İçeriğe geç

The Inheritor

Bölüm 3 · 4 dk okuma

The Inheritor

Bölüm 3

3

Sabahına tüm krallık büyük bir yasa boğulmuştu. Şans eseri ise anne babasını ölü bulan kişi ise Prenses Marcail olmuştu, şok yüzünden bayıldığı için odasına yatırılmış ilaçlarla kendine getirilmeye çalışılıyordu.

Deborah bunu duyunca en küçükleri olup onda büyük bir travmaya sebep olacağını düşündüğü için bir hışımla onu görmeye gitti.

Odaya girdiğinde hekimler onu ayıltmayı başarmıştı. Kısık gözlerle etrafa bakan prenses Deborah'a görünce elini uzatıp ağlamaya başladı.

Elini tutup yatağın köşesine oturdu ve ona sarılıp ağlayan prensesi kolları ile kavradı.

"Bunu kim yapar! Nasıl yapar! Caniler!"

"Ahh sakin olun prensesim, ateşiniz yükselmiş. Ben gidip bu işin ucunda kim varsa bulup gözlerinizin önünde kellesini alacağım."

"Söz mü?"

Burnunu çekip yaşlar akan gözler ile ona bakan prensesin göz yaşlarını elinin tersi ile sildi.

"Söz veriyorum."

Hekimlerin birini yanına çağırıp odanın dışına çıktı.

"Ona sakinleştirici bir şeyler verip uyutun. Ateşini de düşürün."

"Elbette efendim."

Hızla oradan ayrılıp sarayın dışına çıktığında Javaid ve Nolan koşarak yanına geldi.

"bu ne sikim okay be! buna kim cürret edebildi??"

Javaid sinirden delirmiş bir şekilde küfürler savururken Nolan ikisinin etrafında daireler çizmeye başladı.

"Yakınlarından biri olmuş olmalı yoksa normal biri buna kalkışsa anında öldürürlerdi oracıkta."

Deborah arkadaşlarının sinirine karşı sakin kalıp ikisinin de omzuna elini koydu.

"Hadi bulalım şu şerefsizi."

Uzun süren bir aramanın ardından Edna'yı sarayın arka duvarından ona bakarken gören Deborah gizlice yanına gitti.

Yanında gördüğü asker büyük ihtimal prensesin bahsettiğiydi.

Edna işimi halledip oradan tüydükten dakikalar sonra tüm sarayı inleten bir bağırma sesi ile herkes olduğu yerde durdu.

"YAKALDIM! SUİKASTÇİ PIÇ KURUSUNU YAKALDIM!"

Yakasından tutup yerde süründürerek meydana getirdiğinde ilk hamle Javaid'den gelmişti.

"Seni adi!"

Karnına sert bir tekme yiyen asker öksürmeye başladığında sinirden kudurmakta olan Nolan daha sert bir tekme attı.

"Neden yaptın bunu şerefsiz!"

"B-Ben.."

"Yeter artık!"

Deborah sinirli bir şekilde elini havaya kaldırıp durdurdu.

"Bırakın da cezasını varisimiz Prens Ivan ve ailesi versin."

Yerde kıvranan askerin içliklerle kalacak şekilde zırhını ve formasını çıkarıp öylece ana saraya götürdü.

Tahtta oturmuş perişan halde haber bekleyen Ivan, Wilma ve Audrey ise yerde sürüklenen kişiyi görünce ayaklandılar.

" Ne oluyor burada? "

Ivan çatık kaşları ile sorgulayınca Deborah olayı anlattı. Wilma gözyaşlarına boğulurken ise Audrey diğer kardeşlerinin çağırılmasını emretti.

Dakikalar içinde herkes gelmişti. Marcail ise koşarak salona daldığında dizleri üzerine çöktürülmüş haini görüp hızla yerine geçti.

Ishtar ağlamaktan gözleri şişmiş bir şekilde işaret parmağını haine yöneltti.

"Neden yaptın bunu!?"

Ivan ise kardeşini bir bakışı ile susturup devam etti.

"Bunun mazereti ne olursa olsun bize ne anlatırsan anlat cezası idamdır! Ama bilmem gerekiyor neden yaptın ya da kim yaptırdı?"

"Prensim b-ben...ailem için yaptım. Kral Charles benim ailemi sebepsizce öldürttüğünde içimi hırs ve kin kaplamıştı."

"Bu ne cürret!!"

Ivan sinirle tahtından fırlayıp üzerine yürüdü ve yakasından tutup sendeledi.

"Sen kim olduğunu sanıyorsun!"

"Özür dilerim lütfen beni bağışlayın ellerimi kesin dişimi kesin ama lütfen beni ÖLDÜRMEYİN."

Ishtar sinirle ayaklandı.

"Sen kimleri öldürdüğünün farkında mısın? Koca kral ve kraliçe ölmüşken sen mi yaşayacaksın?"

"N-Ne...a-ama.."

"Ne aması?"

Göz ucuyla cellat bakıp eli ile işaret verdi.

"Öldür şu haini!"

"Bekleyin hayır ben yapmadım durun lütfen!"

Tam cellat onu öldütecekken Ivan kılıcını çıkarıp başını bedeninden ayırdı. Yerde yuvarlanan kafatası Deborah'ın ayağına geldiğinde Ishtar'a baktı. Askeri resmen kandırmıştı. Ve onca göz yaşı akıtması gerçekten harika bir oyunculuktu.

*****

Marcail salondan çıkarken yanından selam vererek geçen Deborah'ın durdurdu.

"Kendimi iyi hissetmiyorum, bahçede bana eşlik eder misin?"

"Elbette prensesim, önden buyrun."

Ishtar ise önden bahçeye çıkan ikiliyi görüp peşlerinden gitti. Biraz uzakları da durduğu için konuşmaları duyamıyordu.

Marcail bir anda Deborah'ın koluna sarıldı.

"Odama gelip bana destek olduğun için ve sözünü tutup o haini bulduğun için teşekkür ederim."

"Ne demek, ben verdiğim sözleri her zaman tutarım."

"Bu yüzden en sevdiğim insanlardan biri sensin bu koca krsllıkta."

"Bu benim için büyük bir onurdur."

Ishtar ikisi arasındaki samimiyeti görünce hızlı ama sessiz adımlarla yanlarına gitti.

"Deborah!"

Marcail hemen kolunu çekip ablasına baktı. Deborah ise saygı eğilmesi ile karşılık verdi.

"Buyrun prensesim."

"Benimle gel! Bu suikastten sonra tek başıma güvende hissetmiyorum!"

Deborah, Marcail'e dönüp gülümsedi.

"Müsaadenizle."

*****

Ikili odaya geldiğinde Ishtar ayna karşısına geçip örülü saçlarını açmaya başladı. Ona bakan arkadaşını fark edip saçını tekrardan arkaya attı.

"Sen aç."

Deborah ve Edna birbirine anlamsızca bakınca tekrar etti.

"Aç hadi!"

Arkasına geçip saç örgülerini tek tek açtıktan sonra Ishtar tarağını uzattı. Ses etmeden alıp canını acıtmamak için iki büklüm şekilde saçını tardıktan sonra tarağı masaya koyup eğildi.

"Benim babamın yanına dönmem lazım izniniz olursa."

Ishtar mutlu bir yüz ifadesi ile ona bakıp bir şey demeden eli ile git işareti yaptı ve boynuna güzel kokulu kolonya sürmeye başladı. Güzel bir şarkı mırıldaması eşliğinde...

Deborah odadan çıktıktan sonra üzerini değişip geceliğini giydi, yatağa uzandığında ise Edna kendi elleri ile yaptığı bir kremi getirip prensesin göz altlarına sürdü.

"Bugün çok ağladınız prensesim, bu şişlik ve morluklara iyi gelecek."

Ishtar kıkırdadı.

"Annemin köpekliğini yapan ablam Wilma'dan daha çok ağladığıma inanamıyorum. Kendimi baya kaptırmışım."

"Ama harika bir rol sergilediniz, size hayran kaldım."

"Kendimi buna alışırmalıyım."

Cümlesi bittiğinde pis bir sırıtma ile devam etti.

"Çünkü arkasından ağlamam gereken daha çok kişi olacak..."

Bölüm sonu

1 yorum