İçeriğe geç

The House Of Noctivis

Bölüm 5 · 3 dk okuma

The House Of Noctivis

Bölüm 5

Bölüm 5- Sınır Varlıkları II

Çan sesi dersliğin taş duvarlarında yankılanarak sustuğunda öğrenciler yavaş yavaş toparlanmaya başladı.

Kimse acele etmiyordu.

Bu, Veilmoor’da sık rastlanan bir durum değildi.

Bazı dersler bittiğinde insanlar rahatlamış görünürdü. Defterler kapanır, sandalyeler gıcırdar, koridorlara taşan sesler yükselirdi.

Fakat bu kez sınıfta tuhaf bir dinginlik vardı.

Sanki herkes, kendisine sorulan sorunun cevabını zihninin bir köşesinde taşımaya karar vermişti.

Sizi insan yapan şey nedir?

Liora kalemini kapatıp çantasına koydu.

Ophelia hâlâ düşünceli görünüyordu.

Normalde böyle anların ardından şaka yaparak havayı dağıtırdı. İnsanların fazla ciddileşmesinden hoşlanmazdı.

Bu kez sessizdi.

“Bunu neden söyledin?” diye sordu Liora.

Ophelia başını kaldırdı.

“Neyi?”

‘Birbirlerinde iz bırakmaları’ meselesini.”

Ophelia’nın bakışları masanın üzerinde gezindi.

Birkaç saniye düşündü.

“Çünkü…” dedi yavaşça, “insanların birbirlerini ne kadar değiştirdiğini fark etmiyoruz.”

Defterini kapattı.

“Beş yaşındayken annem çiçekleri sularken sürekli şarkı söylerdi. Şimdi bazen aynı melodiyi mırıldandığımı fark ediyorum.”

Sesinde hafif bir gülümseme vardı.

“Babam sinirlendiğinde sağ kaşını kaldırırdı. Ben de yapıyorum.”

Sonra bakışları uzaklaştı.

“Bir arkadaşının kullandığı kelimeleri kullanmaya başlıyorsun. Bir öğretmenin ses tonunu taklit ediyorsun. Sevdiğin insanlardan parçalar alıyorsun.”

Liora onu izliyordu.

“Bence insan olmak…” dedi Ophelia sessizce, “…tek başına mümkün değil.”

Selene çantasını omzuna geçirirken onlara baktı.

“Bu korkutucu.”

“Neden?” diye sordu Vivienne.

Selene duraksadı.

Çoğu insan onun cevap vermeyeceğini düşünürdü.

Ama Vivienne’e dönüp sakince konuştu.

“Çünkü yanlış insanlara güvenirsen, onların izlerini de taşırsın.”

Vivienne’in yüzündeki ifade yumuşadı.

“Bunu Ardent Hanesi mi öğretti?”

Selene’in ağzının kenarı neredeyse fark edilmeyecek kadar kıvrıldı.

“Hayır.”

Çantasını düzeltti.

“Bunu insanlar öğretti.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Liora, Vivienne’in Cassian’a doğru baktığını fark etti.

Bu bakışta sahiplenicilik yoktu.

Yalnızca alışkanlık vardı.

Cassian ise kitabını kapatıyordu.

Yüzünde her zamanki o sakin ifade vardı.

Sanki derste söylenen hiçbir şey onu etkilememiş gibiydi.

Fakat Liora, onun cevap vermeden önceki duraksamasını hatırlıyordu.

“Bir insanın hikâyesini elinden alırsanız…”

Bütün cevaplar eksikti.

Bu cümleyi gerçekten düşünerek söylemişti.

Vivienne onun yanına yaklaştı.

“Bu akşam kütüphaneye geliyor musun?” diye sordu.

Cassian başını kaldırdı.

“Mirel Araştırmaları Kulübü için mi?”

Vivienne hafifçe güldü.

“Adını sen koyduğun için hâlâ sinirliyim.”

“İtiraf etmelisin ki etkileyici.”

“Hayır.”

“Küçük düşürücü?”

“Kesinlikle.”

Cassian’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Öyleyse başarılı olmuş.”

Vivienne gözlerini devirdi.

Liora onları izledi.

Aralarında rahat bir tanışıklık vardı.

Yılların verdiği bir ritim.

Sessizlikleri bile doğal görünüyordu.

Birbirlerini etkilemeye çalışmıyorlardı.

Birbirlerini zaten tanıyorlardı.

Tam o sırada Cassian’ın bakışları istemeden Liora’ya kaydı.

Bu kez dikkatini çeken şey onun sessizliği değildi.

Liora, diğerleri konuşurken dinliyordu.

Gerçekten dinliyordu.

İnsanlar genellikle cevap vermek için beklerdi.

Liora anlamak için bekliyordu.

Bakışları, konuşan kişinin yüzünde küçük değişiklikleri takip ediyor, söylenmeyen şeylere de kulak veriyormuş gibi görünüyordu.

Bu onu anlaşılmaz yapmıyordu.

Aksine…

İnsanların fark etmediği kadar dikkatli yapıyordu.

Ve Cassian bunu daha önce de fark etmişti.

Belki de bu yüzden onu okumak zorlaşıyordu.

Çünkü Liora Selwyn, kendisini anlatmaktan çok başkalarını anlamaya çalışıyordu.

“Ne?” diye sordu Liora.

Cassian gözlerini kırpıştırdı.

“Hiç.”

Vivienne kaşını kaldırdı.

“Bu çok ikna edici değildi.”

“İnsanları gözlemlemek alışkanlık.”

“Bunu biliyoruz,” dedi Vivienne.

“Sorun da o.”

Cassian’ın bakışları bir anlığına Liora’nın koyu kahverengi gözlerinde kaldı.

Sonra omuz silkti.

“Bazı insanlar hakkında fikir yürütmek daha uzun sürüyor.”

Liora’nın sesi sakindi.

“Belki de acele etmemen gerekiyordur.”

Bir an sessizlik oldu.

Sonra Cassian’ın yüzündeki ifade değişti.

Çok hafif.

Neredeyse fark edilmeyecek kadar.

Fakat Liora ilk kez onun gerçekten afalladığını düşündü.

Çünkü Cassian Mirel insanları anlamaya alışkındı.

Onlar hakkında sonuçlara varmaya.

Sınıflandırmaya.

Yerlerine koymaya.

Liora ise sanki ona şunu söylüyordu:

Beni çözmek zorunda değilsin.

Ve belki de hayatında ilk kez biri, Cassian’ın insanlara yönelttiği dikkati ona geri yansıtıyordu.

Dışarıda yağmur yeniden başlamıştı.

Veilmoor’un taş kulelerine usulca vuruyordu.

Koridorlardan öğrencilerin sesleri yükseliyor, bir sonraki ders için acele eden adımlar yankılanıyordu.

Hayat devam ediyordu.

Ve belki de insanı insan yapan şey gerçekten buydu.

Büyük trajediler değil.

Yüce idealler değil.

Bir ders çıkışında arkadaşlarınla yürümek.

Yıllardır tanıdığın insanların seni hâlâ şaşırtabilmesi.

Birinin söylediği tek bir cümlenin zihninde beklenmedik bir yer edinmesi.

Ve bir gün dönüp baktığında…

Kim olduğunu biraz da başkalarının bıraktığı izler sayesinde anlayabilmek.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.