Şu hayattaki belki de en iyi arkadaşımdı. Okulun ilk yıllarında Hogwarts Express'de karşılaşmış ve birbirimizi kollayacağımıza söz vermiştik.

"Uyuyakaldım, hem notları senden alabilecekken neden bu saçma derse katlanayım ki?"

Lily göz devirip gülmüştü. Onun gülüşü benim de gülümsememe sebep oluyordu. Her ne kadar James ve çapulcular kadar olmasa da, Lily'nin yanında benim de bir farkım kalmıyordu. Lily yürümeye başlayınca, bende ardından ilerlemeye başladım. Yanına yetişip koluna girdiğimde yüzümde muzip bir gülümseme duruyordu.

"Eee nasıldı?"

"Hiç, sıradan bir iksir dersi..."

"Onu sormuyorum Lils! James Potter'ı diyorum."

Lily aniden durmuş ve gözlerini kısıp bana o korkutucu bakışı atmaya başlamıştı. Bu bakışın anlamını herkes bilirdi. En yakından bilen kişi ise bendim. Bu yüzden bütün dişlerimi göstererek gülümsedim.

"Hadi ama soruyorum sadece! Dedikodu..."

Lily iç çekti, ardından konuşmaya başladı. Ancak beklediğim cevabı alabildiğimden emin değildim. Çünkü tek konuştuğu benim derslerle daha ilgili olmam gerektiğiydi.

"Sana söylüyorum Celes, James Potter'ı merak edeceğine daha fazla ders çalışmalısın."

Bunları kıskançlık yüzünden mi söylediğini yoksa ciddi mi olduğunu bilmiyordum ama içimden bir ses, kesinlikle kıskandığını söylüyordu. Bu da yüzümdeki gülümsemenin daha da büyümesine sebep olmuştu.

"Sen onu seviyorsun."

"Sevmiyorum?"

"Seviyorsun Lils, kimseyi kandırmayalım."

Lily'nin yüzündeki çiller kırmızılığı kapatamadığı için, utandığını anlamak da zor olmuyordu. Hafifçe gülüp başımı iki yana salladım yaşlı cadılar gibi.

"Siz gençler..."

"Kesecek misin sesini Celes?"

Dudaklarıma hayali bir fermuar çekip yürümeye devam ettim. Bu ajanlık işi düşündüğümden daha eğlenceli olacak gibi duruyordu.

James Potter'ın Anlatımıyla

Anlaşma elbette harika gidiyordu. Tabii benim için biraz tuhaftı. Kardeşim gibi gördüğüm iki insanı birbirine ayarlamaya çalışıyordum.

"Her Sirius, Slytherin kızları hakkında ne düşünüyorsun?"

"Hepsinin akrabam olduğunu."

Diye yanıtladı sorumu Sirius. Kaşlarımı çattım ve bir Remus'a bir de Sirius'a baktım tekrardan.

"Hepsi akraban olamaz?"

Sirius "cidden mi" dercesine bir bakış atmış ve elindeki dal ile oynamaya devam etmişti. Ben ise hala daha Celestia ile Sirius'un akraba çıkabilecek olması şokundaydım. Bahçeye yeni gelen kişilere bakarken, aralarında Celestia ve Lil-Çiçeğim'i görmemle gözlerim parladı.

"Mesela şu kız, senin akraban mı?"

Sirius gösterdiğim yöne baktı ve kaşlarını çattı.

"Lily Evans mı?"

"Hayır, yanındaki. Siyah saçlı olan."

Sirius bir süre yalnızca kıza bakmış, ardından başını iki yana sallamıştı. Celes'in ilgisini çektiğini anlamak zor değildi. TANRI AŞKINA! Kusacaktım.

"Pekala James, Lily'den vazgeçtiğini farketmemiştim."

Bekle bekle bekle... Bu iş hiç istediğim yere gitmemişti. Yüzümü iğreniyormuşçasına buruşturarak Sirius'a baktım. Tanrı aşkına ben o kızın bezini yüzüme fırlattığı zamanları biliyordum! Ki bu bile Sirius'un düşüncesinden daha az iğrençti.

"HAYIR? Saçmalama."

"O halde neden bana onu soruyorsun?"

'Çünkü lanet vaftiz kardeşim sana sırılsıklam aşık' diyemediğim için susmuştum. Hızlı düşünmem gerekiyordu. En ufak bir bekleyiş bile şüphe uyandırabilirdi.

"Bana ruhsal ve bedenen çok yakın biri..."

"Tanrı aşkına vaftiz kardeşin olmadığına göre sevgilin James?"

Hızlı düşünmemeliydim. Bundan kaçış yolumu düşünüyordum ancak pek kolay olmayacaktı. Derin bir nefes aldım ve tam inkara geçecekken Peter'ın konuşmasıyla ona baktım.

"Şu Severus Snape değil mi?"

Sirius ve benim için bu, her ne yapıyorsak bırakmamız için kırmızı bir tuş gibiydi. Sirius yerinden kalkarken ben ise hala ne yapacağımı bilemez haldeydim. Neredeyse düşerek yerimden kalkıp Severus'a doğru ilerlemeye başladım.

"Beni bekleyin!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.