İçeriğe geç

The House Of Noctivis

Bölüm 4 · 4 dk okuma

The House Of Noctivis

Bölüm 4

Bölüm 4 — Sınır Varlıkları

Derslik, akademinin kuzey kulesinin alt katında bulunuyordu.

Diğer sınıflardan farklıydı.

Burada kavanozlara kapatılmış örnekler, iskeletler ya da korkutucu yaratık çizimleri yoktu. Bunun yerine duvarlar tavana kadar uzanan kitap raflarıyla kaplıydı. Felsefe, etik, anatomi ve büyü tarihi üzerine yüzlerce cilt yan yana dizilmişti.

Sınıfın ortasında yarım ay şeklinde yerleştirilmiş masalar bulunuyordu.

Tartışmak için yapılmış bir derslikti burası.

Yargılamak için değil.

Liora yerine otururken Ophelia raflara göz gezdirdi.

“İnsanlar neden anlamadıkları her şeyi kategorize etmeye çalışıyor?”

Liora cüppesinin kollarını düzeltti.

“Korkuyu yönetmek daha kolay oluyor.”

“Belki de,” dedi Ophelia düşünceli bir sesle, “isim vermek sahip olmak gibi hissettiriyordur.”

Selene defterini açtı.

“Bu cümleyi not al.”

Ophelia şaşkınlıkla ona döndü.

“Bana iltifat mı ettin?”

“Hayır.”

Selene duraksadı.

“Yalnızca mantıklıydın.”

Vivienne ön sıralardan başını çevirdi.

“Bazılarımız için bu zaten iltifattır.”

Ophelia’nın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Annem çiçekçiydi,” dedi birden.

Liora ona baktı.

Ophelia genelde ailesinden bahsetmezdi.

“Çocukken bana her çiçeğin iki ismi olduğunu söylerdi. İnsanların verdiği isim ve birbirlerine verdikleri isim.”

“Çiçekler birbirleriyle konuşuyor muydu?” diye sordu Selene.

“Bilmiyorum.”

Ophelia omuz silkti.

“Ama insanlar kesinlikle konuşuyor.”

Bakışları sınıfın içindeki öğrencilere kaydı.

“Herkes birbirine isimler veriyor. Sessiz. Kibirli. Zeki. Tehlikeli. Güvenilir.”

Bir an sustu.

“Sonra o isimlere inanmaya başlıyoruz.”

Liora onu izledi.

“Ve?”

Ophelia’nın sesi yumuşadı.

“Ve bazen insanlar sana yanlış ismi veriyor.”

Sınıfa kısa bir sessizlik yayıldı.

Profesör tam o sırada içeri girdi.

Cüppesini düzelterek öğrencilerin karşısında durdu.

“Bugünkü sorumuz şu,” dedi.

Bir kitap açtı.

“Sizi insan yapan şey nedir?”

Sınıfta kimse hemen cevap vermedi.

Ve ilk kez Liora, Veilmoor’un yalnızca büyü öğretmediğini düşündü.

Onlara kendileri hakkında cevaplamaya cesaret edemedikleri soruları sormayı öğretiyordu. Profesör, sorusunu sorduktan sonra tahtaya hiçbir şey yazmadı.

Sizi insan yapan şey nedir?

Sınıfın üzerinde ağır bir sessizlik oluştu.

Veilmoor’da sessizlikler boşluk değildi. Bir düşüncenin şekillenmesini bekleyen alanlardı.

Kimse aceleyle el kaldırmadı.

Kimse doğru cevabı bulmaya çalışan çalışkan öğrenci heyecanıyla öne atılmadı.

Çünkü bazı soruların doğru cevabı yoktu.

Profesör, öğrencilerin yüzlerini tek tek inceledi.

“Başlayalım,” dedi. “Biyolojik açıdan.”

Ön sıralardan bir öğrenci elini kaldırdı.

“İnsan anatomisi.”

“Yetersiz.”

Başka biri konuştu.

“Bilinç.”

“Tanımlayın.”

“Öz farkındalık.”

Profesör başını hafifçe eğdi.

“Yani kendinin farkında olan her varlık insan mıdır?”

Kimse cevap vermedi.

“Acı çekebilmek?” diye önerdi Vivienne.

Profesör bu kez ona döndü.

“İlginç.”

Vivienne, sırasının üzerinde ellerini birleştirdi.

“Acı, ahlaki sınırlarımızı belirleyen şeylerden biri olabilir. Acı çekebilen bir varlığa karşı sorumluluk hissederiz.”

“Her zaman mı?” diye sordu Selene.

Vivienne ona baktı.

“Hayır.”

“Öyleyse acı da yeterli değil.”

Profesörün yüzünde belli belirsiz bir memnuniyet oluştu.

“Ardent.”

Selene kalemini çevirmeyi bıraktı.

“İnsanları insan yapan şey seçim yapabilmeleridir.”

“İçgüdülerimize rağmen?”

“Evet.”

Profesör düşünceli bir ifadeyle başını salladı.

“Ya seçim yapma kapasitesi elinden alınırsa?”

Selene birkaç saniye sustu.

“Yine de insan kalır.”

Liora, Selene’in sesindeki kesinliği fark etti.

Bunu düşünmeden söylememişti.

Sanki çok önceden verilmiş bir cevabı tekrar ediyordu.

Profesör sınıfın diğer tarafına döndü.

“Mirel?”

Cassian başını kaldırdı.

Uzun parmakları açık duran kitabın kenarında duruyordu.

“Dil.”

Sınıfın bir kısmı ona baktı.

Profesör kaşını kaldırdı.

“Dil?”

Cassian’ın sesi sakindi.

“İnsanlar yalnızca iletişim kurmazlar. Anlatılar oluştururlar.”

Bakışları, bir anlığına karşı sıraya kaydı.

“Liderler uluslar yaratır. Aileler gelenekler yaratır. İnsanlar kendileri hakkında hikâyeler kurarlar.”

Bir an durdu.

“Kim olduklarını o hikâyeler aracılığıyla anlarlar.”

“Yani?”

“Bir insanın hikâyesini elinden alırsanız…” dedi Cassian, “…geriye ne kaldığını bilmiyorum.”

Sınıfta kimse konuşmadı.

Liora, Cassian’a baktı.

O ise profesöre bakıyordu.

Sanki verdiği cevabın ağırlığını hissetmiyor gibiydi.

Fakat Liora, onun parmaklarının kitabın kapağına biraz daha sıkı bastığını fark etti.

“Mantıklı bir yaklaşım,” dedi profesör.

“Fakat eksik.”

“Elbette,” diye cevap verdi Cassian.

“Bütün cevaplar eksiktir.”

Bu kez Profesör gerçekten gülümsedi.

Çok hafif.

Neredeyse görünmeyecek kadar.

“İyi.”

Sonra gözleri arka sıralara kaydı.

“Ve sen, Ophelia?”

Sınıfın dikkati bir anda ona döndü.

Ophelia hazırlıksız yakalanmış gibi görünmedi.

Sadece birkaç saniye düşündü.

Sonra yavaşça konuştu.

“Bence insanları insan yapan şey…” dedi.

“…birbirlerine ihtiyaç duymaları.”

Sessizlik oldu.

Ophelia devam etti.

“Bir insanı tek başına bir yere bırakırsanız, hayatta kalabilir.”

Bakışları masanın üzerindeki çiziklere indi.

“Ama yaşamayabilir.”

Sınıf onu dikkatle dinliyordu.

“İnsanlar birbirlerini şekillendiriyor.”

Ses tonu sakindi.

“Bir çocuğun sesi annesine benzemeye başlıyor. Bir arkadaşının kullandığı ifadeleri fark etmeden tekrar etmeye başlıyorsun. Birinin sevdiği şarkıyı sen de seviyormuşsun gibi hissediyorsun.”

Başını kaldırdı.

“Sanırım insanları insan yapan şey…” dedi.

“…birbirlerinde iz bırakmaları.”

Liora’nın boğazında hafif bir düğüm oluştu.

Ophelia bunu öylece söylemişti.

Sanki sıradan bir fikir paylaşıyormuş gibi.

Oysa sesindeki kırılganlık, cümleyi bambaşka bir yere taşıyordu.

Birbirlerinde iz bırakmaları.

Profesör uzun süre cevap vermedi.

Sonunda yalnızca şunu söyledi:

“Belki de bugüne kadar aldığım en dürüst cevap buydu.”

Ophelia şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

“Gerçekten mi?”

“Bu seni neden bu kadar şaşırttı?”

Ophelia omuz silkti.

“Çünkü genelde insanlar beni yeterince ciddi bulmuyor.”

Profesör kitabını kapattı.

“Bu onların yanılgısı.”

Dersliğe yeniden sessizlik yayıldı.

Liora pencerenin dışına baktı.

Yağmur yeniden başlamıştı.

İnce damlalar camdan aşağı süzülüyor, Veilmoor’un kulelerini bulanıklaştırıyordu.

Bir anlığına, burada oturan herkesi düşündü.

Selene’in sert ama kararlı sesini.

Vivienne’in ölçülü zarafetini.

Cassian’ın hikâyeler üzerine kurduğu dünyayı.

Ophelia’nın, insanlar birbirlerinde iz bırakır derken yüzüne yerleşen o tarifsiz hüznü.

Belki de insan olmak tek bir cevaba sığmıyordu.

Belki insan olmak…

Bir başkasının hayatında bıraktığın şekildi.

Profesör masanın üzerine ellerini koydu.

“Önümüzdeki hafta,” dedi, “sınır varlıklar üzerine ilk vaka çalışmamızı yapacağız.”

Bakışları öğrencilerin üzerinde dolaştı.

“Ve şunu aklınızda tutun.”

Derslik yeniden sessizleşti.

“Bir varlığın ne olduğunu anlamadan önce…”

Sesi alçaldı.

“…ona ne olmasını istediğinizi sorgulayın.”

Çan sesi duyulduğunda kimse hemen ayağa kalkmadı.

Çünkü bazı dersler bilgi vermezdi.

Yalnızca insanın zihninde yankılanacak sorular bırakırdı.

Ve Veilmoor, cevaplardan çok sorularla şekillenen bir yerdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.