İyi Okumalar 🦋 _______________ İkili kamp alanını gezmeye başladıklarında güneş de yavaştan tepeden iniyordu. Bu da sıcak havanın birkaç saat içinde sanki hiç var olmamış gibi yok olup yerini soğuk havaya bırakacağına dair bir işaretti. Felix önden yürüyor, Hyunjin de onu bir adım gerisinde takip ediyordu. Revir çadırından çıkıp kampın merkezine doğru vardıklarında Felix arkasına dönerek uzun boylu komutana baktı. F: "Buraya sığınan kimsenin gelir kaynağı yok. Birçok çocuğun ailesi bile yok. Buraya ulaşmadan önce çoğu, açlıktan, hastalıktan vefat ettiller" Hyunjin anladım anlamında başını sallayarak etrafta sürekli bir şeylerle meşgul olan insanlara bakındı. Toplasan elli kişiden fazla insan yoktu ama yine de burada iyi idare ediyorlardı. F: "Gelir kaynağımız olmadığı için biz de kendimiz üretip kendimiz yiyoruz" Hyunjin Felix'e doğru bir adım daha yaklaşarak iri bedenini onun yanına yerleştirdi ve kolları birbirine çarpacak kadar yakın durdu ona. H: "Zor olmuyor mu? Böyle yaşamak?" Sarışın olan gülümseyerek başını kaldırdı ve çoktan ona bakan komutanın gözlerine baktı. F: "Zor olduğu için buradayım. Herkes kolay yaşam ister. Buradakiler de.." Havanın ani değişimiyle sert esen rüzgar doktorun sözlerini yarım bırakmıştı. Rüzgaz birbirine fazlasıyla yakın duran iki bedenin arasından geçemeyerek onların etrafında dolandı pervane misali. Sarışın olanın hafif kıvırcık saçları yüzüne dağıldığında Hyunjin gülümseyerek başını salladı. Böyle gerçekten civcive benziyordu. Rüzgar yüzünden dağılan saçlarını düzeltmeye çalışan Felix ise ne yazık ki Hyunjin'in ona olan anlık gülümsemesini görememişti. F: "Aslında iki aylığına gönüllü doktor olarak gelmiştim buraya. Ama buradaki durumları gördükten sonra bırakıp gidemedim. İyi kötü burayı canlandırmayı başardım. Aldığım maaşı da hem zor günler için biriktiriyorum, hem de buraya ilaç takviyesi kurmaya harcıyorum" Felix, komutanın yüzünde hiçbir ifade göremediğinde bakışlarını önüne doğru indirerek yürümeye devam etti. F: "İş bölümüyle çalışıyor insanlar. Yemek yapmakla, temizlik yapmakla, tamir, tarımcılık hepsiyle ayrı ayrı ilgilenen gruplar var" El yapımı tahta çitlerle örülmüş toprak arazisinin önünde durduklarında küçük olan bakışlarını tekrar komutana doğru çevirdi. F: "Burada beslediğimiz hayvanlarla ilgileniliyor ve yiyeceklerin tarımı burada yapılıyor" Çitle örülmüş arazinin onlara olan en uzak tarafını parmağıyla işaret ettiğinde Hyunjin onun boyuna eğilerek parmağıyla işaret ettiği tarafa bakındı. F: "Orada küçük ama işimize fazlasıyla yarayan dere var. Hem sulama için yeterli, hem de içilecek kadar temiz" Diğer tarafa gitmek adına arkasına döndüğünde beklemediği bir şekilde yüzü komutanın göğsüne çarpmıştı. Yanında duran beden ne ara arkasına geçmişti bilmiyordu. Şaşırmış bir şekilde gözlerini açarak bir adım geriye doğru attı ve elini alnına yaslayarak önünde dikilen uzun bedene baktı. Onun sırıtıyor olması Felix'i kızdırmıştı. Hyunjin anında çatılan kaşları gördüğünde ise kendisini toparlayarak gülmeyi durdurdu ve boğazını temizledi. Gıcık olduğu surata daha fazla bakmayarak yanından geçerek yürümeye devam etti sarışın. Birkak ağaç kütüğünün kesilerek, boyanıp tatlı sandalyeler yapıldığı boş alana geldiğinde istemsizce gülümsedi. Arkasına dönerek parmağıyla burayı işaret etti. F: "Burası da çocuklara eğitim verdiğimiz alan" Hyunjin memnun bir şekilde gülümseyerek tekrar küçük bedene doğru yaklaştı ve boyanmış ağaç kütüklerine baktı. Felix gerçekten de burada minik bir dünya kurmuştu. Bu insanlara tekrar yaşama hakkı sunmuştu. F: "Güneş tepeye çıktığı an burada dayanılmaz sıcak oluyor. Çok sık yağmur da yağmaz. Bu yüzden sabah erkenden, güneş çocukları rahatsız etmeyecek konumda olduğunda burada çocuklara eğitim veriyoruz." Felix de küçük çocuk gibi gülümseyerek Hyunjin'e baktı. Ailesini, evini, arkadaşlarını, oyuncaklarını kaybeden çocuklara umut olmak çok iyi hissettiriyordu. F: "İlk başlarda çok zordu ama Seungmin sayesinde işlerim kolaylaştı. Tamamen umudumu yitirdiğim zamanlarda Seungmin gönüllü doktor olarak geldi ve bugün de sizler.." Hyunjin ellerini arkasında birleştirerek belini dikleştirdi ve başını salladı. Buraya istemedikleri halde gönderilmiş olsalar bile görev görevdir. H: "Ben ve timim de sizlere yardım etmek için elimizden geleni yapacağız" Küçük olanın bakışları anında parlamıştı. İnatçı kişiliğine zıt bir şekilde tatlı gülümsemesini Hyunjin'e sunduğunda komutanı şaşırtmayı başarmıştı. Bu bakışmayı ilk kesen kişi Felix olmuştu. Tekrar arkasına dönerek kampın etrafında yürümeye devam etti. Hyunjin'in gelip gelmediğini kontrol etme girişiminde bile bulunmuyordu. Onun ağır adımlarının her daim peşinde olduğunun farkındaydı. Az önceki yürümelere nispeten daha uzun olan yürüyüşün sonunda Felix adımlarını durdurarak bu sefer boş arazinin iki yanına dikilen uzun sopaları işaret etti. F: "Burası sanırım mayınlı bölge" Hyunjin anında kaşlarını çatarak bir adım daha yaklaştı ve üzerinde kırmızı çarpılar olan sopalarla işaretlenmiş bölgede gezindirdi bakışlarını. F: "Ben gelmeden önce bu bölge işaretliydi. Savaş zamanı sanırım mayınlanmış. İnsanların kaçamaması için" Komutan başını onaylar anlamda sallayarak tek dizinin üzerine çöktü ve toprağın yumuşaklığına bakmak adına elini zeminde gezindirdi. Kampın diğer bölgelerindeki kurak ve parçalanmış toprak tipinden farklı olarak buradaki toprak yumuşak kum tanecikleri gibiydi. Tam da kazılıp, mayın yerleştirmeye uygundu. H: "Buraya Jisung'un bakmasını söyleyeceğim. Kesinlikle bu alanı kapatmalıyız, işaretlenmiş soplar yeterli değildir" Felix başını onaylar anlamda salladı. Uzun zaman sonra etrafında ona yardım edecek kişilerin olması iyi hissettiriyordu. F: "Alan çok büyük, burayı çitle çevirebilecek kadar çok tahtamız yok" Hyunjin ayağa kalkarak elini belindeki telsize attı Han Jisung'a ulaşmak için ama telsizi buranın frekanslarına uygun ayarlamadığını hatırladığında telsizi cebine geri bıraktı. H: "Şimdi güneş batmak üzere. Yarın sabah erkenden buraya bir çözüm buluruz" Komutan son kez uzun sopanın üzerindeki işarete bakmak adına mayınlı bölgeye biraz daha yaklaştı. İşaretleri net görebilmek adına mayınlı bölgeye adım attığında Felix nefesini tuttu. F: "Dikkatli olun komutan" Hyunjin yüzünün ona taraf dönük olmamasını kullanarak sırıttı ve sopanın işaretlerini inceledikten sonra duraksadı. Bu doktor onunla uğraşmıştı. Şimdi uğraşma sırası ondaydı. Mayınlı bölgeye doğru bir adım daha attıktan sonra duraksayarak olduğu yerden uzaklaşmayarak arkasını döndü. F: "Ne oldu? Sorun mu var?" Hyunjin sesli bir şekilde yutkunarak başını salladı. İçini korku saran beden ise yerinde daha fazla duramayarak birkaç adım daha yaklaştı komutana doğru. H: "Öncelikle sakin oluyorsun.." F: "Mayın! Mayına mı bastınız komutan?" Sarışın olan panik bir şekilde bağırarak ellerini başına yasladığında uzun beden kahkahalara boğulmamak için kendisini zor tuttu. Alt dudağını ısırarak başını onaylar anlamda salladı. H: "Gerçekten mayınlıymış burası." Felix dolu gözlerini kırpıştırdı ve çığlık atmamak için elini ağzına bastırdı sıkıca. Şimdi ne olacaktı? Bunun bir kurtuluş yolu var mıydı yoksa ölecek miydi yakışıklı komutan? F: "Ne yapacağız? Lütfen kaçış yolu olduğunu söyle" Hyunjin başını önüne eğerek sağa sola salladı kafasını. Ve fısıldayarak konuştu. H: "Maalesef.. eski tipli mayın olmalı. Bunların patlamayı engellemek için çekilecek pinleri yok" Felix gözlerinden istemsizce akan yaşları elinin tersiyle iterek başını salladı. Olsmazdı buna izin veremezdi. H: "Şimdi git ve Han Jisung'a haber ver. Eğer bir yolu varsa sadece o biliyordur" Sarışın olan hızlıca başını onaylar anlamda salladı. Hyunjin her an koşmaya hazır olan bedene doğru elini uzattı ve onu biraz daha yanına çağırdı. H: "Yaklaş bana. Şu telsizi al haberleşmek için" Hala bu yalana inanan beden beklemeden komutana doğru yaklaştı ve aralarında bir adım mesafe kaldığında elini uzattı telsizi almak için. Lakin Hyunjin telsizi Felix'e vermek yerine onu elinden tutarak kendisine doğru sert bir şekilde çekti ve küçük bedenin göğsüne çarpmasına neden oldu. H: "Güüüm! İkimiz de öldük" Komutan sahte patlama sesi çıkararak deminden beri tuttuğu kahkahalarını serbest bıraktı. Hala olayın şokunda olan Felix ise öylece nefesini tutmuş bir şekilde komutanın göğsüne yaslanmıştı. Tüm bunların kötü bir şaka olduğunu daha yeni anlıyordu. Sinirli bir şekilde başını kaldırdığında sırıtan suratı görmek onu daha da sinirlendirmişti. Gerçekten komutana bir şey olacak, onu kurtaramayacak, gözünün önünde patlayarak parçalara ayrılacak diye çok korkmuştu. İçindeki öfke giderek daha çok büyüdüğü için kendisini tutamayarak yumruğunu sert bir şekilde komutanın karnına geçirdi. Tabii ki kendisi de tek yumrukla koskoca adamı iki büklüm yapabileceğinin farkında değildi. Lakin Hyunjin saniyeler içinde karnını tutarak belini eğmişti ve yüzü hiç de iyi gözükmüyordu. H: "Sanırım dikişlerim patladı" _______________ Al kırdın kırdın Bunlar böyle uğraşmaya devam ederlerse sonunda birinin bir yerleri kopacak
Bölüm 3
{3} Yaklaş bana
11 yorum
kanepeye niye vuruyon yeni aldı Hyunjin onu Lix.
slk huncin
Hyunjinin dikişleri de mi var umarım ilerlerken felix hyunjinin yarasına kontrol etmek isterken kendini altta bulur umarım hyunjinin vücutta şimdi taş gibidir (birazcık🤏 saçmalamış olabilirim he deyin geçin)
Hyunjinin dikişleri de mi var umarım ilerlerken felix hyunjinin yarasına kontrol etmek isterken kendini altta bulur umarım hyunjinin vücutta şimdi taş gibidir (birazcık🤏 saçmalamış olabilirim he deyin geçin)
Başlamak için çoook geç kaldım ama sonunda inatçı ve güçsüz olmayan lixie okumak muqqo
Aa bu bölüme niye yorum yok seni seviyorum avukatım ve yazarım(zırtoların ama)
Bana böle şaka yapılsa yapan kişiyi öldürürdüm bu nasıl saka
OhaFelixyavas napion aslanım?!? 😥
abooo
Oha amk
Slm
1Yanıt






