Kraliçe Freya şaşalı elbisesi ile ayna karşısında son kontrollerini yapıp yardımcıları eşliğinde odadan çıktı. Yavaş adımlarla ana salona doğru ilerlerken bir yandan baş yardımcısı Anna davetliler listesini okuyor bilgilendiriyordu.
''Lord Dwight neden listede yok?''
Anna kontrolleri tekrar yaptığında ismi buldu.
"Beni affedin Majesteleri, gözümden kaçmış."
"Bir daha böyle bir hata yapayım deme!"
Dik ve asil duruşunu bozmadan ana salona girdi.
Kraliçeyi gören herkes ayaklanıp eğilmeye başladı. Hepsinin içinden yavaş adımlarla selam vererek geçip tahtına çıkan merdivenlerde durdu.
Kral Charles elini uzatıp Kraliçeye tahtına kadar eşlik ettikten sonra ikisi de oturdu ve Kral'ın elini aşağıdan yukarıya doğru kaldırması ile herkes doğruldu.
"Herkesin burada olması ne güzel."
Kral sol tarafındaki varis koltuğunda oturan en büyük oğlu Ivan'a baktı.
"İleride bu insanlar senin tahta çıkışın için toplanacaklar, onların gönlünü kazan, seni desteklemeleri çok önemli bunu biliyorsun."
Ivan başı ile onaylayıp başını dik tuttu ve etrafa bakındı.
"Diğerleri nerede?"
Kraliçe Freya emin bir şekilde cevap verdi.
"Birazdan gelirler. Ondan öncesinde, neden gidip Lord Dwight'I buraya çağırmıyorsun? Bir yandan da konuklara selam verirsin."
Ivan ayağa kalkıp kalabalığa doğru ilerledi yaklaşık 15 dakika boyunca yanına gelen herkesle sıcak bir şekilde konuşup selamlaştıktan sonra Lord'un yanına gitti.
" Sizleri burada görmek ne güzel Lordum"
"Prens Ivan."
Ayağa kalkıp önünde eğildi.
"Lütfen, bizler bir aile gibiyiz. Sizin bu kraliyet için yaptıklarınızı asla ödeyemeyiz."
"Bu benim görevim efendim."
"Lütfen buyurun Kral ve Kraliçe sizi yanlarında istiyorlar."
"Ah ne büyük onur. Ama izniniz olursa kızımı kontrol edip gelebilir miyim?"
"Tabiki, kızınız görmeyeli uzun zaman oldu belki onu da getirmelisinizdir."
"Elbette.."
Ivan başı ile onaylayıp yerine doğru ilerlediğinde Dwight salondan dışarıya çıkıp kızını aradı. Saray içinde bulamayınca bahçeye bakındı ve onu arkadaşının oğlu Javaid ile kılıç antremanı yaparken buldu.
"Javaid! Bu haksızlık daha pozisyon almamıştım!"
"Bu iş hıza ve çevikliğe bakar yavaş olursan ölürsün aptal!"
"Sensin Aptal!"
Dwight gülümseyerek yanlarına geldi.
"Birincisi, her koşulda antrenman yapmanız çok güzel fakat ikincisi burası bir saray ve kelimelerinize dikkat etmeniz gerekiyor."
Javaid boynunu eğince kızı gülümsedi.
"Her zaman bir üçüncün vardır baba.."
"Ve evet, üçüncüsü de benimle gel kızım Kral ve Kraliçenin huzuruna çıkacağız. Seni uzun zamandır görmüyorlar."
Küçük demir kılıcını beline takıp arkadaşı ile vedalaşan kızını alıp ana salona geri döndü.
Küçük kız etrafına bakınıp duruyordu, bunu fark eden babası merakını giderecek bir cümle kurdu.
"Prenses Isthar hala gelmedi."
Dakikalar sonra o mükemmel asil soylu ailenin yanına gelmişlerdi. İkisi de önlerinde diz çöküp eğildi. Kraliçe Freya tatlı bir gülümseme ile elini küçük kızın çenesine uzatıp kafasını kaldırdı.
"Ne kadar da büyümüşsün. Çok güzelsin."
"Sizin güzelliğinizin yanından geçemem Kraliçem."
Kraliçe hoş bir kıkırdama ile
"Ağzı da çok iyi laf yapıyor aynı babası."
Kral Charles ise gözümü kıyafetlerinde gezdirdi.
"Şimdiden kılıç kuşanmışsın, büyüyünce babanın yerine geçip tüm kraliyeti güvenlik yükünü sırtlan aya kararlısın bakıyorum."
"Elimden gelenin en iyisini yapacağım efendim."
"Bunu duymak çok güzel."
Ivan o sırada soğuk suratını bozmadan espri yaptı.
"Büyüyünce benim ve ailemin güvenliğini sen alırsın o zaman, bizi senden başka lim koruyabilir."
"Ah Ivan, bir yandan kraliyeti diğer yandan seni ve aileni nasıl korusun bu kız?"
Kraliçe de devam ettirirken küçük kız hevesle başını tekrar kaldırdı.
"Yaparım! Yeter ki isteyin."
Tam o sırada bir destur sesi yayıldı.
"Prenses Wilma! Prenses Audrey ve Prenses Rachael!"
Lord ve kızı köşeye geçip kapıdan giren prensesler karşısında diğer konuklar gibi eğilirken küçük kız göz ucu ile prensesler baktı.
Rachael resmen koca salonu aydınlatan bir melek gibiydi. Ve oldu bitti onun güzelliğine hayran kalırdı. Aralarında çok yaş farkı olmaması ise onu mutlu eden tek şeydi. İleride rütbe sahibi olup Prenses Rachael's daha yakın olabilecekti.
Mükemmel gülümsemesi ile insanlara selam verip tahtların yakınlarına gelip ellerini önde birleştirip dikildi. Diğer ablaları gibi.
Herkes tekrardan doğrulunca Rachael ilk olarak Lord'un yanındaki kıza baktı. O da hayran gözlerle ona bakıyordu. Tatlı bir gülümseme ile karşılık verdi ve salona doğru bakındı.
Geri kalan saatlerde diğer prens ve prensesler de gelmişti fakat hala gelmeyen biri vardı. Tam nerede kaldı diye düşünülürken destur sesi yankılandı.
"Prenses Ishtar!"
İçeriye giren eşsiz sarı parlak saçları ve yeşil gözleri ile tüm dikkatleri üzerine çeken küçük prenses havalı ve asil yürüyüşü ile yerine geçti. Kafasını çevirip Lord'un kızına baktı.
"Burada olmana sevindim, sen olmasaydın sıkılırdım."
"Ben de seni aradım ama yoktun. Neden geciktin?"
"Edna saçım için çok uğraştı gitmeme izin vermedi."
"Neyse sonuçta geldin."
Koca bir gün boyunca süren bu davet sonunda tüm konuklar güzel bir şekilde uğurlandı.
Lord kızını da alıp saraydan tam çıkacakken ana kağıda onları bir ses durdurdu.
"Bekleyin!"
"Prenses Isthar."
"Lord Dwight, sorun olmazsa kızınız ile bir süre oynayabilir miyiz?"
"A-Ama.."
"Lütfen."
"Ah, pekala nasıl isterseniz Prenses."
"Teşekkür ederim."
Hemen ellerinden tutup içeriye kaçırdığı kızı o merdivenden o merdivene sürükledikten sonra büyük kapılı bir odaya geldiler.
İçeriye girdiklerinde milyonlarca pahalı ve lüks oyuncaklar ile karşılaştılar.
"Çay saati yapalım."
"Benim antrenmana gitmem gerekiyordu."
"Boşversene, bana vakit ayırmıyorsun uzun zamandır."
"Ama güçlü olmazsam seni nasıl koruyacağım?"
"Beni mi? Rachael'i korursun sanıyordum."
"Neden?"
"Ona olan hayranlığını biliyorum."
"ona herkes hayran."
"Peh! Ben ondan güzelim."
"Hahah."
Ishtar memnuniyetsiz bir ses tonu ve bakış ile ona döndü.
"Ne demekti bu şimdi? Güzel değil miyim?"
"Güzelsin merak etme."
*******
Yıllar yıllar geçmişti. Yakın bir zamanda hastalanan Lord Dwight geçici olarak yerini kızına yani Deborah'a emanet etmişti. Fakat bu emanetin ömürlük olacağı belliydi. Bir daha ayaklanıp işlerinin başına dönmesi imaksızdı.
Saçını yukarıdan bağlayıp kıyafetlerini ve kılıcını kuşanan Deborah sakin tavrı ile saraya girdi.
Artık büyümüştü ve önemli bir rütbeye sahip olmak üzereydi. İstikamet Prenses Isthar'ın odasıydı ve o yöne doğru ilerledi.
Tam o anda karşısına çıkan kişi ile sendelendi ve durup önünde eğildi.
"Prenses Rachael, her zamanki gibi parıldıyorsunuz."
Rachael o meşhur tatlı gülümsemesi ile karşılık verdi.
"Teşekkür ederim. Lord Dwight nasıl oldu?"
"Gittikçe kötüleşiyor, sanırım bazı şeylere hazırlıklı olmam gerekebilir."
"Gerçekten çok üzüldüm, ona bir şey olursa hepimiz üzülürüz."
"Umarım olmaz, iyi günler."
Tekrardan selamını verip yoluna devam etti. Sağ sol yukarı sol tekrar yukarı ve sağ koridor. İşte gelmişti.
Kapıyı tıklattı ve cevap bekledi. Kısa süre sonra kapıyı Edna açtı.
"Deborah, içeri gel."
Girdiğinde beyaz saten parlak geceliği ile yatağında güne yeni uyanmış prensesi gördü. Sarı uzun saçlarını yana atıp Edna'ya baktığında mesajı alan Edna tarak setini hazırladı. Prenses Ishtar yatağından kalkıp koltuğa oturdu arkasına da Edna geçip yavaştan saçını taramaya başladı.
"Deborah, istediğin bir yere oturabilirsin."
"Böyle iyiyim, neden buradayım peki?"
"Seninle önemli bir şey konuşmamız gerekiyor."
"Ne ile ilgili?"
Ishtar gözlerini ona dikti.
"Bu tahtın varisi ben olmalıyım. Sıramı bekleyemem. Sıra bana gelene kadar yaşlanıp öleceğim. Ben diğerlerinin taht deneyimini izlemeye gelmedim bu dünyaya."
"Peki benle be ilgisi var?"
Ishtar ayağa kalkıp Deborah'a yaklaştı.
"Bu konuda güvenebileceğim tek kişi sensin. Eğer kral ve kraliçe ölmezse. Varis sırası başlamaz. Ivan tahta geçmeli artık."
"Ne diyorsun sen? Hem Ivan tahta geçse bile sen yine sıranı beklemek zorundasın."
"Hayır. Ivan daha hiçbir şey yapamadan zayıf bir kral olmasını sağlayıp onu tahttan indireceğiz."
"O asla zayıf bir kral olamaz!"
"O zaman öldüreceksin."
"Ben mi!?"
"Senden başka bunu kimseye yaptıramam."
"Bana da yaptıramazsın! Ben yokum."
Tam gidecekken Ishtar kolunu tuttu. Normalden daha da yakın durup gözlerinin içine baktı. Elimi yanağında gezdirip kulağına doğru eğildi ve fısıldadı.
"Lütfen."
Deborah geri çekildi ve anlamsız bakışlarla baktı.
Ishtar ise devam etti.
"Sen kraliyetin en rütbeli en güçlü askeri olarak benim yanımda durursan ben de tahta geçersem ikimizin gücü ile bu ülke ve krallık en iyi dönemini yaşayacak! Seni bizzat yanıma alacağım. Rahat bir hayatın olacak daha ne istiyorsun!?"
"Bunu istemiyorum."
"Deborah, en yakın arkadaşlar birbirine yardım eder sanıyordum. Bana verdiğin sözü unuttun mu? Biz çocukken söylemiştin."
"Canım pahasına bile olsa yanında olup semi koruyacağım demiştim, Kral ve Krsliçeyi öldürürüm demedim."
"O zaman yaşamamın bir anlamı yok. Oturup asla çıkmayacağım tahtın sırasını bekleyerek ölmeyeceğim. Şimdi ölsem daha iyi."
Ishtar kapıyı açıp balkona çıktığında Deborah blöf yaptığını düşündü. Fakat balkonun demirine çıkıp gerçekten atlamak üzere olduğunu anlayınca koşup onu geceliğinden tuttu ve çekti.
Ikisi de yere yapışınca Deborah nefes nefese bir şekilde oturup aklını kaçırmış prensese baktı.
"Tamam! Sakin ol! Ne diyorsan yapacağım."
Ishtar bu cevabı zaten beklediği için memnun bir şekilde gülümseyip yerinden kalktı ve içeriye geçip aklındaki planı Deborah'a anlatmaya başladı.
Bu gece...
Bir suikastin başlangıcı olan gece olacaktı.


