İçeriğe geç

The Healer (HyunLix)

Bölüm 2 · 5 dk okuma

The Healer (HyunLix)

Bölüm 2

{2} İnatçı bir damar

İyi Okumalar 🦋 _____________ Güneş, öğleye yaklaşmanın verdiği güçle inatçı sıcaklığını daha da artırmıştı. Aynı hava gibi insanlar da aynıydı. Aynı koşuşturmacalar, aynı sorunlar, aynı zorluklar. Felix, revir çadırının kapısını eliyle aralayarak içeri giren Hyunjin ve askerleri görünce derin bir nefes aldı. Sonunda askerler üzerlerindeki ağır ceketi çıkarıp, bu havaya uygun olan tişörtleriyle kalmışlardı. S: "Buraya gönüllü değil de zorla gelmiş gibiler" Seungmin eğilerek, sandalyede oturan Felix'in kulağına fısıldadığında Felix de onaylar anlamda başını salladı. Burası hakkında hiçbir bilgilerinin olmaması bunu belli ediyordu zaten. F: "Sırayla oturun" Felix kıvrılan sarı saçlarını kulak arkasına iterek, sesine yumuşak ama tartışmaya pek yer bırakmayan bir ton yerleştirmeye çalışarak konuştu. Bugün yeterince tartışmaya girmişti dik kafalı, bir şeyden anlamaz komutanla. F: "Kamp alanındaki hastalıklardan korunmanız için aşı olmanız gerekiyor" Askerler birbirlerine kısa kısa bakışlar atarak, çoktan terlemiş üniforma tişörtleri üzerlerine yapışmış bir halde, söylenmeden dizildiler. Kimsenin iğneden kaçacak hali yoktu, zaten güneş yeterince cezalandırıyordu onları. Gerçi buraya gelmeleri bile onlar için bir tür cezaydı. C: "İşinize karışmak gibi olmasın doktor ama iğnenin içeriğini öğrenebilir miyiz? Birliğe duyurmamız gerekiyor da" Felix gülümseyerek başını salladı ve elindeki reçeteyi kaslı adama uzattı. Gerçi hepsi kaslıydı.. göze hitap açısından hiç fena değillerdi. S: "Birliğe bir şey duyurmak için buradan şehir merkezine gitmeli ve mektup yazarak göndermelisiniz. Tabii mektubunuz yolda kaybolmazsa ulaşıyor" Seungmin kollarını önünde birleştirerek deminden beri ona bakmayı durdurmayan askere karşı konuştu. C: "Bilgi için teşekkürler. Bizim işimiz bu" Felix ve Seungmin birbirlerine bakarak "ne halleri varsa görsünler" bakışı attıllar. Bir süre sonra mektup göndermeyi keseceklerine emindiler. Çünkü kendileri de yardım için fazlaca mektup yazmış ve asla cevap alamamışlardı. Tabii askerlerin özel haberleşme uydularına sahip olduklarını bilmiyordu bu ikili... Daha fazla uzatmayarak Metal tepside dizilmiş enjektörlerden birini aldı sarışın olan. Şırıngayı ambalajından çıkararak sıvıyı onun içine çekti ve askerlerin sırayla oturması için onlara doğru baktı. Felix her askerin kolunu tutup kolundaki deriyi hafifçe gererek, küçük bir dikkatle iğneyi batırıyor, ardından kısa bir "bitti" fısıltısıyla onların kalkmasına izin veriyordu. Hyunjin ise tüm bu olanları ellerini göğsünde kavuşturmuş, yüzünde hiçbir şey belli etmeyen o tipik komutan ifadesiyle sıranın en sonunda ayakta bekleyerek izliyordu. Yine de bakışlarını Felix'in parmaklarının hareketlerinden bir an olsun kaçırmıyordu. Bir asker daha kalkıp yerini boşalttığında Felix başıyla kapının yanında dikilen komutana doğru konuştu. F: "Komutan, sıra sizde" Hyunjin hiçbir şey demedi, sadece ağır adımlarla yaklaşıp sandalyeye oturdu. Herkesin aksine o üzerinden çıkarmadığı üniformasının kolunu usulca sıyırırken yüzünde küçücük bile olsa bir huzursuzluk görünmüyordu. Asla duygularını belli etmiyordu. Sanki yüzü tek bir ifadede sıkışıp kalmış gibiydi. Felix yaklaşarak Hyunjin'in kolunu iki eliyle kavradı. Dokunduğu derinin, bütün gün güneş altında kalmış bir taş gibi sıcak olmasına bir an şaşırdı, ardından bu düşüncesini belli etmeyen küçük bir tebessümle başını eğdi. Nabzın attığı noktayı arar gibi kol üzerinde gezdirdi parmaklarını. F: "İğneden korkmuyorsunuz değil mi komutan?" Diye alttan alttan alaycı bir tonda, gözlerini kaldırıp ona bakmadan sordu. Bu sorunun üzerine ise komutanlarını izleyen beşliden kıkırtı kaçmıştı. Hyunjin onları susturmak adına kaşlarını çatarak onlara taraf döndüğünde hepsi dümdüz hazır vaziyette durarak başlarını dikleştiemişlerdi. H: "Askerim ben" Hyunjin kısa ve net bir şekilde cevap verdi. Felix dudaklarının kenarını hafifçe ısırarak güldü. İğneyi hazırlarken başını yana eğdi. İlk karşılaştığında sevmişti bu komutanı ama sonradan fazlasıyla gıcık olduğu için onunla uğraşası geliyordu. F: "Asker de olsa iğneden korkabilir, sorun değil yani korkuyorsanız saklamanıza gerek yok" Hyunjin tam, bu sefer sert bir şekilde karşılık verecekken iğne koluna hafifçe battı. Yüz kasları istemsizce gerildi, çenesindeki çizgiler belirginleşti. Felix bunu fark ettiğinde ise dufaklarını birbirine bastırarak sinsi gülüşünü sakladı. F: "Ah" Felix ustaca sahte bir şaşkınlık nidası çıkarığında, Hyunjin zaten bir şeylerin ters gittiğinin çoktan farkındaydı. Bu küçük ama sinsi doktorla başı biraz dertteydi. F: "Bir saniye, damarı tam tutturamadım galiba" Hyunjin kaşlarını çatıp, koluna doğru eğilerek dikkatlice baktı. İğne damarına değil de damarından baya uzak bir noktadaydı. Üstelik damarları bu kadar belirginken kaçırmayı nasıl başarmıştı.. H: "Ne demek tutturamadım?" Felix yüzünü ciddiye oldukça benzer bir ifadeye bürüdü ama gözlerinin içindeki yaramazlık saklanacak gibi değildi. Saklamaya çalışsa bile Hyunjin bunu anlayacak kadar ustaydı. F: "Kıpırdamayın, biraz canınız acıyabilir." İğneyi hafifçe geri çekip yeniden batırdı sert deriye. Gereğinden daha yavaş, daha nazik ama kesinlikle daha az ustaca. Hyunjin'in nefesi göğsünde kısa kısa takıldı, ama gururu acıyı bastırmak için bütün gücüyle direniyordu. Resmen doktor kolunu delik deşik etmişti. Hyunjin arkadan gelen kıkırtıları tekrar duyduğunda kaşlarını çatarak başını arkaya çevirdi ve gözleriyle askerlere çıkmasını işaret etti. Bu sefer göze batan kişi Seungmin olduğu için o da elini ağzına bastırarak gülüşünü sakladı ve çadırdan çıktı. Son iki ay içinde Felix'i iyi tanımıştı. O komutanın suyunu sıkmadan bırakmayacağına emindi. H: "Doktor.." Yakışıklı komutan dişlerinin arasından sinirle fısıldadığında, Felix onun kolunu tutan parmaklarını biraz daha sıkıp eğildi, aralarındaki mesafe istemeden kısaldı. Bu sefer Hyunjin onun nefesinin sıcaklığını yanağında hissetti. Havanın sıcaklığı yetmezmiş gibi bu vücudunu biraz daha ısıtmıştı. F: "Sizinkisi inatçı bir damar ben ne yapabilirim ki Komutan?" Hyunjin başını sarışına doğru biraz daha yaklaştırarak keskin bakışlarıyla onun masum olan gözlerine baktı. Gözlerindeki parlaklık o kadar masumdu ki şu an yaptıklarını görmezden gelirse dünyanın en masum insanı olarak seçebilirdi onu. H: "Benimle özellikle uğraşıyorsunuz" Felix sonunda kahkahasını saklayamadı. Omuzlarını umursamaz bir şekilde kaldırarak "belki de" diye fısıldadı. Son kez iğneyi ustalıkla batırdı, bu sefer gerçekten bitirmişti. Pamuğu bastırıp komutanın kolunu bıraktığında parmaklarının sıcaklığı bir an daha Hyunjin'in teninde asılı kaldı sanki. Hyunjin ayağa kalkarken kolundaki ufak sızıyı hissedip istemsizce gülümsedi. Hayatında ilk defa bu kadar inatçı ve korkusuz birisyle karşılaşıyordu. İnsanları tanıma konusunda çok iyiydi ve karşısındaki sarışın doktorun ne kadar dik başlı birisi olduğunu şimdiden anlamıştı. Koluna bastırdığı pamuğu çeketek yer yer kızaran koluna baktı ve başını salladı. En azından damarını patlatmamış, veya sinire denk getirmemişti.. iyi tarafından bakarsak. H: "Bana kampı gezdirecek ve buradaki bilgileri bana aktaracak kadar zamanınız var mı?" Felix masasındaki çöpleri temizlemeyi bırakarak başını kaldırdı ve az önce kolunu delik deşik ettiği için azıcık pişman olduğu yakışıklı komutana baktı. F: "Hayret ben siz kendinize üs bulmak adına keşfe çıkacaksınız sanmıştım" Hyunjin derin bir nefes alarak sert adımlarla masanın arkasında dikilen bedene doğru yaklaştı. Attığı her adımda ağır botlarının sesi etrafta yankılanıyordu. Felix her ne kadar gerilse de geri adım atmak istemediği için dik bir şekilde bekledi. Sonunda uzun beden tam onun önünde dikildiğinde nefesini tuttu. Yüzü, Komutanın göğsüne denk geldiği için başını kaldırarak Hyunjin'in gözlerinin içine baktı. Kolunda hissettiği sert dokunuşla bakışlarını kolnu rahatça kavrayan parmaklara baktı. H: "Anlaşılan biz hiç iyi anlaşamayacağız doktor" ________________ Üç bölüm sonra seviştiler aldöslödslmd Ay çok özlemişim yorumlarınızı okuyup, bölüm sonuna saçma şeyler yazmayı hüüü 😣 Ee nasıl gidiyor? Yeni bebeğimi sevdiniz mi?

Bölüm sonu

11 yorum