İçeriğe geç

The Inheritor

Bölüm 2 · 4 dk okuma

The Inheritor

Bölüm 2

2

Akşam vakti gelmişti. Büyük aile yemeğinden sonra Prenses Isthar odasına çekilip Edna aracılığı ile Deborah'ı çağırttı. İçeriye giren Deborah oldukça gergin ve mutsuz bir şekilde odada dolaşıp durdu.

"Şunu keser misin başım döndü."

"Benden istediğin şeyin farkında mısın bu bahçede yılan öldürmek değil koca kral ve kraliçenin katli."

Sesi biraz yüksek çıkınca Ishtar yerinden kalkıp yanına gitti ve eli ile ağzını kapattı.

"Shh! Duyacaklar sessiz ol biraz."

Deborah derin bir nefes alıp prensesin yatağında duran kıyafetlere baktı simsiyah bir kıyafet vardı. Saçını ve burnundan aşağısını kapatan bir maske de yanındaydı. Kıyafetleri alıp prensesin arka odasında giyindi. Dışarıya çıktığında Ishtar'In yüzünde beliren gülümseme ile kendine aynadan baktı. Giydiği kıyafet o kadar dardı ki göğsü belirgindi ve alt kısmı da öyle. Neyse ki kuşacancağı ekipmanlar onu kurtarıyordu. Hemen beline ve sırtına takıp hazır ve nazır bir şekilde prensesin karşısına dikildi.

"Hazırım."

"Güzel, yakalanma sakın yoksa seni ben bile kurtaramam ona göre."

"Biliyorum."

*******

Koridorun duvarlarına sürünerek sessiz adımlarla giderken en ufak tehlike hissettiğinde siyah kıyafeti sayesinde akşam karanlığının oluşturduğu gölgelere saklanıp kaybolmayı başarıyordu Deborah.

Uzun ve maceralı bir yolun ardından ileride 2 askerin nöbet tuttuğu kapıyı gördü.

"İşte.."

Boğazını temizleyip başındaki maskeyi çıkardı ve askerlere doğru ilerledi.

"Nöbet işi zor olmalı."

Askerler bir anda lafa giren kişiye baktılar ve saygı duruşuna geçtiler.

"Evet efendim!"

"Bu yüzden size yardım etmeye geldim. Duyduğuma göre son günlerde bir grup söylenti yayılmış. Kral ve Kraliçeyi tahttan indirme mevzusu. Güvenliği arttırmak adına bizzat gelmek istedim. Siz buradayken ben içeride nöbet tutacağım pencereden gelmeye çalışan olabilir her ihtimal göz önünde bulundurulmalı. "

" Haklısınız efendim! "

Askerler kapıyı sessizce aralayıp Deborah'a içeriye aldı ve geri kapattı.

Deborah kapıya yaslanıp gözlerini kapattı. Belinden babasının ona özel yaptığı karbon çelik raven bıçaklarını çıkarıp iki eline aldı ve bi tur parmakları arasında çevirdi.

Beline astığı maskeyi tekrardan başına geçirip düşünmeye başladı ilk kralı öldürse kraliçe uyanıp çığlık atar planı bozardı ama kralın da yastığının altında bıçak olduğunu biliyordu. İkisini aynı anda öldürmek biraz zordu. Yine de ilk kraliçe ile başlamayı mantıklı bulup kraliçenin olduğu tarafa yöneldi. Bıçağını sessiz ve hafif bir hareketle boynuna doğru yöneltti. İlk başta cesaret edemese de Ishtar'In ona olan güvenini zedelemek hiç istemiyordu bu yüzden kendine gaz verip bıçağı iyice kavradı.

Boğazı bıçakla kesilen kraliçe şok içinde gözlerini açıp katiline baktı fakat sesi çıkmıyordu. Kanlar içinde yerinde çırpınırken Kral ani bir refleks ile yastığın altından bıçağını çıkarıp yataktan fırladı. Muhafızları çağıracağını anladığı an Deborah panik yapıp ellerine baktı. O bağırmaya başlamadan yatağın diğer tarafından iki bıçağı da Krala fırlattı biri başına diğeri kalbine isabet edince daha bağırmaya fırsatı bile olmadan yere yığılmıştı Kral Charles.

İşini garantiye almak in yanına gidip bıçaklarını aldığı sırada onun da boynunu kesip bir kez daha kalbine bıçak sağlayıp çekti.

Fakat işi daha bitmemişti. Yatağın yan tarafında üzerine gölge düşmüş çıkıntıya saklanıp duyulacak bir ses ile bağırdı.

"Muhafızlar!"

Ikisi de panikle içeriye dalıp etrafa bakındı, karşılarında öldürülmüş Kral ve Kraliçeyi görmeyi beklemiyorlardı. Bir anda kafalarının arkasından giren bıçaklar ile yere yığıldıklar. Fakat içlerinden biri hala kıvranıyordu. Deborah gölgeden çıkıp yanlarına gitti. Bıçaklarını kafalarından çekip iyice ölmeleri için birkaç kez kafalarına batırıp çıkardı. Bu iş suikastten çok toplu cinayete dönmüştü.

İşi bitince Kral'ın yatağının örtüsü ile bıçaklarındaki kanı temizleyip beline tekrar taktı. Dışarıya çıkıp etrafı kolaçan etti ve geldiği şekilde gölgelere saklanarak Prensesin odasının yolunu tuttu.

Dakikalar sonra sorunsuz şekilde odaya gelmişti.

Ishtar, üzerindeki kanları görünce parlayan gözlerle ve mutlu bir ifade ile yanına koştu.

"Başardın değil mi!?"

"E-Evet.."

Elini Deborah'ın mutsuz suratına yaklaştırıp yanağını okşadı.

"Sadece sana güvenebileceğimi biliyordum."

"Ama beni yakalayacaklar. Mutlaka bu işin ucunda kim var araştıracaklar."

"Merak etme onu hallettim. Bir askerle konuştum suçu üstlenecek cezası idam olduğu halde ben onu kurtarıp sadece sopa cezasına çevirteceğime söz verdim. Neden yaptığını sorarsa da doğaçlama bir yalan uydurur artık. Ama merak etme."

"Gidip kendisi mi itiraf edecek?"

"Hayır, katili arama görevi zaten babanla sende olacağı için sen askerin yanına gidip onu abimin huzuruna çıkaracaksın. Onu bulan kişi olarak da herkesin gözünde artı puan alacağın aşikar."

"Ya asker ihanet ederse?"

"Öyle bir şansı yok."

"Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"

"Çünkü annesi ve kız kardeşi elimizde."

"Ne!"

"Sen neden sorguluyorsun bunları? İşini yaptın ve bitti. Rahatla artık."

Deborah, aklını tamamen kaçırmış olduğuna inandığı prensese anlamsız bir bakış atıp kanlı kıyafetlerini eskilerle değişmeye gitti. Çıktığında Edna elindeki kanlı kıyafetleri aldı.

"Bunlarla ben ilgilenirim."

"Teşekkür ederim."

"Ne demek, görevim."

******

Kendi odasına geldiğinde Deborah içini kaplayan bir sıkıntı ile uyumayı başaramamıştı. Normalde düşman askerleri öldürmek ona bir şey hissettirmiyordu ama suçsuz günahsız 2 muhafızı ve daha da kötüsü koca imparator ve imparatoriçeyi öldürmüş olma düşüncesi ona asla huzur vermiyordu.

Daha da çok düşündüğü şey ise Ishtar'ın bu denli kafayı sıyırmış olmasıydı. Belki de kafayı sıyırmamıştı? Hep böyleydi ama kimseye belli etmemişti belki de.

Fakat bildiği tek şey şu ki Ishtarla olan ve çocukluktan gelen o samimi geçmişleri anısına bile olsa onu yarı yolda bırakmayacaktı.

Hiçbir zaman..

Bölüm sonu

1 yorum

  • Hikayelere geç başlamak çok iyi bir teknik hsisjsjshshs hiç yeni bölümü beklemiyorum.🐥🐥

    1Yanıt